|
Yeni Cinsel Radikalizm - Peter Drucker |
|
|
|
|
1990'larda Amerika Birleşik Devletleri'nde ortaya çıktığından bu yana 'Queer' aktivizmi akımı, son yıllarda Batı Avrupa'yı da içine alacak biçimde, yavaş yavaş diğer ülkelere yayılıyor. LGBT hareketlerinde hakim olan eğilimin parlemento yoluyla hukuki reformlar yapmak olduğu onyıllarda, queer aktivizmi görünürlüğü, farklılığı, direk eylemliliği, hakim kültüre asimile olmayı reddi ve cinsel arzunun akıcılığını ve çeşitliliğini vurgulayan bir üçüncü dalga cinsel radikalizm (1) yarattı.
Queerin toplumsal kökenleri nedir? Bu akımın bir (gizli veya açık) cinsel özgürleşme vizyonu var mı? Varsa bu vizyon nedir? Feminizm, ırkçılık karşıtlığı, küresel adalet ve sosyalizm gibi diğer özgürleştirici projelerle ilişkisi nedir?
Ben bu sorulara kendi sosyalist ve LGBT aktivizmi 30 yıldır iç içe geçmiş bir sosyalist olarak yaklaşıyorum. Bir gey erkek olduğumu açıkladığım yıl olan 1978 aynı zamanda sosyalist sol içinde aktif olmaya başladığım yıldı, daha net söylemek gerekirse sosyalist-feminist solda. Bu iki şey o zaman aklımda ve yaşamımda birbiriyle yakından alakalıydı, hala da öyleler. Yani queer aktivizmine yönelttiğim sorular aslında bir sosyalist ve feminist gey erkeğin soruları.
|
|
Devamını oku...
|
|
Pakistan’da 12 milyondan fazla insan selden etkilendi, yardımlarınızı bekliyorlar |
|
|
|
|
Pakistan Emekçi Eğitim Vakfı, Pakistan Emek Partisi, Ulusal Sendikalar Federasyonu, Kadın İşçiler Yardım Hattı ve İlerici Gençlik Cephesinden oluşan Pakistan Labour Relief Kampanyası tarafından gönderilen yardım çağrısını aşağıda bulabilirsiniz.
Pakistan’daki insanlara yardım etmek için İşçi Yardım Kampanyası’na bağış yapın
 Pakistan tarihinin en korkunç seli ile karşı karşıya. Son üç haftadır yağan şiddetli yağmurlar ülkenin çeşitli yerlerinde sel baskınlarına neden oluyor. 12 milyondan fazla insan bugüne kadar sellerden etkilenmiş durumda. 650.000’den fazla ev yıkıldı ve tarlalardaki binlerce dönüm ekin sel sularının altında kaldı. Evler, büyük ve küçükbaş hayvanlar, evlerde bulunan malzemeler, giysiler, ayakkabılar, hepsi yok oldu. Köylüler içme suyu, yiyecek, yatacak bir yer ve giysiye ulaşamıyor. Özellikle kadınlar ve çocuklar için yiyecek ve giyecek ihtiyacı çok acil. Temiz içme suyuna erişimin olmaması nedeniyle başta grip, ateşli hastalıklar, ishal ve kolera olmak üzere hastalıklar hızla yayılıyor.
Hükümetin sele yanıtı ise durumu daha da kötüleştiriyor. Hızlı davranmadıkları için onbinlerce insan yardım alamadı. 24 saatten daha sonra, çok az miktarda yiyecek paketi ile bölgeye çadır kurmaya geldiler. Yiyeceğe ihtiyacı olan insan sayısı ile gelen yiyecek arasındaki büyük boşluk, ümitsiz insanlar açısından durumu daha da büyük çatışmalara neden oluyor.
