SOSYALİST DEMOKRASİ İÇİN YENİYOL

Antikapitalist, Enternasyonalist, Ekososyalist, Feminist

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Üniversite - Gençlik Bologna Yalnızca Bir Kent Adı Değildir - Köstebek Üniversite

Bologna Yalnızca Bir Kent Adı Değildir - Köstebek Üniversite

e-Posta Yazdır PDF

Bu yazının yazıldığı sıralarda Avusturya’da öğrenciler harçların tekrar yürürlüğe konmasına karşı birçok büyük üniversitede isyana kalkışmış durumdalar. Viyana Üniversitesi’nin işgali ile başlayan hareket ülke çapında birçok diğer üniversiteye de sıçramış durumda. Her ne kadar harçlara karşı başlamış bir hareket olarak görünse de öğrencilerin taleplerine ve tartışmalarına baktığımızda genel olarak üniversitelerin neoliberal program altında yaşadığı dönüşümlere değinilmekte. Bunlardan biri de Bologna Süreci ile hızlanan ve sistematik bir şekilde uygulanmaya çalışılan üniversitedeki bilgi üretiminin sermaye ya da iş dünyası için yeniden yapılandırılmasıdır. Üniversitenin iş dünyasının değil de bilimsel ve toplumsal ihtiyaçların merkezi olması hareketin en önemli taleplerinden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Elbette Bologna Sürecine karşı öğrenci hareketi Viyana’da ortaya çıkmış, yeni bir vaka değil. Özellikle İspanya, İtalya, Yunanistan ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinde yıllardır öğrenci hareketinin yükseldiği temel meselelerden biri olarak görebiliriz Bologna sürecini. Türkiye’de zaten cılız olan öğrenci hareketi ise bu süreci henüz detaylı bir tartışma maddesi dahi yapmamıştır ya da gündemine getirmemiştir. Her ne kadar öğrenci hareketine dair söz söyleme niyetinde olan her örgüt ya da her aktör tarafından neoliberalizmin üniversiteleri de teğet geçmediği söylense de Türkiye’nin de dahil olduğu Bologna Sürecinin gündeme alınmaması ancak bir talihsizlik olarak değerlendirilebilir. Peki Bologna Süreci nedir ne yapılmaya çalışılmaktadır? Adeta bir “yapısal uyum programı” gibi işleyen Bologna Süreci tam da üniversitelerin neoliberal hegemonik strateji alanına dahil edilmesidir diye özetlersek hiç de yanlış bir laf etmiş olmayız.


Bologna Süreci resmi olarak 1999 yılında Bologna Bildirisi’nin 29 Avrupa ülkesinin yükseköğretimden sorumlu Bakanları tarafından imzalanması ve yayımlanması ile başlamıştır. Türkiye ise bu sürece 2001 yılında dahil edilmiştir. 1999 yılından günümüze kadar  çeşitli Avrupa şehirlerinde yapılan toplantılarla programı iyice netleşen Bologna Sürecinin temel hedefi üniversitedeki bilgi üretim sürecinin yaşadığımız koşullara göre esnekleştirilmesi üniversiteler arası hareketin hızlandırılması ve “ortak bir Avrupa Üniversite ağının sağlanması” olarak beyan edilmektedir.
Burada özellikle değinmemiz gereken noktalardan biri Bologna Sürecinin en önem verdiği meselenin üniversite eğitiminin emek piyasasının ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılmasıdır. Leuven Üniversitesi’nde Nisan 2009 tarihinde yüksek öğretimden sorumlu bakanlarca yapılan toplantı sonucunda çıkarılan bildirgede yer alan aşağıdaki ifade meseleyi açıkça biz söylemeden söylemektedir:
“İş piyasası giderek yüksek beceri düzeyi ve yeterliklere sahip elemanlara ihtiyaç duymaktadır. Bu sebeple yükseköğretim, öğrencileri, mesleki hayatları boyunca ihtiyaç duyacakları ileri düzeyde bilgi, beceri ve yetkinliklerle donatmalıdır. İstihdam edilebilirlik, bireye değişen iş piyasasındaki fırsatları tümüyle yakalama gücü verir. Bizler, kazanılan ilk yeterlikleri arttırmanın yanı sıra, hükümetlerin, yükseköğretim kurumlarının, sosyal ortakların ve öğrencilerin birbirleriyle yakın işbirliği içerisinde, vasıflı işgücünü korumayı ve yenilemeyi de hedefliyoruz. Böylelikle kurumlar iş piyasasının ihtiyaçlarına daha fazla cevap verebilir durumda olacak, işverenler de eğitime dayalı bakış açısını anlayabileceklerdir. Yükseköğretim kurumları, hükümetler, hükümet ajansları ve işverenlerle birlikte, öğrencilerin ve mezunların kariyerleri ile ilgili rehberlik hizmetlerinin sağlanmasını geliştirmelidirler.”
Kısacası üniversitedeki bilgi üretim sürecinin bilimsel amaçlarla değil de sermaye birikiminin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi yani bilimsel üretimin metalaşması Bologna süreci kapsamında sistematik hale gelmekte; üniversite, sermayenin etkin katılımı ile neoliberal yönetişim stratejisinin parçası olmakta, bunlarla birlikte üniversite öğrencilerinin ders ödevi ise kendilerini emek piyasasının gerekliliklerine göre hazırlamak olmaktadır. Üniversite öğrenimi ve emek piyasası arasındaki çizgilerin bulanıklaştığı hatta yok olduğu böyle bir sürece karşı öğrenci hareketinin de tek tek maddelerle değil bütünsel bir programla mücadele etmesi zorunlu olmaktadır. Bu nedenle öğrenci hareketimizin Bologna sürecini bir mesele haline getirmesi, tartışması ve buna karşı ortak, birleşik bir mücadele inşa etmesi tez zamanda yapılması elzem olan bir iş haline gelmektedir.

