SOSYALİST DEMOKRASİ İÇİN YENİYOL

Antikapitalist, Enternasyonalist, Ekososyalist, Feminist

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Bağımsız Devrimci Kültür Sanat
Bağımsız Devrimci Kültür Sanat

Bir gün hepimiz güvencesizleşeceğiz! “Sanatçılar bile”! - Evrim Hikmet Öğüt

e-Posta Yazdır PDF

Başbakanın Şehir ve Devlet Tiyatrolarına ilişkin özelleştirme tehdidini savurmasından kısa süre sonra tartışmalar opera-bale alanına da sıçradı. Muhafazakar medya, başbakanın tavrından cesaretle, menzili genişleterek, uzun zamandır gözüne kestirdiği opera ve baleye karşı saldırıya geçerken, nispeten ılımlı yorumcular, özelleştirme açıklamasını başbakanın fevri bir tepkisi olarak değerlendirdi. Ancak ardı sıra gelen açıklamalar gösteriyor ki en azından Devlet Tiyatroları için hükümetin özelleştirme kararı kesin. Bülent Arınç’ın açıklamasına bakılacak olursa, en iyi ihtimalle, esnek, güvencesiz bir çalışma modelini ve piyasalaşmayı içeren "Türkiye’ye özgü bir model" uygulanacak.

Devamını oku...
 

Komünizmin Kasveti: Angelopoulos’un Tarih Üçlemesi - Mehmet Ali Umar

e-Posta Yazdır PDF

Angelopoulos ikinci filmi ‘36 Günleri (Meres tou ‘36, 1972) üzerine verdiği bir mülakatta film boyunca iktidara karşı sesini yükselten her sıradan insanın 1930’ların Amerikan gangster filmlerini andıran bir şekilde öldürülmesinin Yunanistan’da konuşma hakkının sadece ayrıcalıklı insanlara ait olduğuna dair bir gönderme olduğunu belirtir ve şöyle der: “Film tarihin belirli bir döneminde belirli bir [ayrıcalıklı] sınıfı ele almış... Yunanistan’da bu türden çok aile vardır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra zenginlerle evlendiler, çeyiz olarak adlarını getirdiler. Açık konuşalım, Yunanistan’ın kaderi en fazla 200 ailenin elindedir.”(1) Peşi sıra Metaksas diktatörlüğü, İkinci Dünya Savaşı, Nazi işgali ve iç savaşın yaşandığı 1936-52 arasındaki siyasal karmaşa dönemi Yunanistan siyaseti açısından her daim önemli bir referans kaynağıdır. 2008 yılının sonundan beri kapitalist krizin yarattığı yıkım ve barbarlığa, popüler ifadesiyle ülkeyi bir “sosyal mezbaha” haline getirmeyi hedefleyen AB ve IMF patentli politikalara karşı kararlı bir şekilde direnen Yunanistan işçi sınıfı, Angelopoulos’un “en fazla 200 aile” olarak adlandırdığı burjuva elitini bir kere daha siyasal iflasın eşiğine getirmiş durumda.

Devamını oku...
 

Sosyalizmin iki ruhu ve “Devrimden Sonra” - Foti Benlisoy

e-Posta Yazdır PDF

Mutasavver, yani hayal edilmiş bir devrimin hemen akabinde, Kalkınma Komitesi’nin işçilere fabrikalarının kamulaştırıldığını duyuran ve onlara bu konuda bilgi veren toplantısındayız. Kürsüdeki genç erkek ve kadının işçilere kamulaştırmanın yararlarından uzun uzadıya bahsettikleri toplantının sonunda bir kadın işçi elini kaldırır ve neredeyse titreyerek kürsüdekilere yeni koşullarda işten çıkarmaların olup olmayacağını ya da ücretlerde bir düşüş yaşanıp yaşanmayacağını sorar. Kadın işçi yalnız da değildir. Aynı fabrikanın işçilerinden biri toplantıya giderken yanındakine “sakın bizi işten atmasınlar” diye sorar endişeyle. İşçilerin “normal” bir devrimci durumda şaşırtıcı sayılması gereken bu kaygı ve tereddüdü gayet makuldür aslında. Zira kamulaştırmayı daha aynı günün sabahında kendilerine bu kararı kısaca tebliğ eden ve ellerine bir broşür tutuşturan komünistlerden öğrenmişlerdir. “Devrim” onların gıyabında gerçekleşmiş olduğundan, onların inisiyatif ve yaratıcılığı temelinde gelişmediğinden işçiler onu ancak kaygıyla, şaşkınlıkla izlemekle yetinirler.

Devamını oku...
 

Şiir ve Akıl - Benjamin Peret

e-Posta Yazdır PDF

Burada söz konusu olan, akılcı düşünceyi yerip şiire methiye düzmek değil, mantığın ve aklın savunucularının şiire dönük horgörüsüne isyan etmektir; ki mantıkla akıl da bilinçdışından yola çıkarak keşfedilmiştir. Şarabın keşfi de insanı sudan vazgeçip kırmızı şarapta yıkanmaya sevk etmemiş ve ayrıca kimse yağmur olmaksızın şarabın varolamayacağına karşı çıkmayacaktır.

Aynı şekilde, bilinçdışı aydınlanma olmadan belirsizlikte kalan mantık ve akıl, şiiri çekiştirmeye girişemezdi. Eğer bilim evrenin sihirli bir yorumundan doğduysa, Freud’e göre, babalarını öldüren o ilkel kabilenin çocuklarına pek bir benziyor. Ama onlar en azından babalarını saygın göksel kahramanlara çevirmişlerdi. Gelecek kuşaklar da akılla şiir arasındaki uyumu yeniden tesis etmek durumundadır.

