SOSYALİST DEMOKRASİ İÇİN YENİYOL

Antikapitalist, Enternasyonalist, Ekososyalist, Feminist

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa İşçi Hareketi 17 Ocak Eylemi ve Tekel Direnişi - Önder Eren Akgül

17 Ocak Eylemi ve Tekel Direnişi - Önder Eren Akgül

e-Posta Yazdır PDF

17 Ocak Pazar günü Ankara Sıhhiye Meydanı’nda gerçekleştirilen kelimenin tam karşılığı ile büyük işçi mitingi, sadece Tekel işçileri için değil, aynı zamanda bütün sınıf hareketi açısından da umut verici bir hadiseydi.
34 gündür Tekel işçileri sadece özlük hakları için değil, aynı zamanda bu mücadeleyi yürütmek için Türk-İş bürokrasisine karşı da mücadele verdi. Daha doğrusu, hakları için mücadeleyle sendika bürokrasisini aşmak için verilen mücadeleyi iç içe gördü. İşçiler direnişin bizzat içerisinde, bir yandan devlet bir yandan da sendika bürokrasisiyle karşı karşıya geldikçe başladıkları noktanın çok daha ilerisinde bir noktaya geldiler. 17 Ocak eylemi de bu mücadelenin bir anlamda bir ileri aşamasının başlangıcı olarak görülebilir. Referandumla eyleme devam kararı alan işçiler, aşağıdan yaptıkları baskıyla direnişin başından beri çeşitli uzlaşmacı yöntemlerle mücadeleyi başka bir hatta yönlendirmeye çalışan Türk-İş yönetimini bu tarz büyük bir eyleme zorladılar. Üç günlük oturma eyleminin üçüncü gününde gerçekleştirilen eylem, Ankara dışından gelen yaklaşık 25 bin emekçinin de katılımıyla işçilerin bir meydan gösterisine dönüştü.
Tabi bu sadece meselenin ilk boyutu. Yani Tekel işçilerinin 34 günlük mücadelesinin geldiği nokta. Meselenin ikinci boyutu ise bundan sonrası. Bu da mitingin sonuna doğru Tekel işçilerinin Türk-İş yönetimine zaten mücadeleye ilk başladıkları günden beri dile getirdikleri “genel grev” çağrısı yapmaları üzerine yaptıkları baskıyla başladı. Kürsünün gerçek sahiplerinin kendileri olduklarını belirtircesine kürsüye çıkan işçiler, “Türk-İş göreve, genel greve” “Kumlu gelsin, bize söz versin” ve 34 günlük eylemin karalılığını gösteren “ölmek var dönmek yok” sloganlarıyla Türk-İş’i diğer sendikalara da çağrı yapmak üzere genel greve davet ettiler. Daha sonra Sakarya Meydanı’ndaki Türk-İş binası etrafında Cumartesi gününden itibaren başlattıkları oturma eylemi için kurdukları çadırlara doğru geçen Tekel işçileri, buradaki Türk-İş binasının da sendika bürokratlarının değil, kendilerinin olduğunu belirtip binaya girerek toplantıda olan Türk-İş yönetimine genel grev karar alması için baskı kurdular.
Mücadelelerine açlık grevi ile devam edecek olan Tekel işçilerinin şu anki talebi genel grevin örgütlenmesi. Bu mücadelenin ikinci aşamasının başlangıcı olarak görülebilir. Türk-İş’in daha önce aldığı Cuma günleri bir saatlik iş bırakma eylemini bile ne kadar ciddiye aldığı ya da bu kararı ne için aldığı gayet ortadayken, üstelik diğer sendikaların katılımı da oldukça sınırlıyken genel grev bir hayalperestlik olarak görülenebilir mi? Bu noktada hatırlatmak gerekir ki genel grev kararları aşağıdan işçilerin mücadelesi ve genel greve biçtikleri anlam ile değer ve geçerlilik kazanır, yoksa toplantı salonlarında alınan samimiyetsiz kararlar sonucu değil. Mücadelenin ikinci aşaması tam da bu mesele etrafında şekilleneceğe benziyor. Bugüne kadar Tekel işçilerinin mücadelesini “uzlaşma” rayına sokmaya çalışan Türk-İş yönetimi bundan sonra bu hattı devam ettirmekte zorlanacaktır. Aşağıdan bizzat hakları için mücadele eden işçilerin kararlı tavrı, Türk-İş yönetimini kendisi açısından zor bir sürece sokmuştur. Türk-İş’in bundan sonra yapması gereken ve Tekel işçilerinin baskısı devam ettikçe yapacağı tek şey, en yakın zamanda tüm iş kollarında genel bir mücadelenin örülmesine girişmektir. Diğer sendikalar da Tekel işçilerinin seslerine kulak verip Tekel işçilerinin direnişinin taşeronlaşmaya, güvencesiz çalışmaya karşı genel bir mücadelenin bir işareti olarak görmeliler. Tekel direnişi, sadece Tekel işçilerinin direnişi olarak görülmemelidir. Direniş, güvencesiz ve esnek çalışmaya, taşeronlaşmaya karşı hem güvencesiz çalışanların hem de güvencesiz çalışma olasılıkları gün geçtikçe artanların ortak mücadelesi olarak örülmelidir.
Bu noktada bir hatırlatmada bulunmakta yarar var. “Genel grev” sloganının bir fetiş haline getirilerek içinin boşaltılmasına karşı da dikkatli olmak gerekiyor. İşsizliğe, taşeronlaştırmaya, güvencesiz ve esnek çalıştırmaya karşı saldırılara karşı direnişin elbette yaygınlaştırılıp genelleştirilmesi gerekiyor. Ancak bunun tek formu genel grev olmadığı gibi, etkili ve adını hakedecek bir genel greve giden yolun da mücadeleyle hazırlanması gerekiyor. Bunun önemli bir koşulu da kararların Tekel işçilerinin gerçekleştirdiği referandum örneğindeki gibi, aşağıdan örgütlenecek, işçilerin kendilerinin söz ve karar sahibi olacağı mücadele formlarını yaygınlaştırmaktır. 
Kısacası Tekel işçilerinin mücadelesinin 34 günlük ilk aşaması 17 Ocak eylemi ile yeni bir yola girmiştir. Bundan sonraki aşama Tekel direnişini aşmak zorundadır. Tekel işçilerinin güvencesiz çalışmamak için verdikleri mücadele sendika bürokrasisine karşı açılan savaş ile birleşmiş ve sonucunda 17 Ocak eylemindeki yükselişi yaşamıştır. Bundan sonra Tekel işçilerinin ve Türkiye’de sınıf hareketinin kaderi açısından, bu mücadelenin  diğer sendikalarla birlikte güvencesiz çalışmaya karşı genel bir işçi mücadelesine dönüştürülebilmesi açısından yeni bir sayfa açıp açmayacağı belli olacaktır.

