Anasayfa Feminizm Feminizmi Güncelleştirmek - Özlem Onaran
Feminizmi Güncelleştirmek - Özlem Onaran PDF Yazdır e-Posta

Feministler açısından kadın hareketiyle kadın kurtuluş hareketini birbirinden ayıran çok temel bir fark vardır. Kadın kurtuluş hareketleri kadınlar üzerindeki baskı ve şiddete karşı kadınların öznesi olduğu bir mücadelenin örgütlenmesinden doğar. Kadın hareketi ise illa da cinsel kimlikle ilgili bir başkaldırı üzerine oluşmaz. Genel toplumsal sorunlar etrafında sadece kadınlar olarak bir hareket yaratılması, özellikle anti-emperyalist, anti-faşist, savaş karşıtı mücadeleler, köylü hareketleri, ulusal kurtuluş hareketleri, hayat pahalılığına karşı eylemler vb. etrafında oluşan klasik "kadın hareketi" örnekleridir.
Kadın hareketlerinde kadınlar aslında kadın kurtuluş hareketinin, yani feminist hareketin tam da isyan ettiği geleneksel kadın rolünü üstlenerek başkaldırır. Ama diğer yandan da paradoksal bir şekilde susan, evde oturan ya da fabrikada suskunluk içinde çalışan kadınlar bu hareketlerle yaşamın öznesi olmaya soyunmuşlardır.
Örneğin Meksika'nın köylü kadınları işlerini kolaylaştırmak üzere köyün merkezine bir buğday değirmeni yapılması için veya su sağlanması için mücadele ederken ve üstelik başarılı da olurken niçin mutfağın baş sorumlusu olmak zorunda olduklarını sormuyorlardı. Ama diğer yandan bir kez sokağa çıkan ve isyan eden kadınlar bir daha eski munis eş, anne veya kardeşe kolay kolay benzeyemezdi. Meksika'lı feministler, ülkelerinde feminist hareketin güçlenmesinde bu paradoksu kavrayıp, feminist anlamda devrimcileştirebilmelerinin çok önemli olduğunu anlatıyorlar.
Tutsak veya kaybolmuş siyasal militanların anne, kardeş ve eşleri de kadın hareketinin en mücadeleci güçlü örneklerinden birini yaratmıştır. Kuşkusuz annelik rolünün kadınlar üzerinde oluşturduğu baskı ve kadının iyi anne eş demagojisiyle eve tıkılması ve emeğine el konulması üzerine onca çözümleme üretmiş kadın özgürlük hareketi tarafından kadınları hareketlendiren bu dinamik oldukça soğuk karşılanmıştır.
Feminizmle, geleneksel kadın rolleri üzerinden yürüyen bu kadın hareketlerinin buluşması ve devrimci marksist feminist bir hata girmesi soruna hem popülizmden hem de  fırsatçılıktan uzak bir gözle bakmayı gerekli kılıyor.

