SOSYALİST DEMOKRASİ İÇİN YENİYOL

Antikapitalist, Enternasyonalist, Ekososyalist, Feminist

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

Emperyalizm ve ayaklanma kıskacında Suriye - Foti Benlisoy

Suriye Arap coğrafyasında bir önceki döneme ait emperyalist statükoyu berhava eden ayaklanmalar-devrimler silsilesinin en kritik momenti olacak gibi görünüyor. Bu ülkede yakın dönemde yaşanacak/yaşanabilecek gelişmeler bölgede son bir yılda açığa çıkmış tüm radikal enerjiyi emperyalist vesayetin (hem de oldukça kanlı bir süreç içerisinden) ihyası yönünde soğurabilecek bir dinamik sergileyebilir. 
Suriye’de rejimin Tunus ve Mısır örneklerinden çıkardığı ders, “yılanın başının küçükken ezilmesi” gereği idi ve daha en başından itibaren protesto gösterileri çok şedid bir baskıyla karşılandı. Birleşmiş Milletler kaynaklı verilere göre ülkede protestoların başladığı zamandan bugünlere ölü sayısı 5.000’i aşmış durumda. Bu yoğun baskı ve devlet terörü politikasına rağmen ülkedeki halk muhalefeti bir türlü sindirilemedi, etki ve yaygınlığını sürekli olarak artırdı. Buna karşın Esad rejimi de çözülmedi, ülkeyi kanlı bir iç savaşa sürüklemek pahasına iktidar konumundan feragat etmedi. Gelinen noktada, krizi iyice derinleştiren kendine has bir “pat durumu” söz konusu. Bu kararsız ve kanlı “denge”, Suriye’deki halk hareketi ve dahası, bütün bölgede açığa çıkmış devrimci dinamikler açısından ciddi riskleri gündeme getiriyor.

Devamını oku...
 

İkarus’un ölümü ve kayıtsızlığımız - Foti Benlisoy

“Manzara ve İkarus’un Düşüşü”, çoğu zaman Peter Bruegel’e atfedilen 1560’lara tarihlendirilen bir resim . İkarus, malum, babası Dedalos’un imal ettiği kanatlarla uçmaya çalışır ve aslında başarılı da olur. Ancak babasının tavsiyelerini hiçe sayıp çok yükseldiği ve güneşe de fazla yaklaştığı için kanatları tahrip olur ve yere çakılır. Aslında tablo İkarus’un kanatlarıyla güneşe uçuşunu ya da balmumundan kanatların eriyip onun denize düşüşünü sergilemez. Ressam sadece deniz kenarında dingin bir manzarada İkarus’un denize düşen iki bacağını gösterir. Üstelik bu düşüş anı resimde kenarda kalmış, sağ köşede ancak güçlükle seçilebilecek küçük bir ayrıntıdan ibarettir. Tarlasını süren çiftçi, sürüsünü güden çoban, ağını denize atan bir balıkçı resmin kompozisyonunda çok daha merkezi bir yere sahiptirler.

Devamını oku...
 

Üniversitenin Krizi ve Öğrenci Hareketi - Mutlucan Şahan

Dünyanın farklı bölgelerinde öğrencilerin, gençlerin yükselttiği ortak bir haykırış bugünlerde efkâr-ı umumiyenin ses duvarını aşarak haber bültenlerinde, gazete sayfalarında yer buluyor. Herkesin kendi meşrebince gündemine taşıdığı bu konuyu biz de belli başlı örneklerden yola çıkarak mütevazı bir dosya kapsamında ele almaya çalıştık.
Eğitim sistemine yönelik neoliberal reformlara karşı Bangladeş’ten, Almanya’ya, Zimbabwe’den Kanada’ya, Mısır’dan İsrail’e uzanan gösterilerin kitleselliğinin, sıklığının ve radikalliğinin arttığını gözlemek çok da zor değil. Yapısı itibariyle hızla parlayıp geri çekilmeye eğilimli olan öğrenci hareketleri, son beş yıldır ve özellikle krizle birlikte bazı ülkelerde süreklilik değilse bile bir tür sürdürülebilirlik kazanmış durumda. Altı aydan beri aralıksız yürütülen mücadeleyle hükümetin masaya oturmak zorunda kaldığı Şili, yasa tasarılarının geri çektirildiği Fransa ve Yunanistan bunun başlıca örnekleri. Arap devrimleri ve halen sürmekte olan Wall Street işgalinde öğrencilerin oynadığı etkin rolü bu tabloya eklediğimizde siyasal formasyonunu mücadele içinde kazanmakta olan yeni bir militan kuşaktan bahsetmek pek de naiflik sayılmaz.

