|
1968 Kadınları: Hareketin ayak sesleri - Jacqueline Heinen |
|
|
|
|
Öğrenci ayaklanmasının Fransa’daki genel grevi ateşleyici rolü herkesin malumu. Bu, aynı dönemin Alman veya Amerikan öğrenci hareketleriyle karşılaştırılabilir türden toplumsal bir harekete dönüşme fırsatını bulabilmiş bir ayaklanma değildi kuşkusuz. Buna karşılık, Berlin veya Berkeley’de baş vermiş ve savaş karşıtı hareketin en güçlü olduğu günlerde otorite karşıtı sloganların çoğunu da kendine şiar edinmişti. Kapitalist eğitimin kâr güdümlülüğü, medyanın yoğun propaganda bombardımanıyla beyin yıkamadaki rolü, tüketim kültürü, savurganlık, hiyerarşi ve antiemperyalizm, 60’lı yılların sonunda tüm kapitalist ülkelerdeki öğrenci ayaklanmalarının ana temalarıydı ve eylemlerinin temel saldırı hedeflerini oluşturuyordu.
|
|
Devamını oku...
|
|
Özgürlükçü Sosyalizm Neden Feministtir? - Ecehan Balta |
|
|
|
|
ÖDP, Mart 2005'te Program ve Tüzük Konferansı'nı yapacak. Konferans'a giderken kadınlarla ilgili gerek program gerekse tüzük maddeleri önemli bir gündem halini aldı. Ancak bu gündemin olumlu ve parti içindeki kadınların konumunu ilerletici bir noktadan tartışıldığını ileri sürmek ne yazık ki pek mümkün değil. Daha ziyade, kadınların kadın hareketi olarak parti içinde gittikçe güçsüzleşmesi, kadınların kazanılmış haklarının en azından tartışmaya açılmasını beraberinde getirdi. IV. Olağan Büyük Kongre Sonuç Bildirgesi'nde yer alan “Özgürlükçü Sosyalizm Feministtir” başlığı da kongre salonunda büyük bir coşkuyla alkışlanırken program tartışmaları esnasında parti salonlarında en çok sorgulanan cümlelerden biri de yine bu oldu. Belli ki, ÖDP üyeleri halihazırdaki programda yer alan “cinsiyetçi olmayan bir sosyalizm” tarifini feministlerin partide bulunuşu ile açıklıyorlar, kendi kimliklerinin bir parçası olarak görmüyorlardı. “Çatı partisi” ya da “toplumsal hareketler arasında bir ittifak partisi” olarak ÖDP çözüldüğüne göre, “daha homojen bir kimlik” ihtiyacının sonucu olarak açığa çıkan “özgürlükçü sosyalizm” tanımlamasının/fikriyatının feminizmi de içermesine gerek yoktu. Eklenmiş bir kimlik olarak feminizm, muhatapları da olmadığına ya da eskisi kadar güçlü olmadığına, parti de artık ittifak partisi olmadığına göre programda yer almayabilirdi[1].
|
|
Devamını oku...
|
|
Feminizmi Güncelleştirmek - Özlem Onaran |
|
|
|
|
Feministler açısından kadın hareketiyle kadın kurtuluş hareketini birbirinden ayıran çok temel bir fark vardır. Kadın kurtuluş hareketleri kadınlar üzerindeki baskı ve şiddete karşı kadınların öznesi olduğu bir mücadelenin örgütlenmesinden doğar. Kadın hareketi ise illa da cinsel kimlikle ilgili bir başkaldırı üzerine oluşmaz. Genel toplumsal sorunlar etrafında sadece kadınlar olarak bir hareket yaratılması, özellikle anti-emperyalist, anti-faşist, savaş karşıtı mücadeleler, köylü hareketleri, ulusal kurtuluş hareketleri, hayat pahalılığına karşı eylemler vb. etrafında oluşan klasik "kadın hareketi" örnekleridir. Kadın hareketlerinde kadınlar aslında kadın kurtuluş hareketinin, yani feminist hareketin tam da isyan ettiği geleneksel kadın rolünü üstlenerek başkaldırır. Ama diğer yandan da paradoksal bir şekilde susan, evde oturan ya da fabrikada suskunluk içinde çalışan kadınlar bu hareketlerle yaşamın öznesi olmaya soyunmuşlardır. Örneğin Meksika'nın köylü kadınları işlerini kolaylaştırmak üzere köyün merkezine bir buğday değirmeni yapılması için veya su sağlanması için mücadele ederken ve üstelik başarılı da olurken niçin mutfağın baş sorumlusu olmak zorunda olduklarını sormuyorlardı. Ama diğer yandan bir kez sokağa çıkan ve isyan eden kadınlar bir daha eski munis eş, anne veya kardeşe kolay kolay benzeyemezdi. Meksika'lı feministler, ülkelerinde feminist hareketin güçlenmesinde bu paradoksu kavrayıp, feminist anlamda devrimcileştirebilmelerinin çok önemli olduğunu anlatıyorlar.