Devamını oku...
 

Dişil Harf: Bir Haz Kaynağı (Alfabelere Açık Mektup) - Ody Saban

e-Posta Yazdır PDF

Bu hikaye, ünlü masal anlatıcısı Baal Shem Tov’un yer aldığı bir masalı okumamla ve bu okumayla ilgili gördüğüm bir rüyayla, uzun bir gecenin kalbinde başlar.

Yahudi ve yetim olarak 1698’te Polonya’da doğan Baal Shem Tov sapkın [heretic] Hassidim hareketinin sapkın kurucusu, sözleri ve eylemleriyle dilenci, evsiz-barksız yahudilerin özlemlerini yücelten bir efsanevi kişilikti.

Bu özellikle yıkıcı bir pogromlar dönemidir. Polonya Yahudi cemaatinden geriye ne kaldıysa hüzün ve umutsuzlukla yüklüdür. Fakat Baal Shem Tov umutsuzluğa duyarsızdı. Masalları ve meselleri neşeyle örülüdür. İnsanın, hayal ve şiir aracılığıyla kendisini değiştirerek dünyayı da değiştirebileceğine kanaat getirmişti.

Devamını oku...
 


JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL

Yazın Yayıncılık'dan

Mandel'in Marksizm'e Giriş'inin beşinci baskısı, Daniel Bensaid'in, yapıtı tarihsel bağlamına oturtan ve onu bir dizi anahtar sorunla güncelleştiren "Otuzuncu yılında Marksizm'e Giriş'e eleştirel bir giriş" önsözüyle birlikte yayınlanıyor.
Marksizm'e Giriş uzun bir pedagojik deneyimin ürünüdür. İstisnai bir açıklıkla marksist teorinin temellerini -tarihsel materyalizm, marksist ekonomik teori, işçi hareketi tarihi ve işçi hareketinin taktik ve stratejik sorunları- ortaya koyar.
Dolayısıyla içinde yaşadığı toplumu anlamak ve onu değiştirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir eserdir.
Yazar, Ernest Mandel (1923-1995), Frankfurtta doğmuş, 17 yaşında ailesinin sürgün olduğu Belçika'da sosyalist mücadeleye katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı mücadele etmiş, toplama kampına gönderilmiş, oradan kaçmış ve yeniden yakalanmıştır.
XX. yy'ın ikinci yarısının en yenileştirici marksistlerinden biriydi.

 

Karl Marx'ın 1871 Paris Komünü'nü ele alan Fransa'da İç Savaş adlı kitabı, siyasal üçlemesinin son ve zirve yapıtıdır. Fransa-Prusya savaşının ardından kuşatılan Paris'te halk, güneşi fethetmeye cesaret ederek, kısa ömürlü Komün deneyimi ile bugüne kadarki bütün özgürleşim mücadelelerine ışık tutan bir mücadele yürütmüştür. Paris Komünü ve ondan çıkarılacak dersleri içeren bu kitaptaki temel konular yalnızca siyasal analizin vazgeçilmez kurucu unsurlarını vermemekte, aynı zamanda ve esas olarak insanlığın özgürleşmesinin, her türlü baskı ve sömürüden kurtuluşunun, doğrudan demokrasinin hangi temellerde gelişebileceğini göstermektedir.
Michael Löwy'nin önsözü Paris Komünün günceliğini irdelerken, Daniel Bensaid'in Komünden Devlet Devrim'e makalesi ise Paris Komünü'nden Rus Devrimi'ne giden yolda Fransa'da İç Savaş'ın derslerinin izini sürmekte.

Yazın Yayıncılıktan çıkan diğer kitaplar için...


Söyleşi: "Kıbrıs'ı Nasıl Bilirdiniz?"

Sevgi Göyçe'yi Kaybettik

YENİYOL Son Sayı

Etkinlik Takvimi

Mayıs 2012
P P S Ç P C C
29 30 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31 1 2

Kitap: "21. Yüzyılın İlk Devrimci Dalgası" - Foti Benlisoy

 

Kitap: " Fransa ve Yunanistan'dan, Arap Devrimi, 'The Occupy' Hareketleri ve Kürt İsyanına 21. Yüzyılın İlk Devrimci Dalgası" - Foti Benlisoy

Muhammed Buazizi’nin kendini ateşe vermesiyle Tunus’ta başlayan Arap devrimci süreci, ‘devrim’ kelimesini ‘bölgede’ ve dünyada gündelik kullanıma sokmuştu. Sonra, başta İspanya ve Yunanistan bir dizi Avrupa ülkesindeki kitle eylemleri, ‘öfkeliler’ (indignados) hareketi geldi, daha sonra da özellikle ABD’de ‘işgal et’ (occupy) hareketleri. Bu kez bir İspanyol devriminden, Avrupa ya da Amerikan devriminden bahsedilir oldu.

Şili’deki devasa öğrenci muhalefetine ‘penguen devrimi’ dendi. Türkiye’deyse Kürt isyanı, ya da ‘Kürt Baharı’ tabirleri giderek popülerleşti. Elbette çoğu abartılı tanımlama ve yorumlardı bunlar. Ancak devrimin kendisinin değilse bile lafzının, bir devrimin mümkün ve istenir olduğu fikrinin yaygınlaşması, yeni yüzyılın belki de en önemli, en şaşırtıcı sürpriziydi. Benlisoy'un kitabı devrimin ansızın ve ‘vakitsizce’ yeniden siyasal tahayyül dünyamıza dahil oluşuna dair sorular soruyor ve bu sorulara uçarı olmayan, teori ve gerçekle aynı anda bağını koruyan cevaplar veriyor…

 

 

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

SİTE İÇİ ARAMA