Devamını oku...
 

Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg - Lev Troçki

Bizi çok büyük bir acı içinde bırakan iki ağır kaybı aynı anda yaşadık. Adları proleter devrimin büyük kitabında sonsuza kadar yer alacak olan iki lider aramızdan ayrıldı: Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg. Korkunç bir biçimde can verdiler. Katledildiler. Artık aramızda değiller!

Zaten tanınıyorduysa da, Karl Liebknecht’in adı, Avrupa’daki korkunç boğazlaşmanın ilk aylarından itibaren dünya çapında bir önem kazandı. Onun ismi, devrimci onurun adı ve gelecekteki zaferin andı olarak yankılandı. Alman militarizminin ilk cümbüşlerini yapıp, ilk şeytani zaferlerini kutladığı; Alman güçlerinin Belçika kalelerini karton evler gibi silip süpürerek Belçika içinde fırtına gibi estiği; 420 milimetrelik Alman toplarının tüm Avrupa’yı Wilhelm’in önünde diz çöktürüp köleleştirmiş göründüğü; hem yurt dışında (ezilmiş bir Belçika ve kuzeyi Almanya tarafından işgal edilmiş bir Fransa) hem de yurt içinde (sadece Alman büyük toprak sahipleri sınıfının, Alman burjuvazisinin ve şovenist orta sınıfın değil, son olarak ve en az bunlar kadar, Alman işçi sınıfının resmi partisinin de) her şeyin –en azından görünüşte– boyun eğdiği Alman militarizmi önünde, liderliğini Scheidemann ve Ebert’in yaptığı Alman resmi sosyal-demokrasisinin bile yurtsever dizleri üzerine çöktüğü o ilk günlerde ve haftalarda; o kara, korkunç ve kötü günlerde, Almanya’da isyankâr bir karşı çıkış, öfke ve lanetleme sesi yükseldi; bu Karl Liebknecht’in sesiydi. Ve bu ses bütün dünyada yankılandı.

Devamını oku...
 

Tecrübe Konuşuyor: Özilhan Doğruları Söyle! - Ekoloji Kolektifi

Gerze Yaykıl köyünde termik santral yapma ısrarından bir türlü vazgeçmeyen Anadolu grubu anlaşılan kendisine karşı oluşan yoğun muhalefetten oldukça rahatsız. Bu bağlamda grubun yönetim kurulu başkanı Tuncay Özilhan’ın Radikal gazetesine önceki gün verdiği mülakatı kamuoyundaki tepkileri dindirme çabasının bir parçası olarak değerlendirmek gerek. İsminden başka radikallik bulmanın mümkün olmadığı mümtaz gazetemizin “Tecrübe Konuşuyor” başlıklı sayfası Özilhan ve grubunu aklamaya, kadir kıymet bilmez Gerzeli ve çevrecilere rağmen kendilerini ne ölçüde çevreci ve bölgenin kalkınmasına adamış olduklarına ispat etmelerine hasredilmiş.

Devamını oku...
 

Ahmet Altan’ın son yazısı ve “milletin yiğidi” Erdoğan - Foti Benlisoy

Ahmet Altan’ın Taraf gazetesindeki son yazısı (Devlet Yardakçılığı ve Ahlak) bir hayli ses getirdi. Doğrudan Tayyip Erdoğan’a hitap eden ve oldukça “cesur” bulunan yazı, moda tabirle “sosyal paylaşım ağlarında” paylaşım rekorları kırdı… Muktedirler karşısında cüret gösteren yazılar takdir edilmeli elbet ama işin içinde Altan ve Taraf olunca insan ister istemez işkillenmiyor değil. Bazen biraz pimpirikli olmakta yarar var. Gelin Ahmet Altan ne diyor teker teker, tane tane bakalım. Altan gerçekten Erdoğan’a sert çıkıyor sanki: “O yönettiğini sandığın devlet senin emrinde halkını bombalar, sen devlete sahip çıkarsın.” Sert olmasına sert sözler de işin içinde bir iş yok mu? Yani Altan’a göre Erdoğan devleti yönetmiyor, yönettiğini sanıyor. Bir “devlet” var ki asıl o Erdoğan’ı idare ediyor. Erdoğan ne yapsın farkında değil. 