|
|
Devamını oku...
|
|
Militarizm ve Cinsiyetçilik - Fevziye Sayılan |
|
|
|
|
Kadınların gündelik yaşamda ve savaşta tecavüze uğradığını biliyoruz. Her iki durumda da bunu yapanlar erkekler olduğu için aralarında karşılıklı bir ilişki olmalı. Sıradan, herhangi bir erkeği cephede tecavüzcüye dönüştüren şey sırtındaki üniforma ve elindeki silahın yanı sıra, cephe öncesinde hangi süreçlerde kuruluyor? Karşımızda asker gibi davranan bir erkek mi yoksa erkek gibi davranan bir erkek mi var? Bu soruları yanıtlamaya çalışırken militarizm karşımıza kilit bir kavram olarak çıkıyor. Çünkü bu kavram aracılığıyla kurumlaşmış baskı ve şiddetin, erkeklik normunun ve değerlerinin oluşumundaki rolünü görüyoruz. Daha genel bir anlamda ise, bütün bir toplumu zapturapt altına alma ve savaş gibi açık şiddet ve imha politikalarının cinsiyetçi dinamiğini görüyoruz.
|
|
Devamını oku...
|
|
İçimizdeki sınırlar, dışımızdakiler… - Ecehan balta |
|
|
|
|
Yaşam süremin nerdeyse yarısı kadar zaman önce feminist olmuşum. Feminist olmak, “okuduklarımdan öğrendiğim bir şeyler” olmanın ötesinde, okuduklarımın hayatımı anlamamı kolaylaştırması ile ilgili idi daha çok. Başka kadınlarla bu deneyimleri paylaştıkça, bu anlama mücadelesi ister istemez dönüştürme mücadelesi ile de iç içe geçti. Genelleştirmiş oluyorum ama; feminizm en azından benim kuşağımdaki pek çok kadın için, kendinden başlayan ve kişisel olandan genele uzanan bir mücadele biçim oldu. Sosyalizm ise, yine bizim için genellikle tersten işleyen, genelden başlayan ve kendimize uzanan bir mücadele biçimi. Yani, önce işçi sınıfını “duyarız”, kendimizi “onun için” mücadele ediyor sanırız; sonra bir bakarız ki ne sosyalizm mücadelesi işçi sınıfından ibarettir, ne de tamamen bizim dışımızdadır.
|
|
Devamını oku...
|
|
Ekososyalist Bir Feminizm İçin... - Ecehan Balta |
|
|
|
|
Ekofeminizm 1970'lerde François D'Eubonne, Ynestra King, Vandana Shiva gibi kuramcılar tarafından ortaya atılıyor. Ekofeminizm, doğanın sömürüsü ile kadın ezilmesi arasında bir paralellik olduğu varsayımına dayanır.
1970'lerde açığa çıkan ekolojist, feminist ve diğer "ikinci kuşak toplumsal hareketler", daha ziyade işçi sınıfı hareketi içinde karşılanmayan ya da görmezden gelinen ihtiyaçlara, kimliklere, sorun alanlarına tekabül etmekte ve kendilerini çokça sınıf hareketinden ayırarak, ayrım noktalarını belirginleştirerek siyasal alana dühul etmekte idiler.
Bu, o dönemde keskin bir gerçekliğe tekabül ediyordu. O da, işçi sınıfı hareketinin ve genel olarak güncel Marksizm'in kütlesel olarak cinsiyet körü, ekoloji körü olduğu idi. Her ne kadar daha sonraki kuramsal ve politik açılımlar Marksizm'de böyle bir damar olduğu yönünde ikna edici argümanlar sunsa da, 1970'ler pek çok ülkede sosyalist solun toplumsal hareketleri en iyi ihtimalle işçi sınıfı hareketinin kaderine bağladığı, en kötü ihtimalle de yoksaydığı ve hatta sınıf düşmanı ilan ettiği yıllardı. Bu nedenle, bu hareketler, büyük oranda bağımsız, ayrılıkçı bir siyasal çizgi izlediler ve çoğunlukla kendi seyirlerinde geliştiler.
|
|
Devamını oku...
