“Türkiye solunun bir kesimi uzunca zamandır ‘polemik’ yerine gölge boksu yaparak, kendi durdukları pozisyonu güçlendirmeye ya da meşruluk kazandırmaya çalışıyor” diye yazıyor Emir Yıldız “Ortadoğu Üzerine Birkaç Not” başlıklı yazısında (Birgün sitesi, 1 Şubat). Katılmamak elde değil. O nedenle de gölgelerle yumruklaşmaksızın (kendisinin bu husustaki performansını daha sonra tartışalım) amiyane tabirle “zurnanın zırt dediği” noktadan başlayalım: Tunus ve Mısır’da diktatörlüklerin devrilmesinin tetiklediği bölgesel düzeydeki süreci ele alırken kerteriz noktamız ne olmalı? Bu hareketlerin, kimi yerde daha fazla kimi yerde daha az, harekete geçirdiği aşağıdan gelişen kitle seferberliği mi, yoksa bölgede her daim hazır ve nazır olan emperyalist tasarım ve müdahaleler mi? Laf kalabalığına, gölgelerle güreş tutmaya hacet yok, bu soruya verilecek iki cevap, iki ayrı politik pozisyona denk düşüyor.






Daha birkaç yıl önce Türkiye'de “demokratik devrim” tamamlandı mı tamamlanmadı mı tartışması hararetle yürütülürken günümüzde faşist bir rejimin inşa edilmekte olduğu tespitleri almış başını gidiyor. Siyasal rejim tartışmalarını sınıflar arası güç ilişkilerinden, hâkim sınıfın tabi sınıf ve katmanlarla kurduğu zor ve rıza içeren ilişkilerden, hâkım sınıf fraksiyonlarının hangi kombinasyonla bütünleştirildiğinden azade olarak yürüttüğümüzde farklı rejim tipleri arasında bir oraya bir buraya savrulup duruyoruz. Yani siyasal rejim tartışmasını bütünüyle “havada” yapar oluyoruz. Dahası bu tartışmaları, uluslararası bağlam ve eğilimlerle ilişkisiz yürütüyor, yani tipik bir “biz bize benzerizcilik” ile hareket ediyoruz.
6-7 Eylül olayları sırasında Pandeli’nin (Çobanoğlu) Balıkpazarı’ndaki meşhur lokantası da talan edilir. Dükkânı yağmalanan Pandeli yılgınlığa kapılır ve lokantacılığı bırakmaya karar verir. Ancak rivayete göre devrin başbakanı ve lokantanın müdavimlerinden Adnan Menderes, Pandeli’nin bu kararını öğrenince pek üzülür ve “Pandeli Türkiye’ye lazımdır” diyerek onu vazgeçirmeye çalışır. Menderes, Pandeli’nin gönlünü almak için lokantasının bugün de bulunduğu yere, yani Mısır Çarşısı’na taşınmasına aracılık eder.
Meşhur bir Çin deyişi, “tek bir kıvılcım bütün ovanın ateşlenmesini başlatabilir” ifadesinin muazzam biçimde anlattığı gibi, Arap dünyasında baştan aşağı yayılan, söndürülmesi zor bir yangın olan devrimin ilk kıvılcımının saçıldığı, Muhammed Buazizi’nin şehrinde, Tunus devriminin birinci yıldönümünü kutlamak için aranıza katılmak benim için büyük bir onur.






