SOSYALİST DEMOKRASİ İÇİN YENİYOL

Antikapitalist, Enternasyonalist, Ekososyalist, Feminist

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Üniversite - Gençlik Öğrenci Muhalefetinin Güncelliği - Foti Benlisoy

Öğrenci Muhalefetinin Güncelliği - Foti Benlisoy

e-Posta Yazdır PDF

Türkiye'de gençlik ve politika ilişkisi üzerine yazılıp çizilenler ister istemez 1960'lı ve 1970'li yılların izlerini taşır. Bunda şaşılacak bir şey yoktur; zira söz konusu dönemlerde sadece kitlesel öğrenci hareketleri ortaya çıkmakla kalmamış, bu hareketler o yıllardaki radikal değişim taleplerinin en kuvvetli taşıyıcısı ve dillendiricisi olmuştur. Türkiye'de sol/sosyalist politik kültürünü, dilini, ritüellerini şekillendirmede öğrenci/gençlik hareketleri başlıca etkenlerden biri olmuştur. Dolayısıyla öğrenci hareketleri değerlendirilirken, aradan yıllar geçmiş olsa bile hep o yıllara atıflar, o günlerle kıyaslamalar yapılır. 12 Eylül sonrasında üniversite kaynaklı muhalefetin durumu tartışılırken de hep geçmişe oranla belli bir düşüşün yaşanmakta olduğu vurgulanmış, bu geri çekilişin nedenleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Kimileri 12 Eylül'ün baskıcı uygulamalarını vurgulamış, kimileri darbenin yarattığı apolitik ortama atıf yapmıştır. Ancak uzunca bir müddet üniversite gençliğinin politik rolü ve misyonuna ilişkin temel kabuller sorgulanmamıştır. Mevcut durum, bu rol ve misyondan geçici, konjonkturel bir uzaklaşma olarak değerlendirilmiş, koşulların ya da kimi yanlış politikaların değiş(tiril)mesi ile gençliğin, yeniden etkili bir politik güç olarak ortaya çıkacağı varsayılmıştır.

Oysa 1990'ların ortasındaki kısa “Koordinasyon” parantezini bir yana bırakırsak “dernekler” sürecinin sönümlenmesinden bu yana öğrenci hareketinin sürekli bir gerileme ya da çözülme yaşadığı hemen herkesin malumu. Bu çözülmenin, örneğin memleketteki sosyalist hareketin bildik vaziyeti gibi üniversite hareketinin dışında kalan etkenlerle elbette bağı var. Fakat karşı karşıya olduğumuz meselenin öğrenci hareketine dışsal, arızi koşulların ürünü olduğunu iddia etmek en hafif tabirle safdillik olacaktır. Aksine, öğrenci hareketinin bitmek bilmeyen krizinin temel müsebbibi, sosyalist hareketin geniş kesimlerinde öğrenci/gençlik hareketine ilişkin yaygın kabuller, mektepli gençliğin politik misyon ve işlevine dair mevcut anlayıştır. Yukarda değinildiği üzere bu kabuller manzumesi belli bir tarihsel kesitte şekillenmiş ve neredeyse bir “altın çağ” özlemi, bir fikr-i sabit olarak günümüze intikal etmiştir.

Siyasal özne olarak gençlik

Bu kabullere göre öğrenci gençlik ve politika/muhalefet ilişkisi, gençliğin toplumsal düzenin dışında ya da kıyısında konumlanıyor oluşu ya da genç insanlara atfedilen kimi ayrıcalıklı nitelikler dolayısıyladır. Buna göre gençlik toplumun başka kesimlerinde olmayan kimi nitelikleri dolayısıyla mevcut toplumsal düzen karşısında eleştirel/muhalif bir pozisyon alabilmektedir. Yani gençlik, ya kimi “doğal” addedilen biyolojik/psikolojik vasıfları icabı (ataklık, heyecanlılık, tezcanlılık, dinamizm gibi), ya da öğrencilik dolayısıyla üretim ilişkilerine geçici surette de olsa dışsal bir konumda oluşunun getirdiği statü, yani başka bir deyişle, “yarı aydın” konumu dolayısıyla politik bir özne haline gelmeye müsait bir pozisyondadır. Aşağıda bu hususları ele alıp günümüzde bunlara dayanarak öğrenci hareketine dair bir tasarım geliştirmenin manalı olup olmadığını tartışacağız ama hemen başta bu iki yönün de mektepli gençliğin siyasal misyonunun tanımlanışında nasıl belirleyici olduğuna değinelim.

