Anasayfa Dünya'dan Dünya Sosyal Forumu'nun Ötesinde... Beşinci Enternasyonal - Eric Toussaint
Dünya Sosyal Forumu'nun Ötesinde... Beşinci Enternasyonal - Eric Toussaint PDF Yazdır e-Posta

Dünya Sosyal Forum'u (DSF) Uluslararası Konseyi üyesi olan Eric Toussaint, DSF'nin dünyadaki sosyal mücadelelerde daha güçlü siyasal etkisi olan bir platform haline gelmesi gerektiğini savunuyor. Kendisi Forum'un içindeki bu organizasyonun orjinal biçimini koruması gerektiğini düşünen belli grupların direnişinden fazla endişe duymuyor. Onun için çözüm basit. "Eğer Forum bu siyasal işlevi kaldıramaz ise, Forum'u terk etmeden veya onu ortadan kaldırmadan yeni bir enstrüman inşa etmemiz gerekiyor.”
Belçika'da bulunan Üçüncü Dünya Borçlarının İptali Komitesi (CADTM) başkanı Toussaint, Brasil de Fato gazetesi [1] için verdiği söyleşide, Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chávez'in Beşinci Enternasyonel çağrısına dayanarak, toplumsal hareketler ve siyasi partiler arasında diyalog kurma fikrini savunmakta. Aşağıdaki söyleşide Toissaint global ekonomik krizi, Latin Amerika birliği için girişimleri ve eski düzene ilerici alternatifler olmadığını düşündüğü BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) güçlerinin yükselişini tartışıyor. "Onların istedikleri eski emperyalizimlerle pazarlık ederek, uluslararası iktidardan, emekten ve global ekonomik bölüşümden ve doğal kaynaklara erişimden kendi paylarını almak."
Brasil de Fato - Dünya Sosyal Forumu'nun açılış tartışmasındaki [2] şu iki değişik görüşü nasıl değerlendiriyorsunuz? 1. Forum, eylem ve siyasi etki için daha büyük kapasitesi olan bir siyasi platform olarak "kullanılmalıdır". 2. Etkinlik, fikir alışverişi için bir mekân olan orjinal biçim ve amacını korumalıdır.

Eric Toussaint - Amacı talep ve hedefler açısından öncelikleri belirlemek olan, eylemler için ortak bir takvim sağlayan ve ortak bir stratejinin parçası olan uluslararası bir aygıta ihtiyacımız var. Eğer forum bu işlevi barındıramıyorsa yeni bir aygıt kurmamız gerekiyor, ki bu Forum'u terketmek veya ortadan kaldırmak anlamına gelmiyor. Bence Forum'un bir yeri var. Ancak DSF'nin içinde Forum'un harekete geçmek için bir aygıt haline gelmesini istemeyen bir kısım olduğu için, belki bunun ihtiyacımız olan şey olduğuna inanan birey ve örgütlerle birlikte yeni bir enstrüman inşa etmemiz daha iyi olacaktır. Bu bizim Forum içinde aktif bir rol almamızı engellemeyecektir. Bunu bizi boğacak bir bölünmeyi veya sonu gelmeyecek bir tartışmayı engellemek için söylüyorum. Şu açık ki sözünü ettiğimiz kesim DSF'yi görüşme ve tartışma amaçlı bir mekân olarak korumayı tercih ediyor ve eylemlilik için bir enstrüman haline gelmesini istemiyor.

Bu oldukça güçlü bir kesim değil mi?

Evet öyle. Tarihsel olarak Forum'un inşasına katılan çekirdek kesimin parçası diyebilirsiniz. Ancak bu çekirdeğin bütününü temsil etmiyor. MST [3] de Forum'un oluşumuna katıldı ama DSF'nin değişmesi fikrini destekliyor. CADTM de Haziran 2001'de DSF ilk kez oluşturulurken DSF'nin Uluslararası Konsey'inin bir üyesi. Ama IBASE [4] gibi organizasyonların ve Chico Whitaker ve Oded Grajew gibi bireylerin Forum'un bir mücadele aracı haline gelmesine karşı çıkması da analşılır. Şunu da ekleyebilirim ki, Porto Alegre'ye gelip "On Yıl Sonra" adlı seminerin sponsorlarının Petrobras [5], Caixa, Brezilya Bankası, İtaipu Binacional (Brezilya'yla Paraguay arasındaki dev hidroelektrik santralini işleten kuruluş. ç.n.) olduğunu ve birçok hükümetin seminere katıldığını görmek beni kaygılandırıyor. Bu beni gerçekten endişelendiriyor. Daha az finansal kaynağı olan ama daha militan doğası olan bir Forum görmeyi çok daha fazla isterdim. Gönüllü aktivistlerden yardım alabiliriz, onlarla şehirde kalarak, spor salonlarında ve okullarda kalacak yer ayarlayarak halledebiliriz bu işi.

