|
Dördüncü Enternasyonal her türlü sömürü, yabancılaşma ve tahakkümden uzak; demokratik, sosyalist ve özyönetimci bir toplum için mücadele eden uluslararası devrimci bir akımdır. Özyönetimci sosyalist bir toplum her türlü özel mülkiyetin kaldırılmasını, burjuva devlet kurumlarıyla kopuşu ve milliyet, toplumsal cinsiyet, etnik kimlik ya da cinsel yönelime dayalı her türlü baskı ve tahakkümün ortadan kaldırılmasını gerektirir. Amacımız kapitalizm, emperyalizm ve her türlü tahakkümle mücadele etmek için işçilerin, sömürülen ve ezilen kesimlerin siyasal bilinçlerinin geliştirilmesine ve etkin örgütlenmelerinin yaratılmasına katkıda bulunmaktır. Küresel kapitalizm insanlığı, uygarlığın gerçek bir krizine doğru sürüklemektedir. Bugün kapitalizmin yıkıcı sonuçları, toplumsal ve ekolojik düzeyde her zaman olduğundan daha belirgindir. Küresel kapitalizm insanların en temel ihtiyaçlarını ve insanlığın büyük bir çoğunluğunun asgari refahını sağlamamakta ve her türlü eşitlik ve adalet talebini bastırmaktadır. Kapitalist küreselleşme ülkeler arasında, tek tek ülkeler içinde ve kadınlar ile erkekler arasındaki toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmeye ve zenginliğin artan bir şekilde küçük bir azınlığın elinde toplanmasına dayalıdır.
Küresel kapitalizmin neden olduğu toplumsal kriz özellikle kadınları etkilemekte ve kadınlar üzerindeki ultra-sömürü ve tahakkümü derinleştirmektedir. Kadınlar neoliberal uygulamalardan daha fazla etkilenmektedir: Erkeklere kıyasla yoksulluk kadınları daha fazla vuruyor; kadınlar kötü işlerde çalışıp en düşük ücretleri aldıkları için işsizlik ve güvencesizlik onları daha fazla etkiliyor, esnekliğin en kötü sonuçlarını onlar yaşıyor ve işyerinde cinsel tacizin kurbanları oluyorlar; eğitim ve sağlık alanındaki sosyal haklara yapılan saldırılar azalan toplumsal hizmetlerin bedelini kadınların ödemesi anlamına geliyor. Güney ülkelerinde kadınlar çoğunlukla ailelerinin geçimini sağlayanlar olmalarına karşın tarımsal üretim araçları, toprak, kredi ve eğitime erişimde bariz bir ayrımcılıkla karşı karşıya; küresel kapitalizm seks ticareti ve turizmini yöneten mafya örgütlenmelerinin sayısındaki artışı beraberinde getirmiştir ve kadınlar toplumsal yerinden edilme ve silahlı çatışmaların sonucu olarak giderek artan toplumsal şiddete daha fazla maruz kalmaktadır. Kapitalist küreselleşme sadece kapitalizmin dünya üzerinde coğrafi olarak yayılmasını değil aynı zamanda kapitalist ilişkilerin toplumsal yaşamın bütün alanlarına nüfuz etmesini de hızlandırmıştır. Bu genelleşmiş metalaşma sürecinde işçi hareketinin tarih boyunca kazandığı temel toplumsal ve demokratik haklar; artan baskıcı politikalar, temel özgürlüklere saldırılar ve “terörizme karşı küresel savaş” kisvesi altında olağanüstü halin kalıcı bir şekilde restore edilmesi ve yeni sömürge savaşlarına paralel olarak geriletilmiştir. Aynı zamanda, kapitalist üretim biçiminin ekonomik ve toplumsal kalkınma modeli giderek artan bir şekilde gezegenin ekosistemlerinin korunmasıyla bağdaşmamakta ve son derece özgün ve küresel bir ekolojik kriz eşliğinde insan türünün yaşamını sürdürme ve yeniden üretim koşullarını doğrudan tehdit etmektedir. Ekolojik kriz özgürleşme mücadelesinin koşulları ve amaçlarında değişikliğe yol açmaktadır. Ekolojik yıkım belirli bir düzeyi aştığı takdirde herhangi bir özgürleşme söz konusu olamayacaktır. Ayrıca sınıf mücadelesini görmezden gelen herhangi bir ekolojik mücadele başarısız olmaya mahkûmdur. Sermaye birikiminin yeni aşaması insanlık ve doğanın bütün kamusal kaynaklarının bir bütün olarak özelleştirilmesine ve işgücünün daha fazla sömürülmesine dayanmaktadır. Metaların genelleştirilmiş değişimine dayalı biçimde, kapitalizm kendi temelini oluşturan üretim biçimi, mübadele ve tüketimin sonuçlarını düzenleyememekte veya denetim altına alamamaktadır. Parasal bir değer taşımayan ekolojik denge göz ardı edilmektedir ve sürekli olarak sermaye mantığının saldırısı altındadır. Küresel kapitalizmin yarattığı uygarlık kriziyle karşı karşıya olduğumuz bu çağda bizce yapılması gereken, kapitalist düzeni sorgulayan gerçek bir alternatif toplumun koşullarını yaratmak için çaba göstermektir. Küresel kapitalizm karşısında anti-kapitalist ve demokratik sosyalist bir mantıkta ısrarcı olmak gereklidir. Tarih kapitalizmi reforme etme ve toplumsal uzlaşma arama çabalarının beyhude olduğunu göstermiştir. Sermayenin diktatörlüğünden özgür bir dünya ancak mevcut düzenden bir kopuş ile mümkündür.
