SOSYALİST DEMOKRASİ İÇİN YENİYOL

Antikapitalist, Enternasyonalist, Ekososyalist, Feminist

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa İşçi Hareketi TEKEL, 4-C, 4-B, Hukuki Mücadele mi? Sınıf Savaşı mı? - Kemal Ulusoy

TEKEL, 4-C, 4-B, Hukuki Mücadele mi? Sınıf Savaşı mı? - Kemal Ulusoy

e-Posta Yazdır PDF

Bu yazının yazıldığı  dakikalarda TEKEL işçilerinin Ankara sokaklarında geçirdiği 44. gün bitmek üzere. Hükümete tanınan süre dolmuş durumda. İşçi ve memur konfederasyonları ise 28 Ocak’ta başbakan ile yapılacak olan görüşmede sonuç alınamazsa 3 Şubat gününü iş bırakmak için belirlemiş bulunuyor.

Türk-İş’e bağlı  Tek-Gıda-İş Sendikası üyesi TEKEL işçilerine işyerlerinin kapısına kilit vurulması gerektiği söyleniyor. Hükümet TEKEL’i tütün ve alkol piyasasını özelleştirdiği gibi özelleştirme yoluna gitmeden kapısına kilit vurarak devre dışı bırakma kararı vereli aslında çok uzun zaman oluyor. Ve fakat tüm mücadele dinamikleri sendikal bürokrasinin ayaklarının altında kalıp atıllaştırılan işçi sınıfı, geldiği son noktada bıçak boğazına dayanırken direnç gösterip, sınıfsal dinamiklerinin farkına varıyor. Aslında TEKEL’de gelinen noktanın baş mimarı önceki uygulamalara ses çıkarmadan “acemiliğimize geldi” diyen sendika yönetimidir. Yoksa sendika direnişi örgütlemiş değildir; aksine işçiler sendikayı direnme noktasında örgütlemiş ve geçirilmek istendikleri 4-C statüsüne karşı mücadeleyi önlerine koymuşlardır.
Hükümet özelleştirme kapsamında olmamasına ve kapısına kilit vurmak istemesine rağmen TEKEL işçilerini 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4-C maddesinde “Geçici Personel” olarak tanımlanan statüye geçirmek istemiştir. Yani kamu işçisi olan TEKEL çalışanlarını haklarını koruyarak bir başka kurum bünyesine dahi geçirip istihdam etmezken işsiz bırakmanın yollarını aramaktadır. 4-C’nin ne olduğunu artık az buçuk hepimiz zaten öğrenmiş bulunuyoruz. Ücretlerin yarı yarıya düşmesi, 10 aylık iş sözleşmeleri, 2 ay işsiz kalma, iş güvencesine/greve/toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahip olamama, yıllık izin ve kıdeme hak kazanamama, sözleşme sona erdikten sonra hiçbir gerekçe gösterilmeksizin iş akitlerinin yenilenmemesi, örgütlenememe ve sair şimdi ellerinde bulunan bütün hakların yok edilmesi. Üstüne üstlük artık işçi sayılmama, haklardan yararlanamadan 657 sayılı yasaya tabi olma.

TEKEL işçilerinin Ankara sokaklarında hükümete ve polise rağmen gösterdikleri direnç  hükümeti 657 sayılı yasadaki “4-B maddesini uygulayalım o zaman” demeye yöneltmiş durumda. Ancak 4-B’nin 4-C kadar bilinmediği de bir gerçek. Hatta bazı aklı evvellerin 4-B’yi iyi bir statü olarak algıladığına bile şahit oluyoruz. Bunlar hem direnişi kırmak hem de içine girdiği durumu bir an önce “temizlemek” isteyen hükümet, sendika ve konfederasyonunun ortak çabasının bir ürünü olsa gerek. 657 sayılı kanunda “Sözleşmeli Personel” olarak nitelendirilen 4-B şu şekilde tarif edilmektedir: “Kalkınma planı, yıllık program ve iş programlarında yer alan önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şart olan, zaruri ve istisnai hallere münhasır olmak üzere özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde, Bakanlar Kurulunca belirlenen esas ve usuller çerçevesinde kurumun teklifi ve Devlet Personel Başkanlığının görüşü üzerine Maliye Bakanlığınca vizelenen pozisyonlarda, mali yılla sınırlı olarak sözleşme ile çalıştırılmasına karar verilen ve işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlileridir”. Aslında mevcut haliyle TEKEL işçilerini 4-B statüsüne geçirmek de mümkün gözükmemektedir. Yani özelleştirme kapsamında olmamasına rağmen özelleştirme kapsamına uygulanan 4-C ye geçirilmek istendikleri gibi 4-B statüsü de kanunda değişiklik yapılmadan TEKEL işçilerinin geçirilebileceği bir statü olmaktan uzaktır. Ancak buradaki plan sınıf hareketini frenlemek ve tansiyonu düşürmektir.

