Dünyanın farklı bölgelerinde öğrencilerin, gençlerin yükselttiği ortak bir haykırış bugünlerde efkâr-ı umumiyenin ses duvarını aşarak haber bültenlerinde, gazete sayfalarında yer buluyor. Herkesin kendi meşrebince gündemine taşıdığı bu konuyu biz de belli başlı örneklerden yola çıkarak mütevazı bir dosya kapsamında ele almaya çalıştık.
Eğitim sistemine yönelik neoliberal reformlara karşı Bangladeş’ten, Almanya’ya, Zimbabwe’den Kanada’ya, Mısır’dan İsrail’e uzanan gösterilerin kitleselliğinin, sıklığının ve radikalliğinin arttığını gözlemek çok da zor değil. Yapısı itibariyle hızla parlayıp geri çekilmeye eğilimli olan öğrenci hareketleri, son beş yıldır ve özellikle krizle birlikte bazı ülkelerde süreklilik değilse bile bir tür sürdürülebilirlik kazanmış durumda. Altı aydan beri aralıksız yürütülen mücadeleyle hükümetin masaya oturmak zorunda kaldığı Şili, yasa tasarılarının geri çektirildiği Fransa ve Yunanistan bunun başlıca örnekleri. Arap devrimleri ve halen sürmekte olan Wall Street işgalinde öğrencilerin oynadığı etkin rolü bu tabloya eklediğimizde siyasal formasyonunu mücadele içinde kazanmakta olan yeni bir militan kuşaktan bahsetmek pek de naiflik sayılmaz.



Üniversite - Gençlik


Son yirmi yılda yükseköğretimin yeniden yapılandığı, üniversitenin neoliberal “reformlar” vasıtasıyla köklü bir değişime uğradığı hemen herkesin ortak kabulü. Ancak neoliberalizmi sadece bir iktisat siyaseti olarak değil, farklı öznellikler üreten bir toplumsal pratikler bütünü olarak ele almak gerekiyor. Yükseköğretimin neoliberal yeniden yapılandırılması süreci, her şeyden önce öğrenciliğin nasıl anlaşıldığı, nasıl yaşandığı ve nasıl deneyimlendiği üzerinde bir dönüşüm yaratıyor. Aslında bir önceki dönemde öğrencilerin muhalif enerjilerinin “kaynağı” sayılması gereken kendi zamanları üzerindeki denetim ya da hakimiyetleri, yükseköğretimin neoliberal temelde yeniden yapılandırılması sürecinin en önemli kurbanlarından biri.

İngiltere’de, tam bir yıl önce, hükümetin eğitime yönelik bütçe kesintilerine ve harçların artırılması planlarına karşı yükselen öğrenci hareketi, bugünlerde tekrar sahneye çıktı. Özellikle son bir aydır “Occupy London” eylemlerinin verdiği enerji ile Londra sokaklarını şenlendiren öğrenciler, harçların artırılmasına, üniversitelerin yeniden yapılandırılmasına ve önümüzdeki dönem yürürlüğe konması planlanan yeni özelleştirme planlarına karşı güçlü bir mücadele içerisindeler.
Geçtiğimiz mart ayında bir kurum yeniden yapılanmaya ilişkin beş temel ilkesinin “çeşitlilik, kurumsal özerklik ve hesap verebilirlik, performans değerlendirmesi ve rekabet, mali esneklik ve çok kaynaklı gelir yapısı, kalite güvencesi” olduğunu basına ve kamuoyuna ilan etti. İşin ilginç tarafı, bu kurumun borsada işlem görmeye başlayan bir KOBİ, yeni pazarlara açılan bir çokuluslu şirket, mudilerine güven telkin etmeye çalışan bir banka veya hissedarlarına duyuru yapan bir holding değil; yine aynı ilanda görevi “yükseköğretimi planlamak, düzenlemek, yönetmek ve denetlemek” şeklinde tanımlanan Yükseköğretim Kurulu olması.