Gençliğe atfedilen biyolojik/psikolojik vasıflar, onun mücadele araçları ve eylem biçimlerine de ister istemez belirler. Yani genç olmayı ataklık, cesaret, kabına sığamamak şeklinde tanımlayacak olursak, gençlik mücadelesinin araçları da elbette sair mücadele alanlarının örgütlenme ve eyleme biçimlerinden farklı, onlardan nitelikçe üstün, daha militan ve radikal biçimler alacaktır. Haliyle gençlik, toplumsal muhalefetin en radikal yüzü, bir tür “öncüsü” halini alacaktır. Hakikaten ÖDP-gençlik ilişkisine şu ya da bu vesileyle değinilen toplantılarda sık sık duyduğumuz “gençliğin bürokratik örgütlenmelere sıkışamayacağı” lafzının ardındaki akıl yürütme, daha doğru deyişle refleksin kökü bu kabulde yatar. Diğer yandan, eğer gençlik şu ya da bu nedenle toplumsal üretim ilişkilerine dışsal bir konumdaysa, bu ona sistemi dışarıdan/yukarıdan bütünlüklü olarak görebileceği bir pozisyon sunar. Buna göre mektepli gençlik, ağaçlardan ziyade ormanla ilgilidir. Gençlik bu konumu itibariyle kesimsel çıkarları için mücadele etmeye başlar başlamaz doğrusal ve hayli hızlı bir süreç içerisinde sistem karşıtı bütünsel bir muhalif konuma ilerler. Üstelik onun mektepli olma halinin neticesi olan “yarı aydın” konumu, öğrenci gençliğin bu neredeyse doğal “sistemik” muhalefetinin önünü açar. Kısacası, bu yaklaşım dahilinde, öğrenci muhalefeti daha doğar doğmaz siyasal bir nitelik kazanır. O sıradan bir mücadele ya da toplumsal muhalefet alanı değildir. Dolayısıyla burada klasik toplumsal mücadele alanı-siyasal özne tartışmaları “sökmez”. Gençlik hareketi, kendini bu iki alanı da kapsayan bir şekilde tanımlar. Solun popüler ezberinde sosyalist hareketin ebesi olarak geçen Dev-Genç imgesi, işte bu aynı anda hem toplumsal hem siyasal öznenin arketipidir. Hemen her ÖDP'liye illallah dedirtmiş olması gereken “gençlik alanı” ile ÖDP'nin nasıl ilişkileneceği tartışmasını tıkayan ve sündüren de bu yaygın kabuldür elbette.