|
|
Dünya Sosyal Forumu'nun Ötesinde... Beşinci Enternasyonal - Eric Toussaint |
|
|
|
|
Dünya Sosyal Forum'u (DSF) Uluslararası Konseyi üyesi olan Eric Toussaint, DSF'nin dünyadaki sosyal mücadelelerde daha güçlü siyasal etkisi olan bir platform haline gelmesi gerektiğini savunuyor. Kendisi Forum'un içindeki bu organizasyonun orjinal biçimini koruması gerektiğini düşünen belli grupların direnişinden fazla endişe duymuyor. Onun için çözüm basit. "Eğer Forum bu siyasal işlevi kaldıramaz ise, Forum'u terk etmeden veya onu ortadan kaldırmadan yeni bir enstrüman inşa etmemiz gerekiyor.” Belçika'da bulunan Üçüncü Dünya Borçlarının İptali Komitesi (CADTM) başkanı Toussaint, Brasil de Fato gazetesi [1] için verdiği söyleşide, Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chávez'in Beşinci Enternasyonel çağrısına dayanarak, toplumsal hareketler ve siyasi partiler arasında diyalog kurma fikrini savunmakta. Aşağıdaki söyleşide Toissaint global ekonomik krizi, Latin Amerika birliği için girişimleri ve eski düzene ilerici alternatifler olmadığını düşündüğü BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) güçlerinin yükselişini tartışıyor. "Onların istedikleri eski emperyalizimlerle pazarlık ederek, uluslararası iktidardan, emekten ve global ekonomik bölüşümden ve doğal kaynaklara erişimden kendi paylarını almak."
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Türkiye’de Feminist Hareketin Son Çeyreği Üzerine |
|
|
|
|

Ecehan Balta - Özlem Barın - Fevziye Sayılan FEVZİYE: Feminizm açısından halihazırda –küresel ölçekte- çok büyük bir işleyiş var. Türkiye’de de, baktığınız zaman geçmişte feminist kadınların sayısı iki elin parmağı kadardı, bir zamanlar on yirmi kişi iken şimdi bu işle ilgilenen Türkiye çapında bir kadın ağı var; yönetimlerde kota diyor, şiddet diyor. Bunlar birbirlerine bağlı ama hiçbiri hareket değil bence artık. Önüne bir iş koyan ve bir şeyler yapan merkezleri, devasa küresel bir sektörün aktörleri gibi görüyorum.
ECEHAN: 1990’lı yılların başında Kadın Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü kurulduğunda “devletli feminizm” diye bir tanımlama yapmıştık ve bunun kadın hareketini soğuran bir işlev göreceğini öne sürmüştük. Bu bir düzeyde gerçekleşti ama biz de fazlasıyla bu ruh halindeydik. Bir feminist hareket olacaktı ama eylem odaklı hareketler ya da ittifaklar bizim için daha öncelikliydi. Tabii ki biz daha devrimci bir şey tahayyül ediyorduk ama sonuç olarak feministler belirli bir noktada okuma yazma kurslarına takılıp kaldılar. Bunu kötü bir şey olarak gördüğüm için söylemiyorum.
|
|
Devamını oku...
|
|
“Kadınlar Siyasete!” - Ecehan Balta |
|
|
|
|
Siyaset, en genel olarak iktidar ilişkilerini konu alan bilim olarak tanımlanabilir. Erkek iktidarı siyasetinin nesnesi olmanın dışında tutulmayı başarabildiyse, bunu yine siyasetteki erkek iktidarına borçludur. Eğer siyasetin nesnesi iktidarsa, iktidar sönümlendiğinde siyaset de sönümlenecek demektir. Ama erkek iktidarı kalacaksa, o zaman siyaset biliminin konusu salt kadın-erkek ilişkileri olarak yeniden tanımlanır.
Tanım olarak, erkek egemenliğini, eril iktidarı incelemeyen, dikkate almayan bir siyaset bilimi de, siyasal yaklaşım da söz konusu olamaz. Feminist siyaset ve hareket, bu farklılıkları da içinde barındıran bir çeşitlilikte literatüre ve hareket tarzına sahiptir. Dolayısıyla siyasal alanda erkek egemenliğine müdahalenin biçimi ve içeriği konusunda hem feministlerin kendi içinde hem de feministlerle diğer düşünce biçimleri arasında bir tartışma olması da doğaldır.
|
|
Devamını oku...
|
|
Feminist bir alternatife doğru |
|
|
|
|
Bu metin daha sonra Yeni Antikapitalist Parti’nin (NPA) kuruluşunda yer alan IV. Enternasyonal Fransa Seksiyonu Devrimci Komünist Birlik’in (LCR) manifesto taslağının bir bölümüdür.