Devrimci Bir Kopuş: Sömürülenlerin ve Ezilenlerin Özörgütlenmesi
Küresel kapitalizmin yarattığı uygarlık kriziyle mücadele edebilmek için sömürülenlerin ve ezilenlerin demokratik ve katılımcı özörgütlenmesine dayalı devrimci bir kopuş perspektifini tekrar gündeme getirmek için çabalamalıyız. Bugün neoliberal reformlara karşı çıkmak kapitalist kâr mantığına karşı mücadele ile kapsayıcı ve sürekliliği olan kitle hareketlilikleri ve yaygın özörgütlenme pratikleri aracılığıyla sınıflar arasındaki güç ilişkilerinin köklü bir şekilde değiştirilmesini gerektirir. Bu perspektifin gerekliliği olarak kapitalist kâr mantığına karşı ve onunla çelişen, geçiş dönemi karakterine sahip somut reformlar için mücadele etmeyi savunuyoruz. Çünkü bu hakların kazanılması ve sürekli kılınması, kapitalist mantıkla doğrudan karşı karşıya gelmeyi gerektirmektedir. Küresel kapitalizmin mantığı ve şirketlerin bitmek bilmeyen kâr arayışları toplumsal sorumlulukları son derece dar bir aralığa sıkıştırmaktadır. Sol reformist politikalar artan bir şekilde reformları olmayan reformist politikalar haline gelmeye ve dolayısıyla da neoliberalizmin bir türevi olmaya başlamıştır. Biz neoliberal politikalara kapitalizm ile kopuş stratejik perspektifi çerçevesinde karşı koyacağız. Sosyal liberalizme eleştirel olan bazı kesimler, mevcut güç ilişkilerinin bir soyutlamasını yapmakta ve neoliberalizme karşı mücadeleyi anti-kapitalist mücadeleden ayrıştırmaktadır. Böylesi bir yaklaşım Keynesyen veya anti-neoliberal politikalara geri dönülebileceğine ilişkin bir yanılsama yaratmaktadır ve tamamıyla terk edilmelidir.