Gençliğin doğası

fiimdi bu yaygın kabullere daha yakından bakalım. Önce şu gençliğin “doğal” vasıfları meselesine… Yukarda da ifade edildiği üzere, gençliğin heyecan, yenilik, delikanlılık, dinamizm, canlılık, ilericilik, özgürlükçülük, isyankârlık, ataklık vs. gibi vasıflar aracılığıyla tanımlanması yaygındır. Gençliğin bu "doğal" vasıfları dolayısıyla memleketin kaderinde dinçleştirici, tazeleştirici, yenileyici, ilerletici, devrimci bir rol üstlendiği varsayılır. Gençliği bir toplumsal kategori olarak tanımlanışında sık sık devreye sokulan bu biyolojik/psikolojik vasıflar, bir şeyin (burada gençliğin) değişmez bir doğa ya da tip olarak şeyleştirilmesi, tarih dışılaştırılması anlamında tam bir "özcü" yaklaşımdır. Oysa gençlik, her toplumun özgül bağlamı içerisinde tanımlanan, farklı anlamlar kazanan bir kategoridir. Bu anlamda gençlik, hepimizin çoğu kez andığı birtakım biyolojik ve psikolojik özelliklerin (heyecanlılık, tezcanlılık, dinamizm vs.) toplamından ibaret değildir. Örneğin hangi yaş grubunun genç sayılacağı içerisinde yer alınan toplumun ortalama yaşam süresi ile bağlantılıdır. Ya da gençliğin hangi kültürel, psikolojik vasıflarla tanımlanacağı da mekâna ve zamana bağlı şeylerdir. Yani gençlik insanın yaşam çevriminin geçilmesi zorunlu bir aşamasından ibaret değildir. Gençlik, toplumsal olarak kurulan, tanımlanan ve sürekli olarak yeniden tanımlanan bir insanlık hali, durumudur. Örneğin geçmişte gençlik deneyimsizliği, bilgisizliği, saldırganlığı, olgunlaşmamışlığı, vahşiliği ve sair olumsuz kimi vasıfları akla getirirken günümüze yaklaştıkça gençlik, yukarda saydığımız olumlu nitelikler (dinamizm, etkinlik, yenilik vs.) çerçevesinde değerlendirilir olmuştur. Yani yukarıda örnekleri verilen ve gençliğe atfedilen nitelikler doğal olmaktan çok tarihsel tanımlamalar, kurgulardır. Üstelik günümüzde gençliğe atfedilen bu vasıflar piyasa dolayımında bambaşka bir anlam kazanmıştır. Esnek, hareketli, değişken tüketim kalıpları ve alışkanlıkları dolayısıyla gençler, piyasada sürekli bir hareketlilik ve dinamizm kaynağı olarak kodlanmaktadır. Tüketimin önemli bir gayesi, "genç" olma halini, yani tüketim nesnelerinden haz almanın en yoğun yaşanabildiği dönemi olabildiğince uzatmak haline gelmiştir. Bugün kozmetikten, giyime, beslenmeden imaj pazarlamasına (reklamcılık) kadar tüm sektörlerin amacı, maddi dünyadan haz almanın doruğunu oluşturan "gençlik" halini dondurmaktır. Gençlik, tıpkı "yeni" olmak gibi bir fetiş haline getirilmiştir. Dolayısıyla günümüzde iyi tüketici, tezcanlı, huzursuz, kolay heyecana kapılan, sabırsız kimsedir, yani gençtir demek mümkündür. Geçmişte gençliğin radikal yönde siyasallaşmasını açıklamakta kullanılan tanımlayıcı özellikler, artık ideal tüketicinin karakteristikleridir. En iyi tüketici, genç tüketicidir.

Esasında gençliğin insanın bir hali olarak önem kazanması, modern zamanlara özgüdür. Sanayi devrimi ile birlikte ortalama insan ömrünün artışı, kentleşme, eğitimin yaygınlaşması gibi faktörler, gençliğin ayrı bir insanlık hali olarak algılanması ve toplumun seçkin tabakaları dışında da yaygınlık kazanmasında önemli etkenler olarak sıralanabilir. fiurası açık ki, gençlik denen olgunun oluşması ve tanımlanmasında giderek daha fazla insanın belli yaş dönemleri boyunca okul adı verilen toplumsallaşma mekânlarında bulunmasının ve bunun beraberinde getirdiği boş zaman imkânlarının rolü büyüktür. Gençliğin bir toplumsal kategori olarak tanımlanışında, eğitim yani okul dolayısıyla bir süre için de olsa üretim sürecinin dışında kalmak en önemli faktördür. Gençliğe atfedilen neredeyse tüm özellikler öğrenci olma durumu ile bağlantılıdır aslında. Dolayısıyla siyasi söylemde gençlik derken kastedilen önemli ölçüde öğrenci gençlik olmuştur. İşin doğrusu, gençliğin "kendine has varoluş halinin" billurlaştığı alan, günümüze kadar okul olmuştur. Bu anlamda, sık sık yeniden zuhur eden öğrenci hareketi mi yoksa “bütünlüklü gençlik muhalefeti” mi tartışmasının da pek bir anlamı olduğu söylenemez. Zira gençlik derken anlaşılan, istensin ya da istenmesin okullu olmak dolayısıyla genç olabilen kişidir.