Medya organlarında çok az yer almasına karşın, Baloçistan’daki durum en az Kiber-Pakhtoonkhwa ve Batı ve Güney Pencap’taki kadar kötü. Ama tabii ki onlar da hükümetin öncelik listesi içinde değiller. Üstelik dünden itibaren yeniden başlayan yağmurlar Kiber-Pakhtoonkhwa’daki durumu daha da kötüleştiriyor.
Emekçi Eğitim Vakfı, Pakistan Emek Partisi, Ulusal Sendikalar Federasyonu, Kadın İşçiler Yardım Hattı ve İlerici Gençlik Cephesi, Lahor’da İşçiler İçin Sel Yardımı Kampı kurdu ve bugüne kadar 300.000 rupeden fazla yardım toplamayı başardı.
Pakistan’daki ve yurtdışında dostlarımızı Pakistan’a maddi desteğe ya da içme suyu, giyim, ayakkabı ve ilaç yardımında bulunmaya çağırıyoruz.
Yardımlarınız için;
Banka Hesabı Crédit lyonnais
Agence de la Croix-de-Chavaux (00525) 10 boulevard Chanzy 93100 Montreuil France ESSF, Hesap No: 445757C
Uluslararası Banka Hesabı Bilgileri : IBAN : FR85 3000 2005 2500 0044 5757 C12 BIC / SWIFT : CRLYFRPP _Account holder : ESSF
|
|
SOSYAL FORUMLAR NEREDEN NEREYE? İSTANBUL’UN ARDINDAN BİR BİLÂNÇO DENEMESİ - Umud K. Dalgıç - Fırat Genç |
|
|
|
|
Sosyal forumlar ve bu forumların parçası olduğu alternatif/karşıt küreselleşme hareketi, neoliberal saldırıların yılgınlığıyla geçen ‘yeni zamanların’ ardından, tekil direnişlerin yan yana gelip daha kapsamlı bir birlikteliğin arayışına giriştiği bir zemin olmayı başardı. 1990’ların ikinci yarısından bu yana gençliğin bir kuşağı bu hareket içerisinde radikalleşti; farklı toplumsal grupların tahayyül dünyasının üzerine çöken yenilgi bulutu tümüyle dağıtılmasa da küresel adalet hareketi sayesinde az çok aralanmış oldu. Bu tarifi zor hareket düşe kalka da olsa bugün artık bir tarihe sahip. Kazanımlarla, kayıplarla, duraklamalarla, hızlı koşularla geçen bu kısa tarihin geride nasıl bir bilânço bıraktığı ise halen cevaplanması gereken bir soru olarak karşımızda duruyor.
|
|
Devamını oku...
|
|
Avrupa'da Emekçilerden Piyasanın Egemenliğine Hayır! - Özlem Onaran |
|
|
|
|
(Bu yazı, 2005 yılının Haziran ayında yazıldı. Onaran yazısında Fransa ve Hollanda’da referandumla reddedilen Avrupa Anayasa taslağına ilişkin tartışmaları, anayasa taslağının içeriğini, radikal solun tutumunu ve referandum sürecinde hangi taleplerle va nasıl örgütlendiğini aktarıyor. 12 Eylül’de bir anayasa değişiklik paketinin referanduma sunulacağı Türkiye’de bu gibi uluslararası örnekleri tartışmanın sosyalist harekete pozisyon alırken bir arka plan sağlayacağı bilinciyle aradan geçen zamana karşın bu yazıyı yayımlamayı uygun bulduk. Türkiye sosyalist hareketinin bildik “biz bize benzeriz”ci tavrını bir kenara bırakıp anayasa tartışmalarına dair, elbette çok farklı boyutları olan, uluslararası örnekleri (Bolivya ve Venezüella’daki anayasa yapım süreçleri mesela) ele alması, mevcut kafa karışıklığını bir nebze olsun dağıtabilir.)
|
|
Devamını oku...