Devamını oku...
 

Mustafa Muğlalı’dan İHA’lara* bir iktidar stratejisi olarak ‘tarihle yüzleşmek' - Foti Benlisoy

* İHA: İnsansız Hava Aracı

Beşir’le Vals Türkiye’de yaklaşık iki sene önce vizyona giren ve Ari Folman tarafından yazılıp yönetilmiş bir anime filmdi. 1982’de İsrail’in Lübnan işgaline katılan Folman, filmde hatırlayamadığı geçmişiyle yüzleşebilmek için birlikte savaştığı arkadaşlarıyla buluşup onlarla savaş üzerine konuşur, konuştukça anımsamaya çalışır. Yani Beşir’le Vals kişisel düzeyde de olsa bir ‘tarihle yüzleşme’ anlatısı olarak izlenebilir. Ancak onun ‘Aşil topuğu’, yani zayıf yanı da bu yüzleşmeyle alakalı. Folman’ın, savaşla ilgili karabasanlar görmeye başlayınca danıştığı psikiyatr dostu Ori, hafızanın belirsiz, daha doğrusu aktif yönü hakkında dikkat çekici bir uyarıda bulunur: “Bir grup insana çocukluk resimlerini göstermişler. Resimlerin çoğu gerçekten olan şeylermiş. Bir Lunapark resmiyse sahteymiş. Lunapark fotoğrafına oraya hiç gitmemiş çocukların resmini bindirmişler.

Devamını oku...
 

Yastıkları Kabartın, Aborijinler Ölüyor* - Ecehan Balta

Şırnak’ta dün 35 kişi Türk uçakları tarafından bombalanarak öldürüldü. “Yavan-akım” medya, meleklerin cinsiyetini tartışadursun, hükümet ilk açıklamasında olayın bir “operasyon kazası”  olduğunu duyurdu. Ölen ve çoğu çok genç olan 35 kişi, “kaçakçı” olarak kriminalize edilmeye çalışıldı, “teröristlerle karıştırıldığı” söylendi. Herşeyden önce (amasız ve fakatsız)söylemek gerekir ki; bu, acımasız ve büyük ihtimalle de planlanmış bir katliamdır.

Devamını oku...
 

Starbucks karşı-işgali ve öğrenci muhalefeti - Foti Benlisoy

Son yirmi yılda yükseköğretimin yeniden yapılandığı, üniversitenin neoliberal “reformlar” vasıtasıyla köklü bir değişime uğradığı hemen herkesin ortak kabulü. Ancak neoliberalizmi sadece bir iktisat siyaseti olarak değil, farklı öznellikler üreten bir toplumsal pratikler bütünü olarak ele almak gerekiyor. Yükseköğretimin neoliberal yeniden yapılandırılması süreci, her şeyden önce öğrenciliğin nasıl anlaşıldığı, nasıl yaşandığı ve nasıl deneyimlendiği üzerinde bir dönüşüm yaratıyor. Aslında bir önceki dönemde öğrencilerin muhalif enerjilerinin “kaynağı” sayılması gereken kendi zamanları üzerindeki denetim ya da hakimiyetleri, yükseköğretimin neoliberal temelde yeniden yapılandırılması sürecinin en önemli kurbanlarından biri.

Devamını oku...
 

Soykırım İnkârcılığı - Masis KÜRKÇÜGİL

Yeniyol Bahar 2010 Sayı 37/38

Tarihin kimler tarafından nasıl tartışılacağına ilişkin kalıplar, “tarihçiler tartışsın” nakaratı eşliğinde ceza yasalarının cenderesine veya parlamentoların labirentlerine uydurulurken tarih esas olarak bir anma günü olarak algılanmakta ve böylece günümüz dünyasının meselelerinin bir parçası olmaktan çıkarılmaya çalışılmaktadır.