Bu bahsettiğiniz yeni araç nedir?

Bir teklif yapılmıştı, aslında çok yankı getirmedi. Hugo Chávez'in Kasım 2009 sonundaki, sosyal hareketler ve sol partilerlerden oluşan bir Beşinci Enternasyonal oluşturma çağrısından bahsediyorum [6]. Bence prensipte çok ilginç bir öneri. Partiler ve sosyal hareketler arasında diyalog ve derinlemesine zihin cimnastiği olsaydı yeni bir bakış açısı ortaya çıkabilirdi: Bir eylem ve alternatif model oluşturmanın aracı olarak Beşinci Enternasyonal [7]. Fakat bence bu oldukça merkezileşmiş parti örgütlerinin oluşturduğu eski Enternasyonaller, ve hâlâ var olan Dördüncü Enternasyonal'den farklı olmalıdır. Benim görüşüme göre Beşinci Enternasyonal yüksek derecede merkezileşmiş olmamalı. Uluslararası ağların veya Dördüncü Enternasyonal gibi bir örgütün kendilerini dağıtmalarını da şart koşmamalı. Bunlar Beşinci Enternasyonal'e katılabilirler ve kendi özgün gündemlerini koruyabilirler. Ama Beşinci Enternasyonale üyelikleri şunu gösterecektir: bütün ağlar ve belli başlı toplumsal hareketler şu anda bulunan iklim, sosyal adalet, gıda hakları, uluslararası borçlar vs. gibi geçici koalisyonların ötesine geçmek için kararlıdırlar. Birçok ağ arasında ortak olan amaçlar var, bu olumlu birşey. Ama başarılı bir şekilde kalıcı bir cephe oluşturabilirsek daha da iyi olur.
"Cephe" terimi Beşinci Enternasyonal'i tanımlamakta anahtar kelime. İçinde bulunduğumuz durumda benim için Beşinci Enternasyonal partilerin, sosyal hareketlerin ve uluslararası ağların kalıcı bir cephesi olacaktır. "Cephe" kavramının açıkça kastettiği şey şu: her bileşen kendi kimliğini koruyacaktır fakat amaçlarımızı başarmamız ve mücadeleyi ileri götürmemiz için bizi birleştiren şeye de öncelik verecektir. Son aylar bir kez daha gösterdi ki harekete geçme kapasitemizi yükseltmemiz gerekiyor, çünkü Honduras'daki darbeye karşı uluslararası eylemler tamamen yetersizdi. Bu ciddi bir problem, çünkü ABD'nin darbeyi takip eden seçimleri onaylamasıyla [8], dünyanın her yanındaki darbeciler (putschist'ler) bir kez daha darbenin akla yatkın bir seçenek olduğunu düşünmeye başladılar. Mesela Paraguay'da darbeciler arasındaki tek tartışma "ne zaman" ve "nasıl" üzerine. Devlet Başkanı Fernando Lugo'ya karşı Ulusal Kongre üzerinden bir darbe düzenlemek konusunda ikna olmuş durumdalar. Bu Honduras örneğindeki eylemlerin yetersiz olduğunu gösteriyor. Kopenhag ve Haiti örneklerinde de eylemler yetersizdi. Haiti'ye ABD müdahalesine karşı tepkiler tamamen yetersizdi.

Yani Beşinci Enternasyonal'in farklı sol akımları ortak politik eylemler etrafında ve yeni bir örgütte biraraya getirmesinin mümkün olduğunu mu söylüyorsunuz?


Evet, bunu başarmak için bence bir danışma amaçlı diyalog ile başlamamız lazım. Aceleye getiremeyiz. Gerçekten etkili olabilmesi için Beşinci Enternasyonal'in çok kayda değer sayıda örgütü dinlemesi ve biraraya getirmesi gerekiyor. Hareketin küçük bir kesimiyle Beşinci Enternasyonali inşa etmenin bir değeri olmaz. Bu projeyi öldürecek ya da sınırlandıracaktır. Tartışmayı geniş bir çevreye açmak bence en önemli şey.