Peki 4-C ile 4-B’nin farkı nedir? Farkı pratikte sözleşmelerinin 12 ay olmasıdır. 4-B de belirsiz ve ara bir statüdür. Yani işçi sayılmayıp 657’ye tabi olma ama oradaki haklardan yararlanamama durumu. Benzerlikleri sayamayacağımız kadar çok. 12 ayın sonunda da işçilerin hizmetine gerek kalmadığı ve sözleşme koşullarına uymadığı gibi gerekçelerle her an feshedilebileceği, her şeyin Bakanlar Kurulu’nun iki dudağı arasında olduğu bir durum. Sözleşmede belirtilen ücret dışında herhangi bir ücretin ödenmeyeceği bir durum. Çalışma süreleri ve saati olarak, devlet memurları için tespit edilen çalışma saat ve sürelerinin dikkate alınacağı, ancak, işçinin kendisine verilen görevleri çalışma saatlerini aşsa dahi yerine getirmek zorunda olduğu; yani fazla çalışma karşılığında herhangi bir ek ücrete hak kazanmadığı, fazla mesai ücretinin olmadığı bir durum. 4-B statüsünde çalışan bir işçi ancak bir yılını doldurduktan sonra ücretli yıllık izin kullanabilecektir. Kıdem tazminatına bir yılı doldurmak suretiyle hak kazanan işçi, 4-B statüsünde ancak 2 yılı tamamlaması koşuluyla “iş sonu tazminatı” alabilecektir. İhbar tazminatı ise bulunmamaktadır. 4-B statüsünde de 4-C de olduğu gibi grev ve toplu iş sözleşmesi hakkı bulunmamaktadır.

Görüleceği  üzere statünün adı değişse de tadı değişmiyor. Bu nedenle işçilerin çeşitli 4-B’ci vaazları dikkate almaması gerekmektedir. Asıl olan sınıf mücadelesini yükseltmek ve tüm toplumsal muhalefetin geri çekildiği koşullarda sokağı örgütleyen bir hareket olduğunu kanıtlayan işçi hareketinin gücünü hissedebilmektir. Bu anlamda gerek İş Kanunu’ndaki gerekse 657 sayılı yasadaki tüm esnek çalışma biçimlerine karşı savaş açılmalıdır. Sendikalar ve atıl hale getirilen işçiler hukuki mücadelenin dışına çıktıklarında, yani sokağa indiklerinde haklarını koruyabileceklerini ve daha fazla hak elde edebileceklerini görmüş durumdadırlar. Sınıf hareketini hukuki mücadeleye indirgemek, onun dinamizmini yitirmesine ve işçilerin iktidarı elinde tutanların yaptığı, sermayeyi baz alan kanunlarla baş edememelerine yol açacaktır. O nedenle işçi sınıfı artık geri adım atmanın değil, birlik ve mücadele ile sokağa inmenin, kendi bayrağını yükseltmenin, bileğinin gücü ve alınteri ile hakkını almanın yollarını arşınlamak zorundadır. Sınıfa karşı sınıf savaşı vermek mücadeleyi ve bayrağı yükseltmenin yegane yoludur. Bunun yolu da işçilerin birliğinden geçmektedir. O nedenle diyoruz ki: “Dünyanın Bütün İşçileri Birleşin”.

 

Yazın Yayıncılık'dan

Mandel'in Marksizm'e Giriş'inin beşinci baskısı, Daniel Bensaid'in, yapıtı tarihsel bağlamına oturtan ve onu bir dizi anahtar sorunla güncelleştiren "Otuzuncu yılında Marksizm'e Giriş'e eleştirel bir giriş" önsözüyle birlikte yayınlanıyor.
Marksizm'e Giriş uzun bir pedagojik deneyimin ürünüdür. İstisnai bir açıklıkla marksist teorinin temellerini -tarihsel materyalizm, marksist ekonomik teori, işçi hareketi tarihi ve işçi hareketinin taktik ve stratejik sorunları- ortaya koyar.
Dolayısıyla içinde yaşadığı toplumu anlamak ve onu değiştirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir eserdir.
Yazar, Ernest Mandel (1923-1995), Frankfurtta doğmuş, 17 yaşında ailesinin sürgün olduğu Belçika'da sosyalist mücadeleye katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı mücadele etmiş, toplama kampına gönderilmiş, oradan kaçmış ve yeniden yakalanmıştır.
XX. yy'ın ikinci yarısının en yenileştirici marksistlerinden biriydi.

 

Karl Marx'ın 1871 Paris Komünü'nü ele alan Fransa'da İç Savaş adlı kitabı, siyasal üçlemesinin son ve zirve yapıtıdır. Fransa-Prusya savaşının ardından kuşatılan Paris'te halk, güneşi fethetmeye cesaret ederek, kısa ömürlü Komün deneyimi ile bugüne kadarki bütün özgürleşim mücadelelerine ışık tutan bir mücadele yürütmüştür. Paris Komünü ve ondan çıkarılacak dersleri içeren bu kitaptaki temel konular yalnızca siyasal analizin vazgeçilmez kurucu unsurlarını vermemekte, aynı zamanda ve esas olarak insanlığın özgürleşmesinin, her türlü baskı ve sömürüden kurtuluşunun, doğrudan demokrasinin hangi temellerde gelişebileceğini göstermektedir.
Michael Löwy'nin önsözü Paris Komünün günceliğini irdelerken, Daniel Bensaid'in Komünden Devlet Devrim'e makalesi ise Paris Komünü'nden Rus Devrimi'ne giden yolda Fransa'da İç Savaş'ın derslerinin izini sürmekte.

Yazın Yayıncılıktan çıkan diğer kitaplar için...


Daniel Bensaid

YENİYOL Son Sayı

Etkinlik Takvimi

Şubat 2012
P P S Ç P C C
29 30 31 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 1 2 3

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

Dosya: Arap Dünyasında Devrimler Çağı

Paylaş

AddThis Social Bookmark Button

SİTE İÇİ ARAMA

Köstebek E-Bülten

http://sdyeniyol.org/kostebek1/kostebek.JPG