Anasayfa Üniversite - Gençlik YÖK Karşıtlığının Değişen Karakteri - Köstebek Üniversite
YÖK Karşıtlığının Değişen Karakteri - Köstebek Üniversite PDF Yazdır e-Posta

Öncelikle, geleneği bozmayıp toplumsal hafızamızı da her daim canlı tutmak adına yazımızın girizgahında YÖK’ün 12 Eylül darbesinin çocuğu olduğu ve mizacı dolayısıyla baskıcı bir kurum olduğu gerçeğini teslim edelim. Şimdi rahatlıkla YÖK karşıtlığının evriminden, ya da evrilmesi gerektiğinden bahsedebiliriz. Bugün artık sadece biz değiliz YÖK’ü istemeyen, Yusuf Ziya Özcan da istemiyor. Buyrun gelsin 6 Kasım da bekleriz kendisini. Ama evdeki hesap çarşıya uymazsa bilemeyiz, çünkü biz bu kez 6 Kasım da YÖK’e ve YÖK’ün katalizörlüğünü yaptığı Bologna sürecine karşı sokaklarda olacağız. Bugün üniversitelerde Bologna süreci ile birlikte gelen piyasalaşmanın bu kadar hızlı ve kolay gerçekleşmesi, YÖK’ün ezelden beri varolan baskıcı karakteri ile mümkün oldu. Eğitimde piyasalaşma dediğimiz, bilginin üretimini ve ulaşılabilirliğini egemen sınıfın hizmetine sunan, kapitalizmin ekmeğine yağ süren bir süreç.

Üzgünüz ama onların hayali bizim hayalimiz değil! Teknokentleri ve danışma kurulları ile “kendi kendine yetebilen” üniversitenin kim için, ne için bilgi üretmekle yükümlü olacağını biliyoruz biz. Özel üniversitelerin önünü açmalar,  performansa dayalı sistemler, öğrencilere kısmi zamanlı çalışma “imkanları”, sözleşmeli istihdamlar... Üniversiteyi bir şirkete dönüştürmek için gerekli olan her şey hazır. Har(a)ç zamları bir YÖK klasiği olarak refleks yoklama amacına hizmet ediyor ve şartlar yeterince olgunlaştığında şirketleşmenin adımları bir bir atılıyor. Nihai amaç üniversitelerin sermaye baskısı karşısında tamamen savunmasız ve korunmasız bırakılması ve sermayenin hizmetine koşturulması. Zaten  nihai amaç gerçekleştiğinde YÖK’ün kendi kendini imha edeceği sinyalleri de demeçlerde şimdiden veriliyor. Bütün bunlar bize muhalefetimizin saflarını sıklaştırırken YÖK karşıtlığını piyasalaşma karşıtlığı üzerine inşa etmemizin gerekliliğini hatırlatıyor.

 

YENİYOL Son Sayı

Avrupa Sosyal Forumu Gazetesi

Köstebek E-Bülten

http://sdyeniyol.org/kostebek1/kostebek.JPG

Yazın Yayıncılık'dan


 

Tarih ve Siyaset Sarkacında - Masis Kürkçügil
Otuz yıllık bir dönemde, siyasetten hareketle tarihe yönelen tartışmaların ürünü olan bu derlemede yer alan Cumhuriyet ve Sosyalizm, Altmışlarda Sosyalist Hareketin Oluşumu, Ermeni Meselesi, Milli Mücadele vb. gibi yazılar, esas olarak özetlenebilir. Dolayısıyla bunlar; bitmiş, tükenmiş, hallolmuş, öğrenilmiş bir tarihe ilişkin olmayıp, yeniden ve yeniden gündeme gelen, bugünü ve geleceği şekillendirmeye yönelik geçmişe ilişkin sorunları, aşağıdan, yeniliklerin umudunu yeşertecek bir kapının aralanmasına yönelik, siyasetle tarih arasındaki sarkaca tutunmaya çalışan yazılardır. Tabii önceleyen tarih değil siyasettir. Dolayısıyla vaki olanın yanı sıra öngörülebilecek olan, ihtimal dahilinde olabilecek olan da bugün ve gelecek için hesaba dahil edilmeye çalışılmıştır.

 

Althusser'e Karşı Marks İçin
Ernest Mandel, Michael Lowy, Daniel Bensaid
"Okuyacağınız denemelerin yazarlarının göstermek istedikleri tam da Althusser'in aşılması gerektiği ve bunun varoluşçu ya da bilimsel tüm çabaya düşman bir Marksizmin tuzağına düşmeden yapılabileceği. Yazarların savundukları bakış açıları her zaman tıpatıp aynı değil, ama girişimdeki derin birlik, çağımıza uyum sağlamış bir devrimci Marksizmin kendini kabul ettirmesi için müzadele etme ortak iradesinde yatıyor. Bunun için hepsi Troçkizmin ve IV. Enternasyonalin kazanımlarından güç alıyorlar. Bunu hazır reçetelere gereksinim duydukları için değil, böylelikle teorik ve politik dakikliği seçtiklerine ikna oldukları için yapıyorlar." -  Jean-Marie Vincent 

Marksist İktisat Teorisi: Çağdaş Kapitalizm ve Kriz
"Güncel krizin temel meselelerinden biri, modern bir antikapitalizmin gerek kuramsal, gerek siyasi açıdan yeniden inşasıdır. Bu krizin kapitalizmin bizatihi temelleriyle ilgili olduğunu ve kapitalizmin, bu sistemin temel toplumsal ilişkileri yeniden tartışma konusu yapılmaksızın içinden çıkılamayacak bir çıkmazda olduğunu göstermek söz konusudur. Mevcut konjonktürde, bu acil ve öncelikli bir görev halini almıştır:
Krizle birlikte, bir yandan barbarlıkla, diğer yandan toplumsal dönüşüm arasında zamana karşı bir yarış başlamıştır; artalanda ekolojik krizin yarattığı tehdit de eklendiğinde, bu seçim daha da hayati bir önem kazanmıştır."