Bir başka şöyleşide geçen senenin ocağında düzenlenen Belém Dünya Forumu'nun global ekonomik krize karşı ilk büyük hareketlenme olduğunu söylediniz [9]. Ama şimdi Honduras ve Haiti'de olanlara tatmin edici bir tepki gelmedi diyorsunuz. Arada ne oldu? Yanlış giden neydi?

Evet, Belém'deki büyük başarı ve ondan sonra olanlar arasındaki büyük uçuruma dikkat çekmekte haklısınız. 2009'un muhasebesi kaygı verici. Krizin merkez üssündeki sanayileşmiş ülkelerde hiçbir büyük toplumsal hareket yoktu. Oldukça güçlü protestoların gerçekleştiği Fransa ve Almanya haricinde. Özellikle Fransa'da ikibuçuk milyondan fazla eylemci 2009'un ilk yarısında iki protestoyla sokağa çıktı [10]. ABD'de birkaç grev vardı ama sınırlıydı. Fakat krizden en çok çeken kitlesel kesimler harekete geçmekte çok zorlandılar. Sanki insanlar sersemledi, afalladı. İşsizlik kuzey yarımkürede keskin bir şekilde yükseldi. İspanya'da çalışır durumdaki nüfusta işsizlik %10'dan %20'ye fırladı, bu 30 yıldır görülmemiş birşey. Güney ülkelerinde Lula'nınki gibi hükümetler Brezilya gibi bir ülkenin ya da başka bazı ülkelerin Kuzey'in krizinden etkilenmeyeceği izlenimini verdi çünkü krize karşı finansal ve iktisadi önlemleri almışlardı. Ancak, Güney'de de uluslararası krize karşı eylemlerin seviyesi düşük kaldı. Ama tarihsel bir karşılaştırma yapmama izin verin. 1929'da Wall Street piyasası çöktüğünde büyük radikal toplumsal mücadeleler ta 1933, 1934 ve 1935'de şekillenmeye başladı. Yani tarihsel olarak baktığımızda, kitlesel tepkiler derhal gerçekleşmiyor. Eğer kriz devam ederse ve etkileri çok ciddi olmaya devam ederse, halk sonunda kitlesel olarak harekete geçecektir.

Fakat bu tarihsel analizin ötesinde, solun yerinde bir tepki hazırlayamadığına inanıyor musunuz?


Bu da bir başka nokta. Örneğin, Pará eyaletindeki Brezilyalı gençlerin hayli ilgili olduğunu gördük, 2009 ocağında Belém'deki Sosyal Forum'a muazzam bir kitleyle gelmişlerdi. Radikal alternatiflerle ilgili tartışmalara katıldılar. Fakat, DSF eyleme geçmek için bir aygıt olmadığından, orada kaldı. Dahası sendikaların yönetimi hayli bürokratik. En favori politikaları hükümetin kararlarının muhtemel bir çatışmayı önlemesini ummak. Hükümetin, en yoksul kesimi krizin etkilerinden korumak için ürettiği politikalara akıl ve destek veriyorlar. Sendika liderleri, sol ve sosyal-demokrat partilerde bir kararlılık göremiyoruz, bu da Kuzey'deki ülkelerin hükümetlerinin sosyal liberal veya neoliberal çözümleri uygulamaya devam etmesi demek oluyor. NeoKeynesyen politikaları dahi uygulamaya çalışmıyorlar. Roosevelt'in 1933'deki New Deal'i Obama, Zapatero veya Gordon Brown'ın hükümetleri tarafından uygulanan politikaların yanında daha sol kalır. Şu açık ki, geleneksel sol partilerin ve sendikaların lider kadrosu, ve DSF'nin krizle başedememesi birlikte büyük sorumluluk taşıyor. Bu yüzden söylesinin ilk kısmında söylediklerime geri dönüyorum, felaket şekilde yeni bir aygıta ihtiyacımız var.

Krizin yeni bir çokkutupluluk dönemi başlattığını düşünüyor musunuz?