Feminist siyasetin bütünlüklülüğü
Bu karmaşadan çıkmak için toplumdaki her sorunun kadınları ilgilendirdiği gerçeğini hareket noktası olarak alabiliriz. Bu ilgilenme herhangi bir vatandaştan, herhangi bir ezilenden, bir işçiden, ezilen bir ulusal kimlikten farklı olarak ezilen cinse ait olma kimliği ile ilişkilenmektedir.
"Biz anti-faşist kadınlarız, o yüzden feminizme karşıyız" diyen bir kadın grubu, anti-faşist grubun yan kolu olmaktan öte anlamlı değildir ve aslında bu anlamda sadece kadınlardan oluşması da saçmadır. Bu noktada feminist hareket de çoğunlukla sorunun kaynağını seçilen konularda buldu. Feministler arasında "doğrudan kadınlarla ilgili olmayan" konularda kadınlar olarak tavır almaya kalkışılırsa bunun sonucunda erkeklerin de söyleyeceğinden farklı olmayan genel solcu laflar edilebileceği yanılsaması yaygınlık kazandı.
Diğer tarafta kadınların ezilmişliği üzerine bir çift laf etmeği bile burjuva demokratlığı veya sınıf bölücülüğü olarak gören sekter solcu kadınlar da analık kimliği üzerinden savaş aleyhtarlığı, mutfak zamları üzerinden protesto örgütleyiciliği yapınca da haliyle, feministlerin tepkiselliğinin üzerine tuz biber ekilmiş oldular. Bu problemi çözmek için öncelikle "doğrudan kadınlarla ilgili olmayan meseleler" ve "kadınlara özgü meseleler" ayrımını yapmak zorundayız. Kadınlara özgü bir gündemi Türkiye siyasi tarihine maleden, kazıyanlar erkek egemenliğini, özel yaşamda kadının rolünü, anneliği, cinselliği, cins ayrımcılığını güncelleştiren feminist hareket oldu kuşkusuz. Ama tüm bunlar kadınlara özgü problemlerin sadece bir kısmını oluşturuyor. Cinsiyetçilikle, emeğin sömürüsünün ve ırkçılığın bu kadar iç içe geçtiği topyekûn bir sömürü sisteminin hep birlikte oluşturduğu bir toplumda kadın siyaseti sadece kadın emeği, bedeni ve kimliği üzerindeki baskıyı deşifre ederek varlığını sürdüremez, ya da sistemin emniyet sübapları içinde soğurulmuş bir muhalif getto olmaktan kurtulamaz.(1)
Bu anlamda feminist hareket artık gündemine sahip çıkmak zorunda. Çünkü geleneksel kadın rolünü gerektirdiği için mahkum edilen kadın hareketleri artık feministlerin Türkiye siyasi hayatına kazandırdığı cinsel şiddet, kadın emeğinin denetlenmesi gibi gündemleri yavaş yavaş da olsa mücadelesinin içine yediriyor. Feminist hareketin gündemine sahip çıkması ise yaşamın her alanına dair bütünlüklü politika yapmasını gerektiriyor.
Bu zorunluluk aslında feminist hareket içinde çoktandır ortaya çıkmış olan bir yol ayrımını da berraklaştırıyor. Bütünlüklü politika yapmak ister istemez sistemin geneline dair tavır almayı beraberinde getiriyor. Geçiş talepleri anlayışı bu dinamik ilişkiyi açıklamak için oldukça önemli. Kadınların üzerindeki baskı ve şiddete dair geliştirilen bir politika ve talepler dizgezi ilişkiler bütünlüklü kurulduğunda erkek egemenliği üzerinden sürekliliğini sağlayan kapitalist sistemin bütününe yöneliyor.(2) Aynı şekilde kadınları doğrudan ilgilendirmezmiş gibi görünen pek çok toplumsal sorun, işsizlik, enflasyon, özelleştirme, militarizm, savaş kadınlar üzerinde diğer toplumsal kesimlerden farklı etkiler de yaratıyor. Bu anlamda kendileriyle ilişkisinden yola çıkarak genel siyaset sahnesinde yerlerini aldıkça sistemin bütününe dair bir pozisyon almaya doğru ilerlerler. Bu nokta feminist geçiş taleplerini genel geçiş taleplerine bağlayan noktadır. Taleplerin birbirinden soyutlanamaz bir bütünlük oluşturması ve hem feminist, hem ekolojist ve hem de anti-kapitalist bir program oluşturmak da ancak böyle olanaklıdır.