Gençliğe atfedilen biyolojik/psikolojik vasıfların daha doğrusu özün dışında, özellikle mektepli gençlik okur yazarlığı dolayısıyla da politik bir fail olarak düşünülmekteydi. Bilime, bilim insanlarına, eğitime, okumuşlara duyulan güven ve bunlara verilen önemin, Türkiye modernleşmesinin tipik özelliklerinden olduğu malum. Türkiye'de aydınların, okumuş gençlerin ve hele hele üniversiteli gençliğin; ülkenin geleceği, modernleşmesi, aydınlanması, ilerlemesi ile bizatihi memleketin kurucu ideolojisi tarafından bağlantılı tutulduğunu unutmayalım. Kemalizm okumuş gençliği ilerici, devrimci özelliklerle tanımlamıştır (Gençliğe Hitabe, Bursa Nutku'nu aklımıza getirelim ). Hal böyle olunca üniversiteli gençliğin memleket ahvali ile ilgili siyasal etkinlikleri genel bir meşruiyet zemini bulmakta güçlük çekmemiştir. Okuyan gençlik "aydın sorumluluğu" çerçevesinde halkı aydınlatmak, yani kendi çıkarından önce halkın meseleleriyle alâkadar olarak bunların ardına düşmekle mükellef addedilmiştir. Buna göre, seçkin bir zümre olarak tanımlanan mektepli gençlik, imtiyazlı konumunu borçlu olduğu topluma bu borcunu ödemelidir ve bu da halkı karanlığa, cehalete, yozlaşmaya, sömürüye karşı aydınlatmakla söz konusu olabilir. Bu anlayış çerçevesinde gençlik muhalefetinin ana meselesi elbette ki öğrencilerin öğrencilik konumları ile ilgili sorunlar olamazdı. İmtiyazlı bir zümrenin ihtiyaç ve sorunları toplumun genel sorunları yanında gözardı edilebilir, edilmesi gereken şeyler cinsindendi. Buna göre öğrenci gençliğin "aydın" olarak, halkın yukarısındaki konumu onun siyasallaşmasının en önemli koşulu idi.

Gençlik ve üretim ilişkileri

Solun geleneksel düşünce dünyasında gençliği ayırdedici kılan diğer bir husus da gençliğin üretim ilişkilerinin dışında bir unsur olarak algılanmasıdır. Gençliğin bu konumunun kendisine toplumsal çelişkileri "nesnel" bir konumdan, adeta "dışarıdan" algılama gibi bir yeti kazandırdığı varsayılır. Gençliğin eğitim ve okul dolayısıyla geçici de olsa üretim sürecinin dışında kalmasının kural olduğu bir dönemde bu tanımlamanın elbette belli bir gerçeklik payı vardı. Buna göre, kapitalist toplumda insani ilişkilerin nesneler arasındaki ilişkilere dönüşmesini, yabancılaştırıcı doğasını "dışarıdan", ayrıcalıklı bir konumdan kavrayan gençlik, bu ilişkileri kendiliğinden sorgulamaya dönük bir bilinç geliştirecektir. Gençlik kapitalizmin çarklarının dışında olduğundan bu toplumsal sisteme karşı neredeyse kendiliğinden eleştirel bir konum alabilir.