Ermeni soykırımı tartışması içinde  301. ve 305. madde bağlamında maddeye muhalif olanları canlı hedef haline getiren kampanyaların masum gösteriler veya fikir alış verişi olarak sunulabildiği Türkiye dışında –ve tabii Ermeni meselesiyle sınırlı olmayarak– Avusturya, Almanya, İsviçre, Belçika, İsrail, Litvanya, Polonya, Romanya, Slovakya, Çek cumhuriyeti gibi ülkelerde tam ters doğrultuda yani inkârcılığı, “soykırımın” gerçekleşmediğini söyleyenlere yönelik yaptırımlar sözkonusu. 

Devamını oku...
 

Van’dan Notlar! - Selim Kırılmaz

Van’la ilgili etrafta bir yardım kampanyası bolluğu olduğu hepimizin malumu. Bizleri vicdanlarımıza su serpmeye çağıran görsel, işitsel bir şölen haline işaret eden bir bolluk bu.   Hani “gitmesek de görmesek de bir şeyler oluyor, yapılıyor”muş gibi hissettiren bir illüzyon mevzu bahis. Ana akım medyada Van’la ilgili yayınlanan görüntülerin çoğunluğu yardımları merkeze alan olumlu haberler etrafında birikiyor. Sadece sivil inisiyatifle milyonlarca TL toplandığı söyleniyor ekranlardan.1  73bin çadır ve 341 milyon TL seferber ettiğini ilan ediyor Başbakan. Rahat etmeye devam ediyoruz. 

Devamını oku...
 

Buazizi Kıvılcımı: Uzun Devrimci Sürecin Başlangıcı - Gilbert Achcar

Meşhur bir Çin deyişi, “tek bir kıvılcım bütün ovanın ateşlenmesini başlatabilir” ifadesinin muazzam biçimde anlattığı gibi, Arap dünyasında baştan aşağı yayılan, söndürülmesi zor bir yangın olan devrimin ilk kıvılcımının saçıldığı, Muhammed Buazizi’nin şehrinde, Tunus devriminin birinci yıldönümünü kutlamak için aranıza katılmak benim için büyük bir onur.

17 Aralık 2010 Devriminin Birinci Yıldönümünü Kutlama Komitesi’nin davet mektubunda, komitenin Tunus ayaklanmasını adlandırırken, despot Ben Ali’nin kaçtığı güne atfen “14 Ocak Devrimi” yerine, ilk kıvılcımın saçıldığı güne atfen “17 Aralık Devrimi”ni seçmesinden hoşnut oldum.

Devamını oku...
 

Cehennemin Ebediyeti ve Devrimci Melankoli - U. Uraz AYDIN

Otoriter ve popülist, milliyetçi ve muhafazakar bir partinin verilen oyların yüzde ellisini elde ederek üçüncü kez iktidara geldiği, neoliberal güvenlik devletinin inşasının tüm hızıyla sürdüğü, Kürt halkının onurlu bir barış ve demokrasi özleminin bombalar ve kelepçelerle bastırıldığı, eko-yıkıcılıkta sınır tanımayan bir sermaye taarruzunun giderek askerileşen bir polis aygıtının eşliğinde yürütüldüğü bir dönemde, sağcı ideologların yanı sıra liberal demokrat kalem erbabının da favori meşgalelerinden biri “sol”la didişmek. Bu “uğraşı”, solun değerlerine hakaret etmekten mağlubiyetleriyle alay etmeye, varsayımlarının geçersizliğini ilan etmekten teorik çerçevesinin miadını doldurmuş olduğunu iddia etmeye giden bir yelpazeyi kapsar. Bu ideolojik itibarsızlaştırma operasyonlarının yanı sıra, bir de daha samimi bir niyetin ifadesi olduğuna inandığımız, yani eşitlik ve özgürlük hedefini sabit tutmakla birlikte, solun “muhafazakarlaşmasına” karşı “yeni” bir sola çağrı yapan, bu “yenilenmenin” eksenini saptamaya çalışan yazılara rastlamak mümkün.