 

Yazın Yayıncılık'dan

Mandel'in Marksizm'e Giriş'inin beşinci baskısı, Daniel Bensaid'in, yapıtı tarihsel bağlamına oturtan ve onu bir dizi anahtar sorunla güncelleştiren "Otuzuncu yılında Marksizm'e Giriş'e eleştirel bir giriş" önsözüyle birlikte yayınlanıyor.
Marksizm'e Giriş uzun bir pedagojik deneyimin ürünüdür. İstisnai bir açıklıkla marksist teorinin temellerini -tarihsel materyalizm, marksist ekonomik teori, işçi hareketi tarihi ve işçi hareketinin taktik ve stratejik sorunları- ortaya koyar.
Dolayısıyla içinde yaşadığı toplumu anlamak ve onu değiştirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir eserdir.
Yazar, Ernest Mandel (1923-1995), Frankfurtta doğmuş, 17 yaşında ailesinin sürgün olduğu Belçika'da sosyalist mücadeleye katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı mücadele etmiş, toplama kampına gönderilmiş, oradan kaçmış ve yeniden yakalanmıştır.
XX. yy'ın ikinci yarısının en yenileştirici marksistlerinden biriydi.

 

Karl Marx'ın 1871 Paris Komünü'nü ele alan Fransa'da İç Savaş adlı kitabı, siyasal üçlemesinin son ve zirve yapıtıdır. Fransa-Prusya savaşının ardından kuşatılan Paris'te halk, güneşi fethetmeye cesaret ederek, kısa ömürlü Komün deneyimi ile bugüne kadarki bütün özgürleşim mücadelelerine ışık tutan bir mücadele yürütmüştür. Paris Komünü ve ondan çıkarılacak dersleri içeren bu kitaptaki temel konular yalnızca siyasal analizin vazgeçilmez kurucu unsurlarını vermemekte, aynı zamanda ve esas olarak insanlığın özgürleşmesinin, her türlü baskı ve sömürüden kurtuluşunun, doğrudan demokrasinin hangi temellerde gelişebileceğini göstermektedir.
Michael Löwy'nin önsözü Paris Komünün günceliğini irdelerken, Daniel Bensaid'in Komünden Devlet Devrim'e makalesi ise Paris Komünü'nden Rus Devrimi'ne giden yolda Fransa'da İç Savaş'ın derslerinin izini sürmekte.

Yazın Yayıncılıktan çıkan diğer kitaplar için...


Daniel Bensaid

YENİYOL Son Sayı

Etkinlik Takvimi

Şubat 2012
P P S Ç P C C
29 30 31 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 1 2 3

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

Dosya: Arap Dünyasında Devrimler Çağı

Paylaş

AddThis Social Bookmark Button

SİTE İÇİ ARAMA

Köstebek E-Bülten

http://sdyeniyol.org/kostebek1/kostebek.JPG