Demokratik ve Özyönetimci Sosyalist Bir Alternatif
Biz “işçi sınıfının ve tüm ezilen toplumsal kesimlerin kurtuluşu işçilerin ve ezilenlerin kendi eseri olacaktır” ilkesini benimseyerek; her türlü sömürü, yabancılaşma ve tahakkümden arınmış demokratik ve özyönetimci sosyalist bir toplum için mücadele ediyoruz. Özyönetimci sosyalist bir toplum her türlü özel mülkiyetin kaldırılmasını, burjuva devlet kurumlarıyla kopuşu ve milliyet, toplumsal cinsiyet, etnik kimlik ya da cinsel yönelime dayalı her türlü baskı ve tahakkümün ortadan kaldırılmasını gerektirir. Savunduğumuz sosyalizm bireysel, kolektif, siyasi, cinsel, kültürel özgürlüklerle birlikte düşünce özgürlüğü ve bireyin kendi vücudu üzerinde sahip olduğu özgürlük ile eş anlamlıdır. Sömürü ve tahakküm ilişkileri sorgulanmadan hiçbir gerçek demokrasinin varlığı söz konusu değildir. Eğer bir azınlık ekonomik gücü tekelinde tutuyor ve toplumsal eşitsizlik genelleşiyorsa demokrasinin genişlemesi mümkün değildir. Bireysel özgürlükler ve siyasi haklar demokrasi için gerekli koşulların bir kısmını oluştururken aynı zamanda toplumsal ilişkiler ve iktidarın eşitlikçi bir şekilde dönüşümünün de gerekliliğidir. Demokrasinin üretim alanına da dahil edilmesi gerekmektedir. Sosyalizm anlayışımız yaşamın ve toplumun bütün alanlarının demokratikleşmesini ve devletin sönümlenmesi, kolektif mülkiyet ile demokratik ve özyönetimci ekonomik planlama, üretim üzerinde işçilerin toplumsal denetimi, doğrudan demokrasi ve sendikalar da dahil olmak üzere her türlü siyasal ve kültürel oluşumun temsilcilerinin profesyonelleşmesine izin vermeyen temsili demokrasi mekanizmalarından oluşan siyasal iktidar biçimleri ilkelerine dayalı bir şekilde iktidarın toplumsallaşmasını içerir. Herhangi bir tahakküm biçimine karşı, ezilen kesimlerin kendi özörgütlenmelerine dayalı bir şekilde mücadele etmek sosyalizm mücadelesinde ve insanlığın özgürleşmesinde merkezi stratejik öneme sahiptir. Kadınlar ile etnik, cinsel, ulusal ve diğer azınlıkların ezilmesi kapitalist sömürü ve sınıflı toplumla iç içe geçmiştir ve bunların yeniden üretimi için kaçınılmazdır. Patriyarkal aile sistemi ve ırkçılık, sınıflı toplumun ve kapitalist sistemin işleyişi ve sürekliliğinde iki temel dayanağı oluşturmaktadır. Bu nedenle kadınların, etnik ve cinsel azınlıkların, ezilen kesimlerin özgürleşme mücadeleleri ile kapitalist sömürüye karşı mücadeleyi birbirleriyle ilişkilendirmek sosyalizm mücadelesi için kaçınılmaz olan toplumsal bloğun inşa edilmesinde stratejik bir unsurdur.
Eski Bir Mücadeleyi Sürdürmek
Solun sıfır noktasından başladığını düşünmüyoruz. Geçmişin kolektif hafıza ve deneyimi geleceğin hayalleri ve projelerini mümkün kılmaktadır. Dördüncü Enternasyonal, işçi hareketi ile feminist, ırkçılık ve sömürgecilik karşıtı, gay-lezbiyen, ulusal kurtuluş için verilen mücadeleler gibi ezilen kesimlerin toplumsal hareketlerinin yanı sıra ekoloji hareketinin tarihindeki özgürleşme mücadelelerinin devamı olarak kendisini ifade eder: Dördüncü Enternasyonal, 20. yüzyılın en karanlık anlarından birinde, İkinci Dünya Savaşı’nın arifesinde Stalinizmin prestijinin Sovyetler Birliği’nde ve uluslararası Komünist hareket içerisinde zirvede olduğu 1930’lu yıllarda kurulmuştur. Kurulduğundan beri hedefi Ekim 1917 devriminin meşruiyetini kurtarmak ve Komünizmin devrimci hareketin istikametinde trajik bir kopuş yaratan Stalinizmin neden olduğu siyasal ve ahlâki felaket ile karıştırılmaması için mücadele etmek olmuştur. Dördüncü Enternasyonal, 1930’lardan bugüne kadar insanlığın özgürleşmesi ve demokratik bir sosyalizm için kapitalizm ve emperyalizme karşı mücadeleye katkıda bulunmuş, reformist ve Stalinist bürokrasilere karşı koymuştur. Devrimci bir perspektifle Stalinizme karşı verdiğimiz mücadele geçtiğimiz yüzyılda yaşanan sosyalist deneyimlerin eleştirel bir bilançosu olmakla birlikte yeni kuşak anti-kapitalist militanlar için öğretici niteliktedir. Yaşadığımız dünyayı anlamaya ve gerçekleşen iktisadi, siyasal, toplumsal ve kültürel değişimleri analiz etmeye çalışırken mütevazı ve birleştirici bir tavırla, her zaman hareketin kendisinden ve ezilenlerin mücadelelerinden öğrenmeye gayret ettik. Marx, Engels, Lenin, Troçki, Gramsci, Luxemburg, Mariategui, Che Guevara gibi devrimciler ve diğer anti-kapitalist militanların mücadeleleri ve fikirlerinden ilham alan açık, eleştirel ve devrimci bir Marksizmi savunuyoruz. Dördüncü Enternasyonal programı ve siyasal pratiği ile insanlığın kapitalizme ve emperyalizme karşı mücadelesindeki ilerici deneyimlerini; ırkçılık ve sömürgecilik karşıtı, anti-militarist, ekolojik, feminist ve ulusal kurtuluş için verilen mücadeleleri ve her türlü tahakküme karşı verilen mücadele deneyimini kapsamaya çalışır.