Oysa özellikle seksenli yıllarla birlikte gençliğin yukarıda belirtildiği şekilde anlamlandırılması, tanımlanması geçerliliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Bu anlamda, başta da sabredemeyip belirttiğimiz üzere, sosyalist hareketin öğrenci hareketinin anlam, misyon ve işlevine dair temel kabulleri geçersiz ya da arkaik hale gelmiştir. Gençlik ne üretim süreci içerisindeki konumu, ne yaşam deneyimleri, ne kültürel ifade biçimleri bakımından toplumun diğer kesimlerinden radikal bir biçimde farklıdır artık. Gençlik şu ya da bu özelliği dolayısıyla doğal olarak sistemin "dışında" değildir. İşsizliğin artık yapısal bir hal alması, emek piyasasının esnekleşmesi, eğitimin toplumsal statü kazanımında garantili bir faktör olma niteliğinin zayıflaması gibi nedenler, gençliğin ekonomik ve toplumsal marjinalleşme, dışarıda kalma korkusunu artırmış, geleceğe dair güvensizlik, belirsizlik ve yalıtılmışlık hissi günümüz gençliğinin ruh halinin ana karakteristikleri olmuştur.

Gençliğin deneyimlerindeki önemli bir değişiklik, emek piyasasının artan biçimde esnekleşmesi sonucu geçmiş “Keynesyen” dönemdeki okul ve iş arasındaki doğrusal geçişin ortadan kalkmasıdır. Günümüzde okul, iş hayatı öncesinde yaşanan ayrıksı bir dönem olmaktan çıkmış, okurken iş piyasasında yer alma genel bir hal almıştır. Bunda elbette emek piyasasının gittikçe daha esnek, düzensiz ve "garantisiz" olmasının payı büyüktür. Bu durumun önemli bir sonucu gençlerin iş pozisyonlarının gittikçe polarize olmasıdır. Gençlerin sahip oldukları yönetici pozisyonlarında artış gerçekleşmekle birlikte, öteki uçta ağırlıklı olarak hizmet sektöründe yer alan vasıfsız işlerin sayısı oldukça artmıştır. Buna karşın bir dönem emek piyasasında gençlerin buldukları orta seviyeli güvenli işlerin sayısında dramatik bir düşüş gözlenmiştir. Dahası, piyasada varolabilmek, artık sadece bir seferde nasılsa edinilmiş olan vasıflara (iyi eğitim, iş deneyimi vs.) dayanmamakta, gençlerden kendilerini sürekli yenilemeleri, süreklileşmiş, bütün bir yaşam süresine yayılmış rekabet ortamında ayakta kalmaları beklenmektedir.

Genç olma ile yetişkinlik mertebesine ulaşma arasındaki sınırların muğlaklaştığı bir dönemdeyiz. Geçmişte genç olmaktan çıkışı ve yetişkinliğe adım atışı simgeleyen iş bulma, evlilik ya da askere gitme gibi hadiselerdi. Özellikle sosyal devletin aşınması sonucu meydana gelen değişimler gençlikten yetişkinliğe adım atmanın tespit edilmesini sağlayan bu türden sabit ve düzenli deneyimlerin aşınmasına yol açtı. Çocukluk, gençlik ve yetişkinlik gibi hayat evreleri arasındaki çizgisel geçişin yerini günümüzde daha karmaşık ve çok yönlü geçişler almaktadır. Örneğin daha önce bahsedilen emek sürecinin esnekleşmesi sonucu düzenli ve sürekli bir iş deneyiminin birçok genç için bir umut olma niteliğini kaybetmesi sonucu bir süre için bir işte çalışan genç, genç olmayı tanımlayan önemli bir niteliği kaybetmiş (boş zaman) olmakta, fakat daha sonra işten ayrılması sonucu tekrar "genç" olabilmektedir. Dolayısıyla bugün yukarıda bahsedilen sosyo-ekonomik değişimlerden ötürü sabit, tutarlı ve düzenli deneyimler sonucu gençlikten yetişkinliğe geçişten ziyade bu geçiş tutarsız, değişken ve geri dönüşlü bir biçime bürünmüştür ve gençliğin nerede bitip yetişkinliğin nerede başladığını kesin olarak tespit etmek zorlaşmıştır.

