Anasayfa Üniversite - Gençlik Karakoldan Kültür Merkezine Bir İşgalin Hikâyesi! - Nazım C. Kurmuş
Karakoldan Kültür Merkezine Bir İşgalin Hikâyesi! - Nazım C. Kurmuş PDF Yazdır e-Posta

2009 yazında Ankara’daki birkaç jandarma bölgesinin polise devredilmesiyle ODTÜ de jandarma bölgesi olmaktan çıktı. Boşaltılan jandarma karakolunun akıbeti ise tamamen bir muallak içerisindeydi. Rektörlüğün binayı arşive çevirme planının karşısına öğrenciler üç bine yakın imza toplayarak öğrenci topluluklarının başını çektiği bir “öğrenci kültür merkezi” talebi ile çıktılar.

Rektörlüğün sözlü  olarak verdiği, tatmin edicilikten son derece uzak sözler karşısında artık eyleme geçme ihtiyacı hisseden öğrenciler talep etmeyip işgal ederek 24 Aralık’ta karakol binasını tüm öğrencilere açtılar. Bunu takip eden süreçte karakolda olası bir polis müdahalesine karşı nöbetler tutulmaya başlandı. Rektörlük tarafından elektriği, suyu ve doğalgazı kesilen binayı öğrenciler düzenledikleri eşya kampanyası ile döşediler. Tüm olanaksızlıklara rağmen film gösterileri, konserler ve söyleşiler düzenlendi. Karakol işgali sürecine TEKEL işçileri de ziyarette bulunarak ve çiğ köfte partisi düzenleyerek destek oldular.  

Karakol binası öğrenciler için kendilerine ait bir kültür merkezi olması gerekliliğinin yanında, üniversite tarihi boyunca öğrencilere uygulanan zulmün sembolik de bir ifadesi idi. Karakolun boşaltılmasından bir önceki sene, üniversite içerisinde JİTEM mensubunun öğrenciler tarafından yakalanması, karakolun önünde öğrencilere saatler boyu gaz ve tazyikli su ile saldırılması ve bunlara benzer çok sayıda olay bu durumun çarpıcı örneklerinden.

Üniversite içerisinde baskı ve zulmün, öğrenciyi zapturapt altına almanın somut bir örneği olan jandarma karakolunun işgal edilmesi ve sonucunda buranın bir arşiv değil de kültür merkezine dönüştürüleceğine dair öğrencilerin rektörlükten güvence almaları önemli gelişmelerdir. Bu binanın, rektörün liberal denetiminde bir kâr üretme merkezine dönüşmemesi, öğrencilerin özdenetiminde bir kültür merkezi olması gerekmektedir ve bundan sonraki mücadele de bu eksende olmalıdır.

Üniversiteler bizimdir! Söz, yetki, karar öğrenciye!

 

YENİYOL Son Sayı

Avrupa Sosyal Forumu Gazetesi

Köstebek E-Bülten

http://sdyeniyol.org/kostebek1/kostebek.JPG

Yazın Yayıncılık'dan


 

Tarih ve Siyaset Sarkacında - Masis Kürkçügil
Otuz yıllık bir dönemde, siyasetten hareketle tarihe yönelen tartışmaların ürünü olan bu derlemede yer alan Cumhuriyet ve Sosyalizm, Altmışlarda Sosyalist Hareketin Oluşumu, Ermeni Meselesi, Milli Mücadele vb. gibi yazılar, esas olarak özetlenebilir. Dolayısıyla bunlar; bitmiş, tükenmiş, hallolmuş, öğrenilmiş bir tarihe ilişkin olmayıp, yeniden ve yeniden gündeme gelen, bugünü ve geleceği şekillendirmeye yönelik geçmişe ilişkin sorunları, aşağıdan, yeniliklerin umudunu yeşertecek bir kapının aralanmasına yönelik, siyasetle tarih arasındaki sarkaca tutunmaya çalışan yazılardır. Tabii önceleyen tarih değil siyasettir. Dolayısıyla vaki olanın yanı sıra öngörülebilecek olan, ihtimal dahilinde olabilecek olan da bugün ve gelecek için hesaba dahil edilmeye çalışılmıştır.

 

Althusser'e Karşı Marks İçin
Ernest Mandel, Michael Lowy, Daniel Bensaid
"Okuyacağınız denemelerin yazarlarının göstermek istedikleri tam da Althusser'in aşılması gerektiği ve bunun varoluşçu ya da bilimsel tüm çabaya düşman bir Marksizmin tuzağına düşmeden yapılabileceği. Yazarların savundukları bakış açıları her zaman tıpatıp aynı değil, ama girişimdeki derin birlik, çağımıza uyum sağlamış bir devrimci Marksizmin kendini kabul ettirmesi için müzadele etme ortak iradesinde yatıyor. Bunun için hepsi Troçkizmin ve IV. Enternasyonalin kazanımlarından güç alıyorlar. Bunu hazır reçetelere gereksinim duydukları için değil, böylelikle teorik ve politik dakikliği seçtiklerine ikna oldukları için yapıyorlar." -  Jean-Marie Vincent 

Marksist İktisat Teorisi: Çağdaş Kapitalizm ve Kriz
"Güncel krizin temel meselelerinden biri, modern bir antikapitalizmin gerek kuramsal, gerek siyasi açıdan yeniden inşasıdır. Bu krizin kapitalizmin bizatihi temelleriyle ilgili olduğunu ve kapitalizmin, bu sistemin temel toplumsal ilişkileri yeniden tartışma konusu yapılmaksızın içinden çıkılamayacak bir çıkmazda olduğunu göstermek söz konusudur. Mevcut konjonktürde, bu acil ve öncelikli bir görev halini almıştır:
Krizle birlikte, bir yandan barbarlıkla, diğer yandan toplumsal dönüşüm arasında zamana karşı bir yarış başlamıştır; artalanda ekolojik krizin yarattığı tehdit de eklendiğinde, bu seçim daha da hayati bir önem kazanmıştır."