SOSYALİST DEMOKRASİ İÇİN YENİYOL

Antikapitalist, Enternasyonalist, Ekososyalist, Feminist

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Üniversite - Gençlik Londra Sokakları: Yine Yeni Yeniden - Önder Eren Akgül

Londra Sokakları: Yine Yeni Yeniden - Önder Eren Akgül

e-Posta Yazdır PDF

İngiltere’de, tam bir yıl önce, hükümetin eğitime yönelik bütçe kesintilerine ve harçların artırılması planlarına karşı yükselen öğrenci hareketi, bugünlerde tekrar sahneye çıktı. Özellikle son bir aydır “Occupy London” eylemlerinin verdiği enerji ile Londra sokaklarını şenlendiren öğrenciler, harçların artırılmasına, üniversitelerin yeniden yapılandırılmasına ve önümüzdeki dönem yürürlüğe konması planlanan yeni özelleştirme planlarına karşı güçlü bir mücadele içerisindeler.

Geçtiğimiz sene, Muhafazakar Parti’nin genel merkezi Millbank Tower’ın işgali gibi radikal eylemlere sahne olan Londra, yaklaşık bir ay boyunca İngiltere tarihinin en kalabalık öğrenci eylemlerine tanık olmuştu. İngiltere’de her ne kadar neoliberal politikalar / saldırılar Thatcher ismiyle özdeşleşmiş olsa da, neoliberalleşmenin –özellikle de eğitim alanında- başlayıp biten bir süreç olmadığını söylemek mümkün. Özellikle 2008’de patlayan ve olgunlaşan, bugün Avrupa Birliği’nde büyük bir bunalım yaratan dünya ekonomik krizinin ardından, İngiltere’de hükümet kemer sıkma politikalarını yoğunlaştırdı. Eğitim alanı da bu kemer sıkma politikalarının vücut bulduğu bir “sektöre” dönüştürülmeye çalışıldı, çalışılıyor. Krizin ortaya çıkmasından sonra burslarda kesintilere gidilmesi, özellikle de bazı sosyal bilim bölümlerinin “bir yük” olarak görülmesi ve bazı üniversitelerde bu bölümlerin kapatılmasının “daha hayırlı” olacağının belirtilmesi, devlet tarafından eğitime verilen desteğin büyük oranda kesintilere uğraması ve eğitim alanının sermayenin nüfuzuna tabi kılınması çabaları, son olarak da harçlara yapılması düşünülen zamlar, öğrenci gençlik kesimlerinin radikal mücadelesini başlatan zemin oldu. Geçen seneki öğrenci mücadelesi harçların artırılmasına engel olamadı, fakat bu, öğrenci mücadelesinin tükendiği anlamına gelmedi.

Bu sefer öğrenci mücadelesinin tekrar sahneyi alması, muhafazakar – liberal demokrat koalisyon hükümetinin lise ve üniversite eğitimine dair yeni planlarını açıklamasıyla oldu. Geçtiğimiz sene harçlara zam yapılmasına rağmen, bu zamların özellikle de yüksek lisans ve doktora programlarında daha da artırılması ve devletin eğitime olan katkısının daha da azaltılması planların ana gövdesini oluşturuyor. Fakat bunlarla sınırlı olmayan, üniversite eğitiminin topyekun yeniden yapılandırılması, hükümetin öncelikli siyasal stratejilerinden biri haline gelmiş durumda. Kemer sıkma politikaları ile birlikte devletin bütçesinden eğitime aktarılan payda kesintiye gidilip, bu kesintinin sermayenin üniversitelere nüfuzunun önünün açılması ile karşılanması, hükümetin stratejisinin maddi zeminini oluşturuyor. Bu strateji üniversite eğitiminin baştan sona sermayenin ve emek piyasasının ihtiyaçlarına göre yeniden tasarlanmasını arzuluyor. Buna göre sermayenin “eğitim sektörüne” finansör olarak katılımı, hatta “zayıf” üniversitelerin özelleştirilerek emek piyasasının ihtiyaçları doğrultusunda işçi yetiştirecek iki yıllık programlarla donatılması hedefleniyor. Tüm bu yeniden yapılandırma, “işe yarar” ders programları düzenlemekten, yüksek ortalama sahibi öğrencilerin emek piyasasında “seçkin” konumlarla “onurlandırılmasına” kadar, eğitim sürecine dair neredeyse her şeyi tasarlayan ve yeniden tarif eden bir süreç olmayı umuyor. Adeta bir şirketi yönetirmiş gibi üniversiteyi, hem öğrencileri ve akademisyenleri kendi aralarında tabakalaştırarak hem de üniversitelerarası bir tabakalaşma yaratarak idare etme biçimi, hükümetin üniversiteleri yeniden şekillendirme planının omurgasını oluşturuyor.

Hükümetin üniversiteleri yeniden yapılandırma planlarına karşı öğrenci hareketi bir yıl önceki mücadelenin mirasını ve hafızalarda henüz soğumamış olan heyecanını da barındırarak yeniden kendini sokaklara attı. 9 Kasım günü binlerce öğrencinin, özellikle Londra’da, polisin yoğun baskısına karşı adeta karnavala dönüşen büyük bir eylem gerçekleştirmesi, şu an için öğrenci gençlik hareketi içerisinde sadece yeni bir başlangıç olarak değerlendiriliyor. Geçtiğimiz seneki mücadele ile karşılaştırıldığında, bizzat öğrenci hareketinin içinde bulunanlar, bu yeni hareketin sadece harçlar ya da kesintiler meselesi ile sınırlı kalmayacağını, hükümetin kriz koşullarında aşağıdakilerin aleyhine bir yeniden yapılandırma konusundaki ısrarına karşı toplumun diğer sömürülen, madun kesimleriyle birlikte bir mücadelenin inşası ile radikal bir yanıt üretilebileceğini