Muhalefetin güncelliği

Kabaca özetlenen bu dönüşümler öğrenci hareketine yüklenilen siyasal misyon ve işlev açısından önemli bir değişime işaret ediyor. Geçmişte kendisini sosyalist hareketin motoru, toplumsal değişimin ana faili olarak tarif edebilmiş öğrenci hareketinin bu iddiasını günümüze taşıyabilecek özne ortadan kaybolmuş, bir “karakter aşınmasına” maruz kalmıştır denilebilir. Üniversitenin toplumsal hayattaki konumunda ve aydın olmanın toplumsal anlam dünyasında tekabül ettiği yerdeki erozyon ve keza bizatihi üniversite öğrenciliğinin ayrıcalıklı bir statü olma konumunu yitirişi, böylesi bir “kurtarıcı” misyonu taşımaya elverişli “özgüvenli” öğrenci tipine yer bırakmamıştır. Yani mevcut “reel” öğrenciler, kendilerine atfedilen “Prometeci” rolü üstlenmeye muktedir değildir. Bu durum karşısında, aynı anda hem bir siyasal özne hem de bir toplumsal hareket işlevi görecek evsafta bir gençlik/öğrenci hareketine bel bağlamak açıkçası beyhudedir.

Dolayısıyla öğrenci hareketinin mevcut hal ve şerait altında anlamı hakkında bazı sonuçlar çıkarma ihtiyacı aciliyet arzetmektedir. Aşağıda öğrenci hareketinin günümüzde nasıl bir anlam taşıyabileceğine ilişkin bazı görüşler kabaca öne sürülecektir:

a. Öğrenci olmak, yukarda aktardığımız nedenlerle bir "imtiyazlılık" hali olmaktan çıkınca öğrencilerin sorunları ile emekçilerin sorunları arasındaki açı ortadan kalkmıştır. Bilginin edinilmesi ve aktarımı ile ilgili meseleler sadece öğrencilerin değil, toplumun neredeyse tamamı için yakıcı önemdedir artık. Bu nokta, bizi doğrudan doğruya siyaset yapma biçimleri üzerine bir tartışmaya götürüyor. Çünkü öğrencilerin ve halkın sorunları artık iç içe geçtiğine göre, o sorunlar için çözüm, bu içeriğin aynılığından dolayı emekçilerle -beraber bile değil- birlikte, iç içe aranacaktır. Öğrencilerin halktan daha üstün, nitelikçe farklı bir bilinç ve bilgiyi ve buna uyarlı olarak daha rafine ve zor eylem tarzlarını, bunlara tekabül eden öncü örgüt formları içinde halkı harekete çağırma ve yöneltme mekanizmasına dayalı eski model artık söz konusu olamaz.

b. Emek piyasasının esnekleşmesi ve öğrencilik ile çalışma hayatı arasındaki kesin sınırların aşınmasıyla birlikte öğrenci muhalefeti ile sınıf hareketinin gündemleri arasında potansiyel bir örtüşme gündeme gelmektedir. Bu durum, önümüzdeki dönemde gelişebilecek bir öğrenci muhalefetinin işçi sınıfı ile somut ve yakıcı ortak talepler aracılığıyla bağ kurabilmesi ihtimalini güçlendirmektedir.

c. İmtiyazlı ve özgüvenli bir toplumsal dönüşüm faili olarak aydın öğrenci kimliğinin erozyonundan bahsettik. Öğrenciler tıpkı geniş emekçi kitleler gibi rekabet basıncını günümüzde yaşamlarında çok daha somut bir biçimde teneffüs etmekteler. Bu durum kolektif olarak kendi kaderini tayin etme becerilerinde belirgin bir tahribatı beraberinde getiriyor. Bu tahribatın önüne geçebilmek için öğrencilere yiten özgüvenlerini geri verebilecek, hayatlarını yapma kudretlerini artırabilecek kolektif pratikler ya da sendikal ve kooperatif örgütlenme seçenekleri üzerinde düşünmek gerekiyor.