21. Yüzyıl İçin Yeni Bir Enternasyonalizm
Kapitalist küreselleşmeye karşı verilen yeni mücadeleler etkileyici ve güçlü bir enternasyonalist ruhun ve hakiki insan bilincinin yeniden doğmasını sağladı. Küreselleşmeye karşı direnişin yeni enternasyonalizmi dünyanın metalaştırılmasına ve emperyalizme karşı birlikte mücadele eden bütün ezilen insanlar ve toplumsal gruplar tarafından temsil ediyor. Bugün küreselleşmeye karşı direnişin birçok ifadesi söz konusu: Kapitalist küreselleşmeye karşı hareketlilik, emperyalist savaşa karşı hareket, serbest ticaret ve ulusötesi şirketlere karşı köylü ve yerlilerin direnişi, kamusal hizmetlerin ve gaz veya su gibi doğal kaynakların özelleştirilmesine karşı verilen mücadeleler, Latin Amerika’daki ayaklanmalar, Venezüella’daki Bolivarcı süreç, Asya ve Afrika’daki toplumsal hareketler, Avrupa’daki genel grevler, çağrı merkezleri ve fast food restoranlarında çalışan geçici ve güvencesiz işçilerin mücadeleleri, Güney yarımkürenin büyük metropollerinin yoksul mahallerinde yaşayan toplulukların direnişleri, Avrupa ve ABD’deki “evraksızların” ve göçmenlerin oluşturduğu toplumsal hareketler, kadın hareketlerinin birbirinden farklı, çoğul direnişleri vb. Sosyal Forumlar ve bir bütün olarak küresel adalet hareketinin düzenlediği kampanyalar kapitalist küreselleşmeye meydan okuyan bu yeni enternasyonalist ruhun görkemli bir ifadesi olmaya devam ediyor. Dördüncü Enternasyonal her zaman kapitalizm gibi enternasyonal bir sisteme verilecek cevabın da enternasyonal olması gerektiğini savunan bir perspektifi desteklemiştir. Sosyalizm ya tüm dünya üzerinde kurulacak ya da kurulamayacaktır. Biz, büyük kapitalist güçlerin farklı ülkelerdeki halk kitlelerini bölen emperyalizmi, şovenizmi ve militarizmi ile Stalinist bürokrasilere karşı verdiğimiz mücadeleyi sürdürüyoruz. Bugün kapitalist küreselleşmeye karşı sürdürülen direnişin sunduğu çerçeve içinde demokratik ve özyönetimci bir sosyalizm anlayışını savunan ve insanlığın özgürleşmesi için mücadele eden anti-kapitalist, devrimci ve kitlesel demokratik bir enternasyonalin kurulması için her zaman olduğundan daha fazla çaba göstermeliyiz. Dünyayı değiştirmek mümkün ve gerekli. Fakat son derece zor olduğu da aşikâr. Marx, “toplumsal devrim şiirini geçmişte değil yalnız gelecekte arar” demişti. Hem doğru, hem de yanlıştı. Yanlıştı; çünkü 20. yüzyıldaki devrimci momentlerinin deneyimi hâlâ vazgeçilmez olmaya sürdürüyor: Geçmişin kolektif hafızası olmadan geleceğin hayalleri gerçekleşemez. Doğruydu; çünkü 21. yüzyılın devrimleri yeni ve harikulade bir şekilde öngörülemez olacak. 21. yüzyılın devrimleri nasıl olacak bilmiyoruz fakat onları görebilmek için çalışıyor ve mücadele ediyoruz!
|