Devamını oku...
 

Sürgünün Bagajları: Troçki, Devrimler ve “Troçkizm”in Oluşumu - Daniel Bensaid

Çeviren: Uraz Aydın

Sürekli devrim kuramı gibi kimi “troçkist” tezler, yüzyılın başından itibaren, 1905 Rus devrimi konusundaki tartışmalarda ortaya çıkar. Buna karşın “troçkizm” terimi, bürokratik jargonda ancak 1923-1924 yıllarında sıradanlaşmış bir biçimde kullanılmaya başlanır. Muzaffer iç savaşın ardından, ve daha çok da Alman Ekimi’nin yenilgisi (1923) ve Lenin’in ölümünden sonra, Sovyet Rusya’nın ve Komünist Enternasyonal’in yöneticileri, uluslararası durumun göreli istikrarı ile Sovyetler Birliği’nin kalıcı tecridinden oluşan hiç beklenmedik bir durumda bulurlar kendilerini. Artık söz konusu olan toplumsal temelin devletin üstyapısını taşıması değil, üstyapının iradesinin, temeli sürüklemeye çabalamasıdır.

Devamını oku...
 

Strateji ve Tarih Birbirinden Ayrılamaz - Daniel Bensaid

Akademisyen ve devrimci militan Daniel Bensaid, 2006 yılının Kasım ayında İstanbul'daydı. Bensaid ile İstanbul'da bulunduğu sırada Gelecek dergisi için gerçekleştirdiğimiz söyleşinin bir bölümünü aktarıyoruz.  
 

1995'ten beri Fransa'da ve bütün dünyada yaygınlaşan, toplumsal tekabüliyeti artan kapitalist küreselleşme karşıtı direniş harekelerinin bir tarihsel dönemselleştirmesini nasıl yaparsınız? Bu bağlamda hareketin seyrini nasıl tarif edersiniz? 

Devamını oku...
 

Kapitalist Krizin Çağında: “Bu gerçekten sadece bir başlangıç“ - Daniel Bensaïd

 

Kapitalizm mi dediniz? “İnsanların artık ona inanmamaları anlaşılabilir bir şey”, bizzat Tony Blair böyle itiraf ediyor [1]. İnanılmaz olana inanmaya son verildiğinde, toplumsal bir krize bir de ideolojik ve ahlaki bir meşruiyet krizi ekleniyor. Bu da sonuçta siyasi düzeni sarsıyor. Yaşanan kriz, şimdiki zamanın krizi Asya piyasaları  krizine ya da internet balonu krizine eklenecek bir başka kriz değil.

İman Krizi

Bu değer yasasının – ekonomik, toplumsal, ekolojik – tarihsel bir krizi, ölçünün ve ölçüsüzlüğün krizi. Her şeyin soyut emek zamanıyla ölçülmesi, Marx’ın 1857 Elyazmaları’nda ilan etmiş olduğu gibi toplumsal ilişkilerin “sefil” bir ölçüsü haline gelmiş durumda. İklim değişikliği ekonomisi üzerine 2006 tarihli bir raporun yazarı Nicholas Stern şu saptamada bulunuyor: “Biri iktisadi diğeri gezegen ölçeğinde iki krizin ortak bir yanı var. Her ikisi de, işleyişinin yarattığı riskleri değerleyemeyen, bunun, sağladığı hemen-şimdi kazancın fevkinde bir yıkıma yol açabileceğini hesaba katmayan ve oyuncuların karşılıklı-bağımlılığını küçümseyen bir sistemin sonucu.” [2] Kâr yarışının – “hemen-şimdi kazancın” – mantığı gerçekten de uzağı göremez. Ve “yolundan şaşmayan rekabet” sistemik “karşılıklı-bağımlılığa” kördür.

Devamını oku...
 

Bir Tahrir Kuşağıyla Karşı Karşıyayız - Foti BENLİSOY

Röportaj/Sosyalist Dayanışma Aralık 2011

Arap Baharı denilen süreç önemli sosyal, siyasal sonuçlar yaratarak devam ediyor. Tunus ve Mısır devrimleri diğer Arap ayaklanmalarına kıyasla önemli bir farka sahipmiş gibi?