d. Bilginin kapitalist üretim süreci içerisinde edindiği kilit önemi düşünürsek tam da bilginin üretildiği ve aktarıldığı mekânlarda boy gösterecek bir muhalefet, kapitalizme ilişkin güçlü bir sorgulamayı beraberinde getirebilir. Bilindiği gibi, kapitalizmin geç evresinde bilgi, sermaye birikim sürecinde merkezi bir konum edinmektedir. Bilgi edinim ve aktarım kanalları ve dolayısıyla üniversiteler de geç kapitalizmin belirleyici vasıflarından olan sermayenin değerlenmesi sürecinin sektörel yayılması dolayısıyla metalaşmaktadır. Günümüzde sermaye-üniversite ilişkisini özgül kılan nokta, kurum olarak üniversitenin ve hatta tüm eğitim sisteminin sadece ideolojik ve kültürel yeniden üretimin değil, bizatihi iktisadi bir süreç olarak sermaye birikiminin de kalbi haline gelmeye başlamasıdır. Bilginin kapitalist üretim ilişkileri alanında edindiği bu kilit konum nedeniyle bilimsel bilginin üretim ve aktarım kanalları giderek daha fazla siyasal mücadelenin konusu haline gelmektedir. Öğrenci muhalefeti elbette ki bu siyasi mücadelenin potansiyel olarak en önemli aktörlerinden biridir. Dolayısıyla günümüzde öğrenci muhalefetinin üniversiteye, bilgi üretim ve aktarımına dair politik önerme ve talepleri, bilginin metalaşmasına karşı çıkışı, sadece kendi gündelik çıkar ve talepleriyle ilgili olmayan çok daha kapsamlı bir toplumsal eleştirinin parçası olabilir.

e. 12 Eylül 1980 darbesinden bu yana yirmi küsur yıl geçti ve bu süre zarfında da elbette ki Türkiye toplumu büyük bir dönüşüm yaşadı. Yeni liberal dünya görüşü hegemonik hale geldi ve toplumun bütününe öyle ya da böyle nüfuz etti. Gençler, hele üniversiteli gençler de elbette bu dönüşümden paylarını aldılar. Meşruiyet söylemi modernleşmeden tüketimciliğe kaydıkça geçmişte okumuş gençleri karakterize eden “aydın sorumluluğu” ve kamusal görev bilinci yerini mümkün olduğunca çabuk “yırtmayı” hedef olarak koyan, hazcı ve tüketimci piyasa etiğine bıraktı. Yeni liberal zihniyet, büyük reklam panolarıyla, otoparkıyla, Mc Donalds'ıyla “çıstaklı” bol reklamlı kantin ve banka şubeleriyle üniversite mekânını da kendine göre şekillendirdi. Piyasacı zihniyet üniversitenin her köşesine sızdı ve ona yeniden biçim verdi. Bugün üniversitelerde solun karşısındaki en büyük engel, kampüslerde yeni liberalizmin hakimiyetidir. Bu hakimiyet kırılmadığı sürece etkili bir öğrenci muhalefetinin gelişmesi hayli güçtür. Dolayısıyla yapılması gereken üniversiteye, eğitime, bilginin üretilmesi ve yayılması süreçlerine ilişkin Yeni Sağ tezleri karşısına alan ve bu süreçlere ilişkin kendi önermelerini ortaya koyan ve mevcut piyasacı ve/veya devletçi tezleri karşısına alan politik/ideolojik bir mücadelenin ve üniversiteye ve eğitime ilişkin radikal bir eleştirinin ortaya konmasıdır.

(Bu yazı Yeniyol dergisinin 24. sayısında -Kış 2007- yayımlanmıştır.)