ABD'nin ekonomik hakimiyetinin 20 yıl önceki gibi olmadığı açık. ABD iktisadi belirleyiciliğini kaybetti ama hâlâ sanayi hakimiyetini (zayıflamış olsa da), uluslararası bir para birimini (zayıflamış olsa da dolar hala temel uluslararası para birimi) ve yüzün üstünde ülkede daimi bir askeri varlığı birleştiren tek ülke. İşgal etme gücüne sahip. Beş ay önce Honduras'taki darbeyi ve Kolombiya'daki yedi askeri üssü ABD'nin Latin Amerika'ya yönelik saldırganlığının bir kanıtı olarak yorumladığım bir makale yayınladım [11]. Gazateciler abarttığımı söylediler, ABD'in Latin Amerika'ya müdahalede bulunmaya gücü yok, Afganistan, Pakistan ve Irak'taki askeri varlığı nedeniyle bunun için  artık gerekli askeri kapasitesi yok dendi. Ama ABD yine de Haiti'ye 15.000 asker gönderdi. Sonuçta, evet, ABD hala dünyanın değişik bölgelerine asker, malzeme ve askeri yardım gönderebilen bir güç. Haiti örneği simgeseldir çünkü ABD'nin hızla tepki verebilme kapasitesini gösteriyor. Jeostratejik açıdan ABD'nin gücü hâlâ üstün.
Doğru, Çin, Rusya, Hindistan ve Brezilya gibi bölgesel güçler ortaya çıkmakta. Ayrıca Avrupa Birliği de var. Brezilya'nın uluslararası durumunu benim için en iyi ifade eden kavram "periferik emperyalizm". Neden "emperyalizm"? Çünkü Brezilya komşu ülkelere tıpkı bir geleneksel emperyalist ülkenin yatırım yaptığı ülkelere baktığı gibi bakıyor. Brezilya komşularına kendi ulusaşırı şirketlerinin yatırım yapabileceği yerler olarak bakıyor ve Brezilya hükümetinin dış politikası bu şirketlerin yayılmacı politikalarını destekliyor. Petrobras, Vale do Rio Doce, Odebrecht vs. şu anda Bolivya, Ekvador, Peru, Venezuela, Şili, Arjantin ve hatta Afrika'da büyük miktarlar yatırmış durumda. Yine de ortada bir süper-emperyalizmin olmaması nedeniyle bir çokkutuplu görünüş var. Diğer yandan BRIC ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) eski emperyalizmlere (ABD, AB, Japonya) karşı ilerici bir alternatif oluşturmuyorlar. Sadece bu eski emperyalizmlerle uluslararası iktidar, emek, global ekonomi ve doğal kaynaklara erişimde bir yer edinebilmek adına pazarlık ediyorlar. Dolayısıyla, ben şu anki güçlerin bizim de destekleyebileceğimiz ilerici bir rol oynayacağını göremiyorum. Bizim alternatif olarak gördüğümüz girişimler ALBA (Amerika Kıtası için Bolivarcı Alternatif, Venezuella Devlet Başkanı Hugo Chávez'in önerisi) gibi bileşenleri emperyalist ülkeler olmayan oluşumlar. ALBA gibi bölgesel alternatifler çok önemli. Benim bu konudaki derdim, değişik ülkelerin daha iyi entegrasyonuyla lafın ötesine geçip bu süreci hızlandırmamız. Ama olumlu noktaların da altını çizmeliyiz, ALBA'nin 25 Ocak 2010'daki toplantısında Haiti'nin üye ülkelere olan borçlarının iptal edilmesine karar verildi. Böylece, Monreal'de aynı gün toplanıp borç affını yapısal uyum önlemleri şartına bağlamayı tartışan uluslararası güçlere de bir ders vermiş oldular.

Bu bağlamda, Güney Bankası (Bank of the South) gibi girişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu gibi gelişmeler tatmin edici bir seviyeye geldi mi?

2007'de Rafael Correa ve onun Ekonomi ve Finans bakanlarının isteğiyle Ekvador'un Güney Bankası ile ilgili görüşünün taslak hazırlığına katıldım. Ekvador Güney Bankası'nın kamu projelerine ya da yerel geleneksel toplulukların projelerine yatırım yaptığı bir planı savunuyor. Örneğin, bölgesel besin egemenliği politikalarının finansmanı, gerekli toprak ve kent reformlarını mümkün kılmak, kara yolundansa demiryoluna öncelik vermek. Bu Güney Bankası için mümkün olan seçeneklerden birisi. Brezilya ve Arjantin'in başka bir projesi var. Bu da şundan oluşuyor: girişimin parçası olan daha yoksul ülkelerdeki (Bolivya, Paraguay, Ekvador) projelerin finansmanı, IIRSA (Güney Amerika'daki Bölgesel Altyapının Entegrasyonu İnsiyatifi) çerçevesindeki altyapı çalışmalarının Brezilyalı ve Arjantinli şirketlerle yapılacak kontratlar ile desteklenmesi. Yani yine kamu parasının özel sektör ihaleleri için kullanılması, çevreye saygı göstermeden ve çalışan halkın durumuyla ilgilenmeksizin büyük ölçekli projelerin başlatılması. Bu şu anda Brezilya ve Arjantin tarafından istenen, Güney Bankası için yapılan müzakerelerde hakim olan seçenek. Sol hükümetler tepki göstermeli ve halkların sahici entegrasyonunu seçmeli, Güneyden veya Kuzeyden olsun ulusötesi şirketleri kayıran bir birleşmeyi değil. AB'yi model olarak almayan bir bütünleşme. Avrupa’nın bütünleşmesi özel sermaye birikimi mantığıyla yönetilen bir birleşme, bir liberal veya neoliberal mantık. Bazı ülkelerde iktidara gelen hükümetleri düşündüğümüzde, toplumsal hareketlerin gücünü ve radikal mücadele geleneğini düşündüğümüzde, Latin Amerika bir alternatif modelin dünyada en kolayca gerçekleştirilebileceği yer.

