SOSYALİST DEMOKRASİ İÇİN YENİYOL

Antikapitalist, Enternasyonalist, Ekososyalist, Feminist

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Üniversite - Gençlik Özerk Değil, Özgür Üniversite - Köstebek Üniversite

Özerk Değil, Özgür Üniversite - Köstebek Üniversite

e-Posta Yazdır PDF

YÖK’ün yıldönümünde en cok atılan slogan her zaman özerk demokratik üniversite oluyor. Ancak bir sloganın en çok atılması, onun en doğru olduğu anlamına gelmiyor. Ne demek özerklik? Tanımlayanlar üç özerklik alanından söz ediyor: İdari, mali ve bilimsel özerklik. Tek tek ele alalım: İdari özerklik, en genel olarak üniversitenin bugünkü yapısıyla mütevelli heyetinin ya da doğrudan kamu olmayan başka kurulların aracılığıyla yönetilmesi anlamına geliyor. Konu bir özel üniversite olduğunda örnegin, üniversitenin özerk olmadığını söylemek zor. Ya da YÖK kendisi özerk bir kurum olarak üniversiteyi yönetiyorsa kimden özerklik talep edeceğiz? Mali özerklik ise üniversitenin kendi kaynaklarını kendisinin belirli bir oranda kullanmaya karar verme yetisi anlamını taşıyor. Yani üniversite bütçeden aldığı payın en azından bir kısmını kimseye sormadan kullanabilsin demek oluyor. Peki üniversite kaynaklarının bir kısmını da kendi yaratsın mı? Mesela günümüzde bu mali özerklik teknokentler, döner sermayeler, üniversitenin gelirini arttırıcı diğer faaliyetler aracılığıyla gercekleşmis durumda mı acaba? Son özerklik talebi ise bilimsel alanda. İşte bu, ne tarihsel ne de kuramsal olarak kabul edilebilecek bir nokta hiçbir zaman olmadı. Zira bilim ve özerklik kelimeleri yan yana gelemez. Bilim ya özgürdür ya da esir. Ya bir sınıfın emrindedir ya da insanlığın ve doğanın. 

 

Özerk demokratik üniversite, 1970’li yılların siyasal ikliminde, YÖK’ün de olmadığı bir dönemde ve üniversitelerin tamamı kamuya aitken özerk üniversite talebi şimdikinden birazcık daha anlaşılır olabilirdi. Yine de bu slogana ilişkin bir dizi çekincemiz olurdu. Hem de hiç yabana atılmayacak cinsten. Özellikle bilimsel Özerklik türünden “yaratıcı uydurmalara” karşı… Ama hem özel üniversitelerin bu kadar çok olduğu bir dönemde, hem üniversiteler bir “bilim yuvası” olmaktan çok çeşitli yöntemlerle bir ticaret mekanizmasına dönüşmüş durumdayken. Fakat daha da önemlisi, neoliberalizmi ayakta tutan denetim mekanizmalari tamamen özerk kurumlar üzerine kurulmuşken.  Artık rekabete uyulup uyulmadığına karar verilmesi kamuya bırakılamayacak kadar ciddi bir iş mesela. Bankacılık sektörünü de özerk bir kurum yönetmekte. Hatta sağılığımız bile özerk bir kuruma emanet. Bütün bunlar da gösteriyor ki özerklik devrimci bir talep olmanın çok gerisinde, aslında her zaman da öyleydi.