|
|
Sürekli Devrim Teorisi - Pierre Frank |
|
|
|
|
Leon Troçki'nin geliştirdiği sürekli devrim teorisi, lV. Enternasyonal için, devrimci Marksizmin çağımızdaki en büyük kazanımıdır. Temel belgelerinin tümünde mevcut olup, programının ayrılmaz bir parçasını oluşturur. Sürekli devrim teorisi, henüz insanlığın ezici çoğunluğunu barındıran sömürge ve yarı sömürge ülkelerde yaşayanların, sosyalizme varmak için seçmek zorunda oldukları stratejiyi ifade eder. Bu teorinin anlamı şudur: 19. yüzyılın sonlarında, dünya çapında sosyalist toplumu inşa edecek olan işçi devletlerini oluşturmak, sadece ileri sanayi toplumlarının işçi sınıfları için geçerli bir hedefti. Ancak, Ekim Devrimi ile açılan dönemde bu hedef artık, muğlak bir tabir olan üçüncü dünya ülkeleri adıyla anılan ülkelerdeki en geniş işçi ve köylü emekçi kitleleri için de geçerlilik kazandı. Burjuva demokrasilerindeki tek kaygıları oy ve seçim hesapları olan sosyal demokratların bu teoriyi sürekli olarak es geçmelerine şaşmamak gerek. Aynı şekilde, işçi devletleri bürokrasilerinin de sürekli devrime karşı amansız bir mücadeleye girmiş olmalarında şaşılacak bir şey yoktur. Sürekli devrim, sağlanması mümkün olmayan bir uluslararası statükoyu korumak amacıyla geliştirdikleri "barış içinde bir arada yaşama" politikaları ve "tek ülkede sosyalizm" tezleriyle çelişmektedir.
|
|
Devamını oku...
|
|
TEKEL, DİRENİŞ, SENDİKA - Deniz Ortak |
|
|
|
|
Türk-İş Tek Gıda İş üyesi Tekel işçileri, 78 gün Ankara’da Türk-İş’in önünde, Tekel’in özelleştirilmesinden ve işyerlerinin kapanmasından sonra kadrolarının başka işyerlerine kaydırılması talebiyle ve adına 4/C denen güvencesiz çalışma koşullarından korunmak için gerçekleştirdikleri eylemler ve direniş geçtiğimiz dönemde bir hayli tartışıldı. Bu direnişin son yıllarda yaşanan “bildiğimiz” eylemlerden farkı ve onu değerli kılan unsur, yukarıdan aşağıya bir çağrı ile değil, aşağıdan yukarıya örgütlenmiş olmasıydı.
|
|
Devamını oku...
|
|
Askeri harcamalarda tek taraflı kesinti! |
|
|
|
|
Yıllardır Türk ve Yunan devletleri, mütecaviz politikalar izleyen tarafın kendisi değil, öteki ülke olduğunu iddia edip, duruyor. Her iki ülke de, barışçıl ve halis niyetlere haiz olduğunu tekrar etmekten usanmıyor. Esasında her ikisi de diğerini suçlarken haklı bir noktaya parmak basıyor! Çünkü Türk ve Yunan egemenleri bir diğeriyle rekabet edip, dalaşmak hususunda sınır tanımıyor. Aralarındaki tartışma özünde kutsal ecdatlarla, dinle veya ulusal azınlıklarla, kendi içinde birer amaç olarak toprak ya da denizler hakimiyetiyle ilişkili değil. Tartışma, iki ülke hükümeti ve burjuvazisinden hangisinin bölgesel piyasalara hakim olacağı meselesine ilişkin.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Masis Kürkçügil’le Referandum Üzerine Bir Akşam Sohbeti - Osman Akınhay |
|
|
|
|
Malum, önümüzdeki ay 12 Eylül’ün 30. yıldönümü. Aynı zamanda, artık o tarihi kimin denk getirmesiyle, tam bilinmiyor, AKP’nin hazırladığı anayasa paketinin referanduma sunulacağı tarih ve tarihin 12 Eylül olmasından hareketle, referandumda takınılacak tutumlar konusunda 12 Eylül’ün ayrı bir cepheleşme vasıtası haline getirilmesi, siyasetin doğası gereği.