Medyatik terimiyle “Arap Baharı” denilen süreç bir bütün, ama elbette çeşitli ve birbirinden farklılıkları olan parçalardan müteşekkil bir bütün. Bu parçaların kendi iç bağlamlarını, iç dinamiklerini dikkate almak gerekiyor elbette. Buradan baktığımızda mesela Mısır ve Tunus’un sosyal dinamikleri bizim anladığımız anlamda daha demokratik ve sosyal talepleri içeren bir değişime daha müsait diyebiliriz. İki ülkede de gelişkin bir işçi hareketiyle karşı karşıyayız.

Devamını oku...
 

Kahramanmaraş Katliamı ve Kitlesel Özsavunma – Masis Kürkçügil


Ocak 1979

Yüzü aşkın insanın katledilmesi ile toplumun hassas kesimlerinin tümüne birden bir alarm verilmiştir. Yalnızca farklı mezhebe sahip olan insanların değil, yalnızca demokratların, ilericilerin, devrimcilerin değil, çocukların, kadınların ve yaşlıların öldürüldüğü Kahramanmaraş "soykırımı" toplumun bugüne dek benzeri görülmemiş bir faşist tertiple karşı karşıya olduğunu göstermektedir. İlk kez sivil faşist güruhlar bu kadar tertipli ve bu kadar yoğun, acımasız ve vahşi bir biçimde, bu kadar kitlesel bir cinayet işlemektedirler. Bu açık kitle terörüne karşı ne hükümetin beyanattan ne kolluk kuvvetleri önleyici bir işlev görmemişlerdir. En basit insanlık hakkını, 'can güvenliğini' devlet güçlerinin sağlayamamış oluşunun yanısıra halk da savunma gücünden yoksundur. Eğer devlet "yurttaşların" kitlesel teröre, Başbakanın deyişiyle 'soykırımına' karşı can güvenliğini sağlayamıyorsa, "yurttaşların" birleşerek kitlesel bir biçimde kendilerini savunmaları suç mudur?

Devamını oku...
 

İspanya: Sağın zaferi, ufukta büyük kriz görünüyor - Lluis Rabell

* Izquierda Anticapitalista, Katalunya

20 Kasım 2011’de İspanyadaki seçimlerde Sosyalist Parti’nin (PSOE) beklenen yenilgisi tahmin edildiği kadar ağır olmadı. İspanyol seçim sistemi dengeli olmaktan çok uzak ve gerçeği ciddi şekilde çarpıtan deforme görüntüler yansıtıyor. Seçimler sandalye sayısı göz önüne alındığında Halk Partisi için “tarihi bir zafer” olarak görülebilir. Halk Partisi 2008’deki seçimlerden bu yana, ezici bir mutlak çoğunlukla temsil sayısını 153 millet vekilinden 186 sandalyeye çıkardı. Tabii sağ kanat, tartışmasız şekilde halk katmanları içeren geleneksel seçmenini canlandırdı ve seferber etti. Ancak bu büyük bir tsunami dalgası değildi, Halk Partisi oyunu İspanya’nın tamamında ancak 600,000’in biraz üzerine çıkardı.

Devamını oku...
 

Güle Güle Barluska, Hoşgeldin Süper Mario - Dave Kellaway

İngiliz basınında yakın zamanda çıkan birkaç makale (Tobias Jones, Guardian, 11 Kasım 2011; Maria Rodota, Observer, 13 Kasım 2011) Berlusconi fenomenini pek anlamışa benzemiyor. Berlusconi’nin iktidara yükselişini Hıristiyan Demokratlar’ın ve Craxi’nin Sosyalist Partisi’nin çökmesiyle burjuva temsil siteminin girdiği kriz ve krizin ardından İtalyan sermayesinin en dinamik ve mühim kesimlerinden gelen destek üzerinden açıklamak yerine, bu başarıyı kendilerini onun yerinde gören ya da bu “sevimli namussuzu” kendilerine yakın hisseden İtalyanların ulusal hasletlerine indirgiyorlar. Uluslararası yorumcuların büyük çoğunluğu gibi, Monti’nin, bunca meselenin esas sebebi olan neoliberal politikalara verdiği aktif desteği göz ardı ediyorlar.