Kadın kurtuluş hareketinin
gündemi genişliyor
Özellikle son birkaç yıldır kadın kurtuluş hareketinde bir perspektif genişlemesi yaşandığı bir gerçek. Kadınların gündemi biraz da savaş, özelleştirme, kökten dinci hareketin yükselişi gibi beklemeye ve düşünmeye fırsat vermeyecek acil saldırıların müdahalesiyle kendiliğinden genişledi. 1994 8 Mart'ı Ankara'da savaşın en acil gündem olduğunu düşünen kadınların biraraya gelmesiyle "Barış için Ankara Kadın Platformu"na tanık oldu. Bu platformda geleneksel sol gruplardan kadınları, savaşın cinsel kirliliğinden dolayı kadınlar üzerinde yarattığı baskı ve şiddeti odağına alan bir savaş karşıtı politika üretmek konusunda ikna etmek oldukça zor oldu. Feminist hareketin oldukça etkisinde kalmış bir diğer grup solcu kadın ise, önce kadınların erkeklerden bağımsız olarak savaşla ilgili söyleyebilecek sözü olmadığını, böylesi bir girişimin kadınları asker ve gerilla anası olma kimliğinden öteye götüremeyeceğini, tam da karşıtı olduğumuz pasif kadın kimliğini geliştireceğini iddia etti.(3)  Savaşın ardalanındaki militarizmin erkek kimliği ile karşılıklı ilişkisini, savaş ile artan cinsiyetçi şiddeti, savaş ekonomisinin yarattığı kemer sıkma rejiminin bedelinin kadınlara nasıl ödetildiğini anlatarak birbirimizi ikna etmeğe çalışmak sonuçta önemli bir ortak deneyim yarattı. Bu "ikna süreci" sonucunda çıkan kampanya deklerasyonu bir görüşler mutabakatı olduğu için oldukça eklektikti ve feminist devrimci marksist bakış açısından bakıldığında oldukça önemli gaflar içeriyordu, ama feminist taleplerin genel gündemle ilişkilenmesi, kadın politikasının dışındaki solcu kadınların da içeriye adım atması ve ortak hareket açısından geleneğe katkıda bulundu. 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinliklerinde kadınlar yine vardı.
27 Mart seçimlerinin Refah Partisi'nin zaferi ile sonuçlanması kadınlar arasında bir cepheleşme, güç birliği tartışması yarattı.(4) Özelleştirme de düşük tansiyonlu da olsa sendikalarda yapılan toplantılar aracılığı ile kadınların gündemine girdi. Fakat henüz kalıcı birlik zeminleri yaratılmamış, parçalı kadın kurtuluş hareketi bu gündemlere dair sesini geçtiğimiz dönemde çok hissedilir bir şekilde çıkaramamıştır. Bu yönde bir girişim de 1995 8 Mart'ına kaldı. Pek çok gündemin yığılmış olması ve birlikte davranacak gücün ancak 8 Mart'larda yakalanıyor olması kadınları pek çok gündemi bir arada almaya yöneltti. Özellikle Ankara ve İstanbul'da gündem savaş, özelleştirme, köktendinciliğin yükselmesi, cinsel şiddet ve medeni kanun etrafında yoğunlaştı. Gündem oluşturma tartışmalarında gündemin tek bir madde etrafında oluşturulması ve güçlü bir kadın kampanyası yürütülmesi üzerinde duruldu. Ne yazık ki burada da klasik "kadınları doğrudan ilgilendiren ve dolaylı ilgilendiren konular" ayrımına girildi. "Doğrudan" ilgilendiren konu ise elbetteki ağırlıkla cinsel şiddetti. Özelleştirme veya savaş ise kadınların dolaylı etkileneceği, 8 Mart gündeminde yer verildiğinde "ötekinin" peşine takılmak, "kendi bağımsız gündemini yaratamamak" sonucuna yol açacak gündemler olarak değerlendirildi. Hatta örneğin kadınlara değen yanıyla özelleştirme diye bir gündemin toplumda cins ayrımcılığı diye bir gerçeklik olduğu için var olduğunu, bu nedenle ana gündemimizin cins ayrımcılığı olması gerektiğini savunacak kadar ileri gidenler oldu. Bu tartışmanın öbür ucunda, yani özelleştirme, savaş gibi gündemleri savununanlar arasında ise feminist, sosyalist görüşlerin yanı sıra ne yazık ki cinsel şiddet gibi gündemleri hor gören, daha önemli sorunlar varken kadınlara özgü gündemlere sıkışılamıyacağını savunan sekter sol bir görüş de vardı.