 

Yazın Yayıncılık'dan

Mandel'in Marksizm'e Giriş'inin beşinci baskısı, Daniel Bensaid'in, yapıtı tarihsel bağlamına oturtan ve onu bir dizi anahtar sorunla güncelleştiren "Otuzuncu yılında Marksizm'e Giriş'e eleştirel bir giriş" önsözüyle birlikte yayınlanıyor.
Marksizm'e Giriş uzun bir pedagojik deneyimin ürünüdür. İstisnai bir açıklıkla marksist teorinin temellerini -tarihsel materyalizm, marksist ekonomik teori, işçi hareketi tarihi ve işçi hareketinin taktik ve stratejik sorunları- ortaya koyar.
Dolayısıyla içinde yaşadığı toplumu anlamak ve onu değiştirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir eserdir.
Yazar, Ernest Mandel (1923-1995), Frankfurtta doğmuş, 17 yaşında ailesinin sürgün olduğu Belçika'da sosyalist mücadeleye katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı mücadele etmiş, toplama kampına gönderilmiş, oradan kaçmış ve yeniden yakalanmıştır.
XX. yy'ın ikinci yarısının en yenileştirici marksistlerinden biriydi.

 

Karl Marx'ın 1871 Paris Komünü'nü ele alan Fransa'da İç Savaş adlı kitabı, siyasal üçlemesinin son ve zirve yapıtıdır. Fransa-Prusya savaşının ardından kuşatılan Paris'te halk, güneşi fethetmeye cesaret ederek, kısa ömürlü Komün deneyimi ile bugüne kadarki bütün özgürleşim mücadelelerine ışık tutan bir mücadele yürütmüştür. Paris Komünü ve ondan çıkarılacak dersleri içeren bu kitaptaki temel konular yalnızca siyasal analizin vazgeçilmez kurucu unsurlarını vermemekte, aynı zamanda ve esas olarak insanlığın özgürleşmesinin, her türlü baskı ve sömürüden kurtuluşunun, doğrudan demokrasinin hangi temellerde gelişebileceğini göstermektedir.
Michael Löwy'nin önsözü Paris Komünün günceliğini irdelerken, Daniel Bensaid'in Komünden Devlet Devrim'e makalesi ise Paris Komünü'nden Rus Devrimi'ne giden yolda Fransa'da İç Savaş'ın derslerinin izini sürmekte.

Yazın Yayıncılıktan çıkan diğer kitaplar için...


Daniel Bensaid

YENİYOL Son Sayı

Etkinlik Takvimi

Şubat 2012
P P S Ç P C C
29 30 31 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 1 2 3

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

Dosya: Arap Dünyasında Devrimler Çağı

Paylaş

AddThis Social Bookmark Button

SİTE İÇİ ARAMA

Köstebek E-Bülten

http://sdyeniyol.org/kostebek1/kostebek.JPG