Devamını oku...
 

“Zenginin hukuku züğürdün çenesini yorar”*: Anayasa, Barış ve Sol - Foti Benlisoy

Uzunca bir müddettir yeni bir anayasaya dair tartışmalar hayli revaçta. Bilhassa Kürt meselesinden hareketle farklı memleketlerdeki benzer çatışma süreçlerinin “çözüm” biçimleri ve bunların anayasal süreçlere nasıl aksettiği üzerine (maalesef çoktan geçersizleşmiş deyimle) bir hayli mürekkep akıtılmakta. Oysa bu çözümleri ve anayasa yazım süreçlerini koşullayan siyasal konjonktürü ve güçler dengesini hesaba katmadan farklı uluslararası örneklerle yapılacak mekanik ve soyut kıyaslamalar, toplumsal muhalefet güçleri açısından “tehlikeli” sonuçlar doğurabilir. Sık sık gündeme gelen örneklerden bir tanesi, Mandela-Öcalan benzetmesinin de etkisiyle, Güney Afrika’da apartheid rejiminin çözülüşü süreci.

Devamını oku...
 


JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL

Yazın Yayıncılık'dan

Mandel'in Marksizm'e Giriş'inin beşinci baskısı, Daniel Bensaid'in, yapıtı tarihsel bağlamına oturtan ve onu bir dizi anahtar sorunla güncelleştiren "Otuzuncu yılında Marksizm'e Giriş'e eleştirel bir giriş" önsözüyle birlikte yayınlanıyor.
Marksizm'e Giriş uzun bir pedagojik deneyimin ürünüdür. İstisnai bir açıklıkla marksist teorinin temellerini -tarihsel materyalizm, marksist ekonomik teori, işçi hareketi tarihi ve işçi hareketinin taktik ve stratejik sorunları- ortaya koyar.
Dolayısıyla içinde yaşadığı toplumu anlamak ve onu değiştirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir eserdir.
Yazar, Ernest Mandel (1923-1995), Frankfurtta doğmuş, 17 yaşında ailesinin sürgün olduğu Belçika'da sosyalist mücadeleye katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı mücadele etmiş, toplama kampına gönderilmiş, oradan kaçmış ve yeniden yakalanmıştır.
XX. yy'ın ikinci yarısının en yenileştirici marksistlerinden biriydi.

 

Karl Marx'ın 1871 Paris Komünü'nü ele alan Fransa'da İç Savaş adlı kitabı, siyasal üçlemesinin son ve zirve yapıtıdır. Fransa-Prusya savaşının ardından kuşatılan Paris'te halk, güneşi fethetmeye cesaret ederek, kısa ömürlü Komün deneyimi ile bugüne kadarki bütün özgürleşim mücadelelerine ışık tutan bir mücadele yürütmüştür. Paris Komünü ve ondan çıkarılacak dersleri içeren bu kitaptaki temel konular yalnızca siyasal analizin vazgeçilmez kurucu unsurlarını vermemekte, aynı zamanda ve esas olarak insanlığın özgürleşmesinin, her türlü baskı ve sömürüden kurtuluşunun, doğrudan demokrasinin hangi temellerde gelişebileceğini göstermektedir.
Michael Löwy'nin önsözü Paris Komünün günceliğini irdelerken, Daniel Bensaid'in Komünden Devlet Devrim'e makalesi ise Paris Komünü'nden Rus Devrimi'ne giden yolda Fransa'da İç Savaş'ın derslerinin izini sürmekte.

Yazın Yayıncılıktan çıkan diğer kitaplar için...


Daniel Bensaid

YENİYOL Son Sayı

Yakındaki Etkinlikler

Olay yok

Etkinlik Takvimi

Ocak 2012
P P S Ç P C C
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

Dosya: Arap Dünyasında Devrimler Çağı

Paylaş

AddThis Social Bookmark Button

SİTE İÇİ ARAMA

Köstebek E-Bülten

http://sdyeniyol.org/kostebek1/kostebek.JPG

Kimler Sitede

Şu anda 54 konuk çevrimiçi