Toplumsal gündemi belirlemek

Kadınların mücadelesi sadece 8 Mart'a sıkıştırıldığı sürece kadınlar 8 Mart'ta herşeyi birden söylemek ihtiyacına sıkışıp kalacak ve siyasi etkinliği olan, kamuoyunu düşündüren, içine katan somut kampanyalardan uzak kalacak. Diğer taraftan feminist siyaseti anti-kapitalist bir bütünlük içinde donanımlı kılmak zihniyetine kavuşulmadıkça her yıl dönüp dolaşıp soyut bir cins ayrımcılığı ve cinsel şiddet maddesine takılıp kalınacak. Oysa kadınların bugün, 1995'de Türkiye'de bütün toplum için önemli olan bir meselede kadınlar üzerindeki izdüşümünden hareketle tavır alması ve feminist talepleri bu çerçevede güncelleştirmesi, bu memleketin siyasetinde genel olarak belirleyici olmak anlamında atılmış önemli bir adım olurdu. Örneğin 1995 Mart'ında en belirleyici gündemlerden olan özelleştirme etrafında güncel feminist taleplerden olan ev emeğinin özgürleşmesi, ev işlerinin toplumsal hizmet olarak sağlanması, cinsel şiddete karşı kadın dayanışma ve sığınma evleri açılması, pozitif ayrımcı istihdam politikaları, bedava ve herkesi eşit imkanla sağlanan ve eğitim hizmetleri talepleri toplumun gündemine sokulabilirdi.(5) Bunun başlı başına bir kadın gündemi olduğu çok kavranamadı. Yine de birlikte davranmanın önemini kavramış olan kadınlar mutabakat gereği farklı gündem önerilerinin tümünü işlemeyi kabul ettiler. Bu kerhen birlik adına bulunmuş bir orta nokta da olsa bir kazanımdır. Bu çerçevede 1995 8 Mart'ı çok farklı kesimlerden kadınları naif de olse birkaç gündem etrafında güncel siyaset sahnesine çıkartacak.