Siz sıkça diyorsunuz ki iki Sol var: ekososyalist sol ve sosyal-liberal sol. Krizle beraber neoliberal modelin başarısızlığının ortaya çıkmasına rağmen, sizin bir sosyal-liberal olarak tanımladığınız Devlet Başkanı Lula'nın gücü eskisinden daha fazla görünen liderlerden birisi olmasını nasıl açıklıyorsunuz?

Bir ülkenin kaderini belirleyen şey toplumsal hareketlerdir, kitlelerin kendi eylemliliği içerisinde biriktirdiği tecrübelerdir. Ve görüyoruz ki toplumsal hareketlerin en radikal olduğu ülkeler siyasi olarak da en gelişmiş hükümetlerin olduğu ülkeler. Bu seviyedeki toplumsal hareketler hükümetlere sol duruşla en uyumlu siyasi ve sosyal önlemleri almaları için baskı uygular. Brezilya'da maalesef bu tip bir eylemlilik son beş altı yıldır eksik. Ve hükümet işe avantajlı bir uluslararası ekonomik iklimde başladı. 2004 ve 2008 arasında ülkenin ekonomisi uluslararası mal fiyatlarındaki artıştan yarar gördü, bu büyüme ihracı artıran Kuzey'deki spekülatif balonla alakalıydı. Ve daha önce belirttiğim gibi şu ana kadar uluslararası kriz Brezilya'yı vurmadı. Dolayısıyla, hükümet iyi ekonomik durumun kendi politikaları sonucu olduğunu iddia edebilir, ki bu tam olarak gerçeği yansıtmaz.

Fakat kriz nasıl Brezilya'yı vurmadı?

Çünkü 2008'in ikinci yarısında gerçekleşen mal fiyatlarındaki düşüşü 2009'da yeni bir yükseliş takip etti. İhraç gelirleri sabit kaldı. Ayrıca, "Bolsa Familia" programı alt sınıflara iç piyasayı ayakta tutmaya yetecek kadar tüketim seviyesi [12] sağladı. Sorabileceğimiz soru şu: önümüzdeki yıllarda ne olacak? Çin'deki büyümeye ne olacak? Sürekli devam edemeyeceğini biliyoruz. Şu anda Çin'de birçok spekülatif balonun büyüdüğünü biliyoruz, emlak balonu, borsa balonu, ve katlanarak büyüyen borçlar. Çin'deki büyüme ABD, Avrupa ve Japonya'daki kriz nedeniyle kaybolan yabancı piyasaları telafi etmek için kamu harcamalarında gerçekleşen kayda değer artış sayesinde sürüyor. Bu balonlar sayesinde büyüme oranları yapay olarak sürdürülüyor. Şu anki global durumda ekonomik büyüme adına ne kaldıysa Çin tarafından gerçekleştiriliyor. Çin olmasaydı keskin bir ekonomik gerileme dönemine girerdik. Brezilya'daki durum maden cevheri vs. ihracatı sayesinde Çin'in durumuna bağlı. Ama aynı zamanda Çin'deki durumun global ekonomiyi belli bir seviyede tutmasıyla alakalı. Eğer aksarsa, ki bence bu bir kesinlikten ziyade ihtimaldir, bu Brezilya'nın ekonomisini etkileyecektir. Brezilya önümüzdeki yıllarda meydana gelecek diğer uluslararası finansal patlamalardan da zarar görecek. Soya fasulyesi gibi gıda mamüllerinin ihracatında spekülatif yatırımlar var. Spekülatif balon söndüğünde mal fiyatları düşecek ve bu Brezilya'yı etkileyecek. Bu yüzden Brezilya'nın bir “panzer ekonomisi” olduğunu iddia etmek yanlış. Herşey Brezilya'nın üzerinde hiçbir kontrolünün olmadığı uluslararası bir evrime dayanıyor. Brezilya'nın bu durumu telafi etmesi için yapabilecekleri, iç piyasasını büyütmek, korumacı önlemler almak, sermaye akışlarını daha sıkı kontrol etmek, paylaştırıcı bir ekonomik model uygulamak, tekellerden ve lobilerden kurtulmak, radikal toprak ve kent reformları uygulamak. Ancak ondan sonra bölgesel bütünleşme çerçevesinde sahici sol eğilimli bir model haline gelebilir. Fakat bu başka bir hükümet seçeneği gerektirecektir.