 

Yazın Yayıncılık'dan

Mandel'in Marksizm'e Giriş'inin beşinci baskısı, Daniel Bensaid'in, yapıtı tarihsel bağlamına oturtan ve onu bir dizi anahtar sorunla güncelleştiren "Otuzuncu yılında Marksizm'e Giriş'e eleştirel bir giriş" önsözüyle birlikte yayınlanıyor.
Marksizm'e Giriş uzun bir pedagojik deneyimin ürünüdür. İstisnai bir açıklıkla marksist teorinin temellerini -tarihsel materyalizm, marksist ekonomik teori, işçi hareketi tarihi ve işçi hareketinin taktik ve stratejik sorunları- ortaya koyar.
Dolayısıyla içinde yaşadığı toplumu anlamak ve onu değiştirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir eserdir.
Yazar, Ernest Mandel (1923-1995), Frankfurtta doğmuş, 17 yaşında ailesinin sürgün olduğu Belçika'da sosyalist mücadeleye katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı mücadele etmiş, toplama kampına gönderilmiş, oradan kaçmış ve yeniden yakalanmıştır.
XX. yy'ın ikinci yarısının en yenileştirici marksistlerinden biriydi.

 

Karl Marx'ın 1871 Paris Komünü'nü ele alan Fransa'da İç Savaş adlı kitabı, siyasal üçlemesinin son ve zirve yapıtıdır. Fransa-Prusya savaşının ardından kuşatılan Paris'te halk, güneşi fethetmeye cesaret ederek, kısa ömürlü Komün deneyimi ile bugüne kadarki bütün özgürleşim mücadelelerine ışık tutan bir mücadele yürütmüştür. Paris Komünü ve ondan çıkarılacak dersleri içeren bu kitaptaki temel konular yalnızca siyasal analizin vazgeçilmez kurucu unsurlarını vermemekte, aynı zamanda ve esas olarak insanlığın özgürleşmesinin, her türlü baskı ve sömürüden kurtuluşunun, doğrudan demokrasinin hangi temellerde gelişebileceğini göstermektedir.
Michael Löwy'nin önsözü Paris Komünün günceliğini irdelerken, Daniel Bensaid'in Komünden Devlet Devrim'e makalesi ise Paris Komünü'nden Rus Devrimi'ne giden yolda Fransa'da İç Savaş'ın derslerinin izini sürmekte.

Yazın Yayıncılıktan çıkan diğer kitaplar için...


Söyleşi: "Kıbrıs'ı Nasıl Bilirdiniz?"

Sevgi Göyçe'yi Kaybettik

YENİYOL Son Sayı

Etkinlik Takvimi

Mayıs 2012
P P S Ç P C C
29 30 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31 1 2

Kitap: "21. Yüzyılın İlk Devrimci Dalgası" - Foti Benlisoy

 

Kitap: " Fransa ve Yunanistan'dan, Arap Devrimi, 'The Occupy' Hareketleri ve Kürt İsyanına 21. Yüzyılın İlk Devrimci Dalgası" - Foti Benlisoy

Muhammed Buazizi’nin kendini ateşe vermesiyle Tunus’ta başlayan Arap devrimci süreci, ‘devrim’ kelimesini ‘bölgede’ ve dünyada gündelik kullanıma sokmuştu. Sonra, başta İspanya ve Yunanistan bir dizi Avrupa ülkesindeki kitle eylemleri, ‘öfkeliler’ (indignados) hareketi geldi, daha sonra da özellikle ABD’de ‘işgal et’ (occupy) hareketleri. Bu kez bir İspanyol devriminden, Avrupa ya da Amerikan devriminden bahsedilir oldu.

Şili’deki devasa öğrenci muhalefetine ‘penguen devrimi’ dendi. Türkiye’deyse Kürt isyanı, ya da ‘Kürt Baharı’ tabirleri giderek popülerleşti. Elbette çoğu abartılı tanımlama ve yorumlardı bunlar. Ancak devrimin kendisinin değilse bile lafzının, bir devrimin mümkün ve istenir olduğu fikrinin yaygınlaşması, yeni yüzyılın belki de en önemli, en şaşırtıcı sürpriziydi. Benlisoy'un kitabı devrimin ansızın ve ‘vakitsizce’ yeniden siyasal tahayyül dünyamıza dahil oluşuna dair sorular soruyor ve bu sorulara uçarı olmayan, teori ve gerçekle aynı anda bağını koruyan cevaplar veriyor…

 

 

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

SİTE İÇİ ARAMA