Feminist olmak erkeklerden nefret etmek değildir; fakat kadınlar için sistematik olarak ayrımcılık, erkekler içinse ayrıcalık doğuran erkek egemenliği üzerine kurulmuş bir sosyal ilişkinin –ki bu ilişki biçiminin kollektif bir mücadeleyle ve özellikle kadınlarınkiyle değiştirilmesi gerekir- varlığının farkında olmaktır.
|
|
Devamını oku...
|
|
Arzu ve İktidar - Ceren Dikmen |
|
|
|
|
"Kendisine ateşli bir mektup yazan adama "en çok neremi beğeniyorsun?" sorusunu soran zalim kadının hikâyesinde adam "gözlerinizi" yanıtını verince kadın adamı baştan çıkartan gözlerinden birini pakete koyarak yollar." (1) Yaşamımız tahakküm altında. Gerçeğin yerini bunca imge almışken, imge tek gerçek olmuşken, elimizdeki tek dil bizi çevreleyen, sınırlarına hapseden, nasıl yaşadığımızı belirleyen bu dünyanın diliyken, cinsellik hakkında bir şeyler yazmak zor. Nasıl sevişeceğimiz, nasıl dokunacağımız bile bizim dışımızda ama kuşkusuz bizim de içinde olduğumuz bir süreçle belirleniyor, sonra tüm bu belirlenmişlikler gelip ötekiyle bizim aramıza bir yerlere kuruluyor. Okuduğumuz ve duyduğumuz her şey ideal cinselliğin ancak "yakışıklı ve güzel" bireyler arasında yaşanabileceğini söylerken, biz bu "en iyiyi" yakalama çabasında kendi cinselliğimize yabancılaşıyor, burnumuz büyük gözlerimiz küçük olduğu için neredeyse kendi bedenimizden nefret eder hale geliyoruz.
|
|
Devamını oku...
|
|
8 Mart Dolayısıyla: Kriz, Kadın Emeği ve Mücadele - Köstebek |
|
|
|
|
Bu yıl 8 Mart, geçtiğimiz yıllara oranla kalabalık sayılabilecek mitinglere sahne oldu. Elbette, mitinglerin gelenekselleşmesinin yanı sıra, seçim öncesi atmosferin de bu kitlesellikte belirgin bir etkisi vardı. 8 Mart’ın ana teması, kadın özgürleşmesi, şiddet gibi olağan talepler dışında, bu yıla özgü olarak, “krizin bedelini ödemeyeceğiz” oldu. Kadınları daha fazla ve daha özgül bir biçimde etkileyen krize karşı kadınlar da bir cephe açmış oldular. Ancak önümüzdeki dönem kapitalizme ve onun krizine karşı mücadelede bu cephenin sürekliliğini krizi kavrayışı, talepleri ve harekete geçme yeteneği belirleyecek. Kadınlar açısından krizin üç boyutlu bir etkisi var:
|
|
Devamını oku...
|
|
SÜREKLİ DEVRİM BİLDİRGESİ - Temmuz 1978 |
|
|
|
|
Aşağıda okuyacağınız Bildirge, Sürekli Devrim dergisinin sıfır sayısı olarak yayınlanmıştır (Temmuz 1978).
ÇIKARKEN
1917 Ekim proleter devriminin tüm dünya halklarının kurtuluşu için bir esin kaynağı olduğu Milli Mücadele yıllarında, işgal İstanbul’unda Aydınlık çevresinde kısmi bir aydın hareketi, Anadolu'da çeteler ve Meclis içindeki muhaliflerle iç içe Yeşil Ordu ile başlayan ve giderek Üçüncü Enternasyonal'in 21 maddesini kabul eden THİF hareketi ve Mustafa Suphi'nin Bakü'de kurduğu TKP'den oluşan sol hareket, aralarındaki tüm bireysel ilintilere rağmen henüz gerçek bir bütünlük arz etmiyordu.
1921 yılı başında Ankara'da resmi ordunun savaş gücünü kesin olarak kazanmasıyla birlikte, Yunanlılara karşı mücadele öncesinde a) Çetelerin temizlenmesi, b) Meclis içi solun sindirilmesi, c) Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katledilmesi ile merkezi otoritenin doğrudan çevresinden, mücadele içinde gelişme eğilimi gösterebilecek olan hareketler yok edilmiştir.
|
|
Devamını oku...
|
|
Yunanistan krizini anlamak - Stefo Benlisoy |
|
|
|
|
Geride bıraktığımız hafta Yunanistan’da patlak veren kriz tüm dünyada geniş yankı buldu. Kriz karşısında çeşitli iktidar merkezlerinde alınan kararlar uygulamaya konulduğunda “bildiğimiz” Yunanistan artık olmayacak. Hali hazırda ülke zaten, bütçe açığını %3’le sınırlayan İstikrar Paktı’nın hükümleri gereği AB Komisyonu, AB Merkez Bankası ve IMF’nin üçlü ekonomik denetimine girmiş durumda. Son olarak Çarşamba günü toplanan AB finans bakanları, eğer Yunan hükümetinin uygulamaya koyacağı önlemlerle bütçe açığını %4 oranında (GSMH’nin %12,7’sinden %8,7’ye) düşüremeyeceği görülürse Mart ortasında tek taraflı olarak daha sıkı önlemlere başvuracağını açıkladı.
|
|
Devamını oku...
|
|