Krize karşı Venezuella, Bolivya ve Ekvador gibi daha ilerici hükümetlerde gözlemlediğimiz yanıtları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sadece bu üç hükümetin değil Lula, Cristina Fernández (Arjantin devlet başkanı) ve Michelle Bachelet'in (Eski Şili devlet başkanı) krizi yönetme şekillerinde olumlu bir yön vardı. IMF'nin kamu harcamalarını azaltma tavsiyelerine rağmen hükümetler, Alan García'nın Peru'daki sağ hükümeti bile, hakim görüşe aykırı politikalar uyguladı. Bu, hükümetlerin belli bir büyüme seviyesini sürdürebilmelerini sağladı. Bu açıdan bakıldığında, Bolivya, Ekvador ve Venezuela'nın tepkileri de çok farklı değildi, tüketimi ve ekonomik canlılığı ayakta tutabilmek için önemli miktarda kamu harcamasına devam ettiler. Üçü arasında ekonomik politikalarını hafifçe radikalleştiren daha fazla kamulaştırmayla Hugo Chávez oldu. Ama samimi konuşmak gerekirse, Correa, Chávez ve Evo Morales'in krize karşı durmak için kullandığı politikalar bölgedeki diğer hükümetlerden çok da farklı değil. Ekonomik alanda radikal bir farklılık yok. Bence antiemperyalizm, anayasal reformlar, doğal kaynakların kontrolünü geri alma anlamında farklılıklar var. Ama bölgedeki ekonomik gelişmeler arasında çok büyük farklılıklar var demek konuyu aşırı basitleştirmek olur. Ben şahsen Ekvador, Venezuela ve Bolivya hükümetlerinin gerçekten radikal alternatif modelleri uyguladığını söyleyebilmeyi tercih ederdim. Ama durum bu değil. Hayli ilginç işaretler ve bakış açıları var, fakat lafları ve niyetleri gerçek hayatın olgularıyla karıştırmamak lazım.

Kamu borcu meselesi üzerine tartışmalar nasıl gidiyor?


Borç meselesinin dönemsel inişleri ve çıkışları var. 1980'lerde bayağı hararetli bir konuydu 2001 sonunda Arjantin borçlarını ödeyemeyince yeniden gündeme geldi. [13] Şimdi yeniden bir gerilim vaziyetine geri gelmiş durumdayız, ama bu sadece başlangıç. 2007'de Ekvador hükümeti benim de katıldığım bir denetim komitesi kurdu. Bizim sonuçlarımıza dayanarak Correa hükümeti 3.2 milyar dolarlık, Wall Street'de satılan ve 2012 ve 2030 arası vadesi dolan, ticari tahvilin ödemesini askıya aldı. Correa Kasım 2008'den itibaren ödemeyi durdurdu, alacaklılara ve tahvil sahiplerine karşı da sert durdu. 10 Haziran 2009'da bu senetlerin %91'ini Ekvador hükümetine %65 indirimle sattırmayı başardı. Bu demektir ki Ekvador 3.2 milyar dolarlık senedi 1 milyar dolara geri alacak. Ekvador geriye kalan faizler artı 2.2 milyar dolar tasarruf etti. Bu gösteriyor ki küçük bir ülke bile tahvil sahibi alacaklılara karşı durabilir ve onları fedakârlığa zorlayabilir. Normalde hep galip gelenler artık bu tahvillerle büyük kârlar elde edemeyecekleri gerçeğini kabul etmek zorunda kaldılar. Çıkan ders şu ki, eğer Ekvador bunu yapabiliyorsa Brezilya, Arjantin ve diğerleri de yapabilir. Arjantin ödemeyi 2001'de askıya aldı ama 2005'de tahvilleri geri alacağına ya da hepten reddedeceğine takas ederek hata etti. İndirimle takas etti ama yine de yüksek faiz ödemek zorunda kaldı. Arjantin'in bugünkü borcu 2001'deki borcuyla aynı. Borç ödeme mevzusu uluslararası sahnede iki temel sebepten dolayı yeniden belirecek. Birincisi, Güneyden yapılan ihracatı ve vergi gelirlerini azaltan finansal ve ekonomik kriz iç ve dış kamu borçlarını ödemeyi daha zor kılacak. İkincisi, borç ödemesi için kaynak yaratmak artık daha masraflı. Kuzey'deki bankalar kriz içinde olduğu için uluslararası düzeyde borç almak isteyen Güney ülkelerine karşı daha talepkârlar.