Feminist siyaset düzlemiyle
genel siyaset düzlemi
aynı yerlerde durmak zorunda mı?
Bu çok boyutlu gündemler atrafında yaşanan bir diğer tartışma da talep üretirken gerçekleştirildi. Bütünlüklü bir feminist siyaset oluşturmanın karşısında engel oluşturan bir anlayışın ifadesi olduğundan bu anlayışı irdelemek önemli. Özelleştirme, savaş gibi gündemleri cinsel şiddetin, cins ayrımcılığının arkasından gelmesi gereken ikincil maddeler olarak kerhen kabul edenler açısından, bu gündemlerde somut politika önerilerine girmek olanaksız, hatta kadınların gündemini aşan noktalar olarak değerlendirildi. Örneğin kadınlar savaşa hayır derken, ateşkes ve siyasi çözüm isterken, genel af da istemek kadın politikasının sınırlarını aşmak anlamına gelirdi ve 8 Mart'da dile getirilmesi anlamsızdı. Oysa kadınlar eğer siyasette belirleyici olmak, kendilerini de ezen bir savaşı durdurmak istiyorlarsa ateşkesin hangi koşullarda, hangi siyasi muhataplarla gerçekleştirilmesi gerektiğini de belirtmek zorundalar. Bu anlamda genel af, ateşkes ve siyasi çözüm talebini afaki olmaktan çıkaran somutlayan bir taleptir ve feminist siyasetin sınırlarını aşmaz; tersine onun taleplerini bütünler.
Aynı şekilde özelleştirmeyle gelen işsizliğe karşı politika üretmek gerekiyorsa ve kadınlar için iş isteniyorsa iki olasılık var: ya kadınlar erkeklerin işini alacak ya da işgünü saatleri ücretler düşürülmeden kısalacak ve herkese iş imkanı sağlanacak. Yani genel bir talep olan "ücretler düşürülmeden işgünü saatleri kısaltılsın" talebi aslında feministlerin kadın emeğini ilişkin politikalarını bütünlüyor. Bunu görmezlikten gelmek, eksik ve projesiz bir yakınmaya kadınca radikallik adına boyun eğmek olur.
Kadın kurtuluş hareketi artık karşı çıktığı şeylere karşı somut önerilerini de üretmek zorundadır. Ve bu öneriler "biz iş istiyoruz, sığınma evi istiyoruz" şeklinde talep üretmenin de ötesine geçmek zorunda. Çünkü her öneri ve talep aynı zamanda muhatapları belirterek ve finansman projesi hazırlanmış şekilde oluşturulmak zorunda. Aksi taktirde taleplerimiz havada uçuşan muhalif sözlerden öteye geçemez ve bir bakarız ki en radikal düşlerle atılmış sloganlar burjuva devletin kadın bakanlığında yozlaştırılıp projelendirilmiş; o zaman ayrımı belirtmek için çok geç kalınmış olur.
Oysa ki eğer sığınma evleri, iş, eşit boş zaman hakkı, ev işinden özgürleşmek istiyorsak, burjuvazinin cebini hedef alan radikal bir vergi projesi, toplumsal hizmetlerin yaygınlaştırılması yönünde talaplerimizi olgunlaştırmak durumundayız. "Şeriatçılığın yükselişine karşı biz varız" gibi iddialı bir çıkış yapıyorsak o taktirde umutsuzluğun tacirliğini yapan ve bunun üzerinden gelecek vaadeden köktendinciliğe karşı kadınlara yeni bir gelecek ve umut vaadetmek zorundayız. Mini etek giyibilme özgürlüğü kentin merkezinde taraftar toplayabilir ama yaşamdan beklentisi olmayan, kendi emeği ve bedeni üzerinde hiç bir zaman denetim hakkı olmamış kadınlar için ancak bütünlüklü bir alternatiften söz etmek, yaşamlarına çok boyutlu müdahale etmek caydırıcı olabilir.

Kadın Kurtuluş Hareketi içinde
ittifaklar sorunu
Bu tarz bir siyaset için Kadın kurtuluş hareketinin katetmesi gereken uzun bir mesafe olduğu bir gerçek. Bunları kağıt üstünde yazmak henüz sadece hareketin militanlarını ikna etme amacı güdebilir. Oysa bu noktadan sonra da bir çekirdek hareketten kitle hareketine dönüşene kadar da uzun bir yol var. Bu noktada son bir sözü de ittifaklar üzerine söylemek gerekiyor.
Kadın kurtuluş hareketi somut gündemler etrafında birleşen ve gündem aşılınca dağılan farklı politik ve sınıfsal kesimlerden kadın gruplarının bir bileşkesi. Bu bileşkenin kimlerden oluşacağını gündem maddesi kendiliğinden belirler. Somut bir talep için en geniş kadın gücünü hangi kesimden geldiğine bakılmaksızın bir araya getirmek anlamlı. Ama bu kadınların katıldıkları taleplerle kendi genel politik çizgileri arasındaki çelişki kampanyanın diğer bileşenlerinin sorunu değildir, en fazla bu çelişkiyi vurgulamak anlamlı olur. Fakat bir yanda böyle genel bir kadın cephesi dururken diğer tarafta sosyalist kadınların kendi yol ayrımlarını yaratmaları ve her somut talebe kendi bütünlüklü programları çerçevesinde genişletmeleri zoruludur. Sosyalist kadınlar kendi eylem hatlarını oluşturamadıkları taktirde geniş kadın ittifaklarında sekter tutumlar takınmak zorunda kalacaklardır.