O zaman ne? Nasıl bir üniversite istiyoruz sorusunun yanıtı nerede saklı? Herşeyden önce bilimin özgür ve üniversitenin herkese eşit biçimde açık olmasında. Bu açıklığın da birkaç anlamı var. Öncelikle üniversiteye girişin herkes için bir hak olduğunun altını
çizmek gerekiyor. Ama Anayasa’yla güvence altına alınmış ve bunun dışında hiçbir şey yapılmamış olduğu için hiçbir işe yaramayan bir hak degil. Gerçekten parasız, gerçekten burslu ve gerçekten çalışmak dışında bir yatırım gerektirmeyen bir hak.  Ayrıca demokratik değil, özyönetimci bir üniversite olmalı bizim talebimiz. Biz kimin kimi seçtiği belli olmayan ve kararların denetlenmediği, herhangi bir sonucunun olmadığı bir demokrasi istemiyoruz. Biz, yönetimde söz sahibi olmak değil, yani yönetime göstermelik bir öğrenci temsilcisi sokmak değil, kendi kendimizi yönetmek, kendi temsilcilerimizi seçmek, hesap vermek, hesap sormak, kendi yaşam alanımızda, bizi ilgilendiren kararlara katılmak, müdahil olmak istiyoruz. Sonuç olarak, bize ne teknokentleri kimin yönettiğinden, biz kendi kendimizi yönetmek, özgür, katılımcı, parasız bir üniversite, özgür bir hayat, özgür ve başka bir dünya istiyoruz!

 

Yazın Yayıncılık'dan

Mandel'in Marksizm'e Giriş'inin beşinci baskısı, Daniel Bensaid'in, yapıtı tarihsel bağlamına oturtan ve onu bir dizi anahtar sorunla güncelleştiren "Otuzuncu yılında Marksizm'e Giriş'e eleştirel bir giriş" önsözüyle birlikte yayınlanıyor.
Marksizm'e Giriş uzun bir pedagojik deneyimin ürünüdür. İstisnai bir açıklıkla marksist teorinin temellerini -tarihsel materyalizm, marksist ekonomik teori, işçi hareketi tarihi ve işçi hareketinin taktik ve stratejik sorunları- ortaya koyar.
Dolayısıyla içinde yaşadığı toplumu anlamak ve onu değiştirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir eserdir.
Yazar, Ernest Mandel (1923-1995), Frankfurtta doğmuş, 17 yaşında ailesinin sürgün olduğu Belçika'da sosyalist mücadeleye katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı mücadele etmiş, toplama kampına gönderilmiş, oradan kaçmış ve yeniden yakalanmıştır.
XX. yy'ın ikinci yarısının en yenileştirici marksistlerinden biriydi.

 

Karl Marx'ın 1871 Paris Komünü'nü ele alan Fransa'da İç Savaş adlı kitabı, siyasal üçlemesinin son ve zirve yapıtıdır. Fransa-Prusya savaşının ardından kuşatılan Paris'te halk, güneşi fethetmeye cesaret ederek, kısa ömürlü Komün deneyimi ile bugüne kadarki bütün özgürleşim mücadelelerine ışık tutan bir mücadele yürütmüştür. Paris Komünü ve ondan çıkarılacak dersleri içeren bu kitaptaki temel konular yalnızca siyasal analizin vazgeçilmez kurucu unsurlarını vermemekte, aynı zamanda ve esas olarak insanlığın özgürleşmesinin, her türlü baskı ve sömürüden kurtuluşunun, doğrudan demokrasinin hangi temellerde gelişebileceğini göstermektedir.
Michael Löwy'nin önsözü Paris Komünün günceliğini irdelerken, Daniel Bensaid'in Komünden Devlet Devrim'e makalesi ise Paris Komünü'nden Rus Devrimi'ne giden yolda Fransa'da İç Savaş'ın derslerinin izini sürmekte.

Yazın Yayıncılıktan çıkan diğer kitaplar için...


Daniel Bensaid

YENİYOL Son Sayı

Etkinlik Takvimi

Şubat 2012
P P S Ç P C C
29 30 31 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 1 2 3

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

Dosya: Arap Dünyasında Devrimler Çağı

Paylaş

AddThis Social Bookmark Button

SİTE İÇİ ARAMA

Köstebek E-Bülten

http://sdyeniyol.org/kostebek1/kostebek.JPG