İngilizce'sinden Umud Dalgıç tarafından çevirilmiştir.


Dipnotlar:

[1] Ulusal haftalık gazete Brasil de Fato bir grup toplumsal hareket tarafından yayınlanmakta. Bunlar arasında Via Campesina, Consulta Popular, bir grup sol hristiyan organizasyon, feminist ve öğrenci hareketleri yer almaktadır.
http://www.brasildefato.com.br/v01/agencia/entrevistas/para-alem-do-forum-social-mundial-a-quinta-internacional

[2] Igor Ojeda burada "10 yıl sonra: başka bir dünya ihtimaline dair sorunlar ve öneriler" başlıklı uluslararası semineri kastediyor. Seminer Porto Alegre'de 25-29 Ocak 2010 tarihlerinde düzenlenmiştir. Düzenleyicileri, IBASE, Ethos and the Instituto Paulo Freire gibi birçok organizasyondan oluşan "DSF sürecini destek için fikir ve destek grubu"dur.

[3] Movimento dos Trabalhadores Rurais Sem Terra (Topraksız İşçiler Hareketi).
http://www.mst.org.br/

[4] Instituto Brasileiro de Análises Sócias e Econômicas (Brezilya Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü)
http://www.ibase.org.br/

[5] Petrobras Brazilyalı karışık-sermaye yapılı petrol şirketidir (devlet, sermayesinin %39'una sahip). Yurtdışı yatırımlar açısından Brezilya'nin ikinci büyük ulusötesi şirketidir. Özellikle Amazon bölgesinde çevreye verilen ciddi hasardan sorumludur.

[6] "Kumandan Hugo Chávez Frías tarafından Beşinci Sosyalist Enternasyonal'in, sosyalist partilerin, hareketlerin ve düşünce akımlarının, emperyalizme karşı mücadele etmek, kapitalizmi bir dayanışma çerçevesi içerisinde sosyalizm ve ekonomik bütünleşme ile değiştirmek için ortak strateji önerebileceği bir mekan olarak teklif edilmesinin ardından sol politik partilerin uluslararası buluşması Kasım 19, 20 ve 21 2009'da Karakas'ta gerçekleşti." "Karakas Taahütü" içerisinde, sayfa 12.
http://www.psuv.org.ve/files/tcdocumentos/commitment.caracas.pdf

[7] Bu mesele üzerine uluslararası bir çağrı başlatılmıştı: "Bir Katılımcı Sosyalist Enternasyonal için Öneri", ZNET tarafından.
http://www.zcommunications.org/newinternational.htm

[8] Eric Toussaint'ın "ABD ve onun asi Latin Amerikan 'arka bahçesi'" içinde.
www.cadtm.org/The-U-S-and-its-unruly-Latin

[9] "Eric Toussaint ile bir söyleşi, Pauline İmbach: DSF için yeni bir başlangıç mı?" içinde.
http://www.counterpunch.org/imbach03032009.html or http://www.cadtm.org/A-New-Start-with-the-2009-WSF

[10] 2009'un ilk çeyreğinde Guadeloupe ve Martinique'de gerçekleşen devasa toplumsal eylemleri de burada anmalıyız.

[11] Eric Toussaint'in, ’Du coup d’Etat au Honduras aux sept bases US en Colombie : la montée de l’agressivité de Washington’ içinde, 7 Aralık 2009.
www.cadtm.org/Du-coup-d-Etat-au-Honduras-aux

[12] Brezilya'da yoksulluk sınırının altında yaşayan 11 milyon aile aylık 7 ila 45 avro arasında kazanıyor. Bu önlem, gelirleri hayatta kalmalarını güç bela sağlayan ve nüfusun %24'unu oluşturan halkın gündelik yaşamlarına gerçek bir iyileşme getiriyor. 2006'da Lula'nın en yüksek oy aldığı bölgeler bu plan sayesinde ülkenin en yoksul bölgeleriydi. Plan 2003 yılında Lula'nin ilk başkanlık döneminde uygulanmıştı. M. Castro and M. Bursztyn, “Social inclusion or poverty alleviation? Lessons from recent Brazilian experiences”, Center for International Development, Harvard University, içinde.
www.politiquessociales.net/IMG/pdf/027.pdf
Dünya Bankası halihazırda bu programı destekliyor.
http://go.worldbank.org/PE5Z73M330
Lula hükümeti Kasım 2009'da yoksul ailelere 11 milyon bedava cep telefonu dağıtmayı planladığını açıkladı. Aylık kullanıcı ücreti 3 avro civarında olacak.

[13] Halkın devasa isyanı ve 2001 sonuyla Mart 2005 arasındaki nakit yokluğunu takiben, Arjantin hükümeti 100 milyar dolarlık borç tahvilinin ödenmesini askıya aldı.



 

YENİYOL Son Sayı

Avrupa Sosyal Forumu Gazetesi

Köstebek E-Bülten

http://sdyeniyol.org/kostebek1/kostebek.JPG

Yazın Yayıncılık'dan


 

Tarih ve Siyaset Sarkacında - Masis Kürkçügil
Otuz yıllık bir dönemde, siyasetten hareketle tarihe yönelen tartışmaların ürünü olan bu derlemede yer alan Cumhuriyet ve Sosyalizm, Altmışlarda Sosyalist Hareketin Oluşumu, Ermeni Meselesi, Milli Mücadele vb. gibi yazılar, esas olarak özetlenebilir. Dolayısıyla bunlar; bitmiş, tükenmiş, hallolmuş, öğrenilmiş bir tarihe ilişkin olmayıp, yeniden ve yeniden gündeme gelen, bugünü ve geleceği şekillendirmeye yönelik geçmişe ilişkin sorunları, aşağıdan, yeniliklerin umudunu yeşertecek bir kapının aralanmasına yönelik, siyasetle tarih arasındaki sarkaca tutunmaya çalışan yazılardır. Tabii önceleyen tarih değil siyasettir. Dolayısıyla vaki olanın yanı sıra öngörülebilecek olan, ihtimal dahilinde olabilecek olan da bugün ve gelecek için hesaba dahil edilmeye çalışılmıştır.

 

Althusser'e Karşı Marks İçin
Ernest Mandel, Michael Lowy, Daniel Bensaid
"Okuyacağınız denemelerin yazarlarının göstermek istedikleri tam da Althusser'in aşılması gerektiği ve bunun varoluşçu ya da bilimsel tüm çabaya düşman bir Marksizmin tuzağına düşmeden yapılabileceği. Yazarların savundukları bakış açıları her zaman tıpatıp aynı değil, ama girişimdeki derin birlik, çağımıza uyum sağlamış bir devrimci Marksizmin kendini kabul ettirmesi için müzadele etme ortak iradesinde yatıyor. Bunun için hepsi Troçkizmin ve IV. Enternasyonalin kazanımlarından güç alıyorlar. Bunu hazır reçetelere gereksinim duydukları için değil, böylelikle teorik ve politik dakikliği seçtiklerine ikna oldukları için yapıyorlar." -  Jean-Marie Vincent 

Marksist İktisat Teorisi: Çağdaş Kapitalizm ve Kriz
"Güncel krizin temel meselelerinden biri, modern bir antikapitalizmin gerek kuramsal, gerek siyasi açıdan yeniden inşasıdır. Bu krizin kapitalizmin bizatihi temelleriyle ilgili olduğunu ve kapitalizmin, bu sistemin temel toplumsal ilişkileri yeniden tartışma konusu yapılmaksızın içinden çıkılamayacak bir çıkmazda olduğunu göstermek söz konusudur. Mevcut konjonktürde, bu acil ve öncelikli bir görev halini almıştır:
Krizle birlikte, bir yandan barbarlıkla, diğer yandan toplumsal dönüşüm arasında zamana karşı bir yarış başlamıştır; artalanda ekolojik krizin yarattığı tehdit de eklendiğinde, bu seçim daha da hayati bir önem kazanmıştır."