“Türkiye solunun bir kesimi uzunca zamandır ‘polemik’ yerine gölge boksu yaparak, kendi durdukları pozisyonu güçlendirmeye ya da meşruluk kazandırmaya çalışıyor” diye yazıyor Emir Yıldız “Ortadoğu Üzerine Birkaç Not” başlıklı yazısında (Birgün sitesi, 1 Şubat). Katılmamak elde değil. O nedenle de gölgelerle yumruklaşmaksızın (kendisinin bu husustaki performansını daha sonra tartışalım) amiyane tabirle “zurnanın zırt dediği” noktadan başlayalım: Tunus ve Mısır’da diktatörlüklerin devrilmesinin tetiklediği bölgesel düzeydeki süreci ele alırken kerteriz noktamız ne olmalı? Bu hareketlerin, kimi yerde daha fazla kimi yerde daha az, harekete geçirdiği aşağıdan gelişen kitle seferberliği mi, yoksa bölgede her daim hazır ve nazır olan emperyalist tasarım ve müdahaleler mi? Laf kalabalığına, gölgelerle güreş tutmaya hacet yok, bu soruya verilecek iki cevap, iki ayrı politik pozisyona denk düşüyor.



Dünyadan


Suriye Arap coğrafyasında bir önceki döneme ait emperyalist statükoyu berhava eden ayaklanmalar-devrimler silsilesinin en kritik momenti olacak gibi görünüyor. Bu ülkede yakın dönemde yaşanacak/yaşanabilecek gelişmeler bölgede son bir yılda açığa çıkmış tüm radikal enerjiyi emperyalist vesayetin (hem de oldukça kanlı bir süreç içerisinden) ihyası yönünde soğurabilecek bir dinamik sergileyebilir.
Meşhur bir Çin deyişi, “tek bir kıvılcım bütün ovanın ateşlenmesini başlatabilir” ifadesinin muazzam biçimde anlattığı gibi, Arap dünyasında baştan aşağı yayılan, söndürülmesi zor bir yangın olan devrimin ilk kıvılcımının saçıldığı, Muhammed Buazizi’nin şehrinde, Tunus devriminin birinci yıldönümünü kutlamak için aranıza katılmak benim için büyük bir onur.
Röportaj/Sosyalist Dayanışma Aralık 2011
* Izquierda Anticapitalista, Katalunya