Notlar
1. Türkiye'de ve dünyada Kadın Kurtuluş Hareketi'nin gelişimiyle ilgili bir bilanço ve yol ayrımlarına dair bir değerlendirme için bkz. Feminist Gündem: Cinsiyetçiliğe karşı anti-kapitalist mücadele, Leyla-Zeynep, Yeniyol Temmuz-Ağustos 1993
2. Cinsiyet ve sınıf ilişkilerinin dinamiğine dair bkz., Cinsiyet ve sınıf: Marksist ve Feminist bir bakış, Özlem O. Yeniyol, Mart-Nisan 1994
3. Bu konuda bkz. Militarizm ve Cinsiyetçilik, Fevziye S., Yeniyol, Mart-Nisan 1994
4. Bkz. RP'nin Seçim Zaferi ve Kadın Hareketinin Yönelişi, Ceren Dikmen, Yeniyol, Mayıs-Haziran 1994
5. Bkz. Özelleştirme ve Kadın Emeği, Zeynep Gökçe, Yeniyol, Ocak-Şubat 1994

 

 

YENİYOL Son Sayı

Avrupa Sosyal Forumu Gazetesi

Köstebek E-Bülten

http://sdyeniyol.org/kostebek1/kostebek.JPG

Yazın Yayıncılık'dan


 

Tarih ve Siyaset Sarkacında - Masis Kürkçügil
Otuz yıllık bir dönemde, siyasetten hareketle tarihe yönelen tartışmaların ürünü olan bu derlemede yer alan Cumhuriyet ve Sosyalizm, Altmışlarda Sosyalist Hareketin Oluşumu, Ermeni Meselesi, Milli Mücadele vb. gibi yazılar, esas olarak özetlenebilir. Dolayısıyla bunlar; bitmiş, tükenmiş, hallolmuş, öğrenilmiş bir tarihe ilişkin olmayıp, yeniden ve yeniden gündeme gelen, bugünü ve geleceği şekillendirmeye yönelik geçmişe ilişkin sorunları, aşağıdan, yeniliklerin umudunu yeşertecek bir kapının aralanmasına yönelik, siyasetle tarih arasındaki sarkaca tutunmaya çalışan yazılardır. Tabii önceleyen tarih değil siyasettir. Dolayısıyla vaki olanın yanı sıra öngörülebilecek olan, ihtimal dahilinde olabilecek olan da bugün ve gelecek için hesaba dahil edilmeye çalışılmıştır.

 

Althusser'e Karşı Marks İçin
Ernest Mandel, Michael Lowy, Daniel Bensaid
"Okuyacağınız denemelerin yazarlarının göstermek istedikleri tam da Althusser'in aşılması gerektiği ve bunun varoluşçu ya da bilimsel tüm çabaya düşman bir Marksizmin tuzağına düşmeden yapılabileceği. Yazarların savundukları bakış açıları her zaman tıpatıp aynı değil, ama girişimdeki derin birlik, çağımıza uyum sağlamış bir devrimci Marksizmin kendini kabul ettirmesi için müzadele etme ortak iradesinde yatıyor. Bunun için hepsi Troçkizmin ve IV. Enternasyonalin kazanımlarından güç alıyorlar. Bunu hazır reçetelere gereksinim duydukları için değil, böylelikle teorik ve politik dakikliği seçtiklerine ikna oldukları için yapıyorlar." -  Jean-Marie Vincent 

Marksist İktisat Teorisi: Çağdaş Kapitalizm ve Kriz
"Güncel krizin temel meselelerinden biri, modern bir antikapitalizmin gerek kuramsal, gerek siyasi açıdan yeniden inşasıdır. Bu krizin kapitalizmin bizatihi temelleriyle ilgili olduğunu ve kapitalizmin, bu sistemin temel toplumsal ilişkileri yeniden tartışma konusu yapılmaksızın içinden çıkılamayacak bir çıkmazda olduğunu göstermek söz konusudur. Mevcut konjonktürde, bu acil ve öncelikli bir görev halini almıştır:
Krizle birlikte, bir yandan barbarlıkla, diğer yandan toplumsal dönüşüm arasında zamana karşı bir yarış başlamıştır; artalanda ekolojik krizin yarattığı tehdit de eklendiğinde, bu seçim daha da hayati bir önem kazanmıştır."