Biz de “Mesele” dergisinde bu çerçevede bir dizi söyleşi yapıyoruz. Önümüzdeki ay başında yayınlanacak olan Eylül 2010 sayısında bu söyleşi ve yazıları okuyabilirsiniz. İşte, bu kişilerden biri Masis Kürkçügil. Kürkçügil, halihazırda ÖDP’nin içinde ve arkadaşlarıyla birlikte “Yeni Yol” dergisini çıkarıyor.
|
|
Devamını oku...
|
|
Nükleer Santraller, Kürt Sorunu ve Anayasa - Fevzi ÖZLÜER |
|
|
|
|
Akkuyu Nükleer Karşıtı Eylem Ardından
Türkiye’de nükleer karşıtı mücadelenin ana akımlarının yıllardır edindiği bir şiar vardır, bu şiar nükleer enerjinin kirli, pahalı olduğu ve bu enerjinin bağımlılığa yol açtığı, temiz ve yerli enerji kaynakları ile enerji ihtiyacının karşılanması gerektiği ve enerji nakil hatlarında bir iyileştirme ile bile nükleer enerjiye gereksinimimiz olmayacağıdır.
Bu söylem bugün de egemen nükleer karşıtı söylemi oluşturmaktadır. Ama nükleer karşıtı politikayı oluştururken, nükleer santrallerin hangi saiklerle yapılmaya çalışıldığını doğru okumalıyız. İkibinli yıllarla birlikte Türkiye’nin bölgede emperyal hedeflerini gerçekleştirmeye yönelik politikaları egemenliğini perçinlemiş ve süreç, bölgesel savaşlarla karakterize olmuştur. Sermaye ve oligarşinin yeni yönelimi içinde nükleer santral politikasının ana akımını, Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik bir zorunluluktan beslenmediğine yönelik iddiamız da buradan beslenir. Türkiye’nin nükleerle imtihanın ana akımını, bölgesel güç olma iddialarındaki saflaşmalar biçimlendirmektedir. Enerji ihtiyacı bu ana akımın olsa olsa bir halkasıdır.
|
|
Devamını oku...
|
|
Bellekteki Boşluk ve 12 Eylül - Masis Kürkçügil |
|
|
|
|
Yakında otuzuncu yılını dolduracak olan 12 Eylül’e ilişkin kitaplar, programlar, tartışmalar belki de şimdiden tezgâhlara sürülmüştür. Daha dün 68’in kırkıncı yılı anıldı, mülakatlar yapıldı, kitaplar basıldı. Sonra herkes köşesine çekildi. Anmalar, polemikler arşivlerde zararsız tartışmalar klasörlerinde yerlerini aldılar. Belleklerde kalan da eski muharipler cemiyetindeki muhabetlerden ibaretti. Okunması elzem kitapların miktarına ve satışına bakılırsa ilginin hayli gelgeç, yüzeysel olduğu rahatlıkla söylenebilir.
|
|
Devamını oku...
|
|
Yüzyıl Biterken Dördüncü Enternasyonal’in Durumu - Paul Le Blanc |
|
|
|
|
Dördüncü Enternasyonal dünya çapında devrimci sosyalist bir örgüttür-bugün dünyada türünün tek örneğidir. 1930'lar boyunca devrimciler arasında uluslararası çapta bir hazırlık ve çalışma döneminin ardından, 1938'de resmen kuruldu, 2.Dünya Savaşı'nda ciddi biçimde yıprandı, Soğuk Savaş yılları boyunca sınandı ve bugün hâlâ yaşıyor. Tarihin şu anında en büyük sınavıyla karşı karşıya. Bu çalışmada onun kökenlerine değineceğiz, resmi program ve yapısına göz atacağız ve sonra Dördüncü Enternasyonal'in 20. yüzyılın sonunda açığa çıkan gelişmelerce mücadeleye çekilen tarihsel yönelişini tartışacağız.
|
|
Devamını oku...
|
|
Kürt savaşı sürerken anayasa çelik çomağı - Masis Kürkçügil |
|
|
|
|
Höykürmelere aldanmamalı; ortada 12 Eylül Anayasası’nı tarihin çöplüğüne gönderecek bir “referandum” yok. Anayasa değişikliği diye gösterilen hususlar ise esasa, yani en azından yurttaşın haklarını açıkça yaptırımlarla güvenceye alan birtakım değişikliklere ilişkin olmayıp yürütme ve yargı arasındaki pazarlıklarla sınırlıdır. Zaten daha Ocak 2010’da AKP kurmayları, Anayasa çalışması yok dediklerinde Başbakan da “madde sayısı az olan bir anayasa değişikliği olabilir” demişti. 12 Eylül Anayasası az-biraz değiştirilerek “demokratikleştirilemez”.
|
|
Devamını oku...
|
|
Ekolojik Bir Sosyalizm İçin… - Stefo Benlisoy |
|
|
|
|
1. İklim değişikliği, doğanın tahrip edilmesi ve ekolojik kriz son yıllarda sosyalistler arasında da eskisine göre daha fazla tartışılmaya başlandı. Siz bir sosyalist olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz? İklim değişikliğine ve diğer ekolojik sorunlara neden olan sistemi nasıl tanımlarsınız? Kapitalizmin hangi niteliklerini ve tarihsel özelliklerini bu meseleyle bağlantılı görüyorsunuz?
Ekolojik krizin sosyalistler tarafından giderek daha fazla sorunsallaştırılması, elbette olumlu olarak değerlendirilmesi gereken bir gelişme. Ancak yine de kendini sosyalist olarak tanımlayan hareketlerin çoğunluğu açısından bu artan ilgi, ekolojik sorunların ya da ekolojik krizin, periferik ya da başka bir tabirle ‘çevresel’ mesele ve talepler olarak algılanışını değiştirebilmiş değil. Sosyalist hareketin çoğunluğu, insani özgürleşmenin ancak insanın doğa üzerindeki tahakkümüne son verilmesiyle gerçekleşebileceğini, bu anlamda doğa üzerindeki tahakkümün son bulmasının sosyalist bir programın merkezi unsuru olması gerektiğini kavramış değil.
|
|
Devamını oku...
|
|
Evet! Krizi yok edebiliriz! |
|
|
|
|
Yüzlerce milyar harcadılar. Ne için? Avroyu ve doları, dünya bankacılık sistemini kurtarabilmek, yani kapitalist üretim, bölüşüm ve karlıklık sistemini kurtarabilmek için. Bu devasa deneyin bedelini ise hem yoksul Güney ülkelerinde hem de gelişmiş Kuzey ülkelerinde işçiler, gençler, kadınlar, yaşlılar ve yoksullar ödüyor. Fakat bu kapitalist ekonominin iki yüz yıl önce ortaya çıkışından bu yana yaşanan ‘bildik’ çevrimsel krizlerden biri değil. Bugün sadece ‘finans piyasaları’, ‘para birimleri’ veya ekonomik büyümeyi tehdit eden ve birtakım teknik ve bürokratik önlemlerle çözülebilecek bir kriz değil, ekonomik ve ekolojik krizin iç içe geçtiği bir felaket senaryosuyla karşı karşıyayız. Emek gücünün ve doğal kaynakların iki yüz yıllık sömürüsü bu duruma neden olurken, daha iyi bir toplum için gerekli önkoşullar giderek daha da derinleşen bir tehlikeyle karşı karşıya.
|
|
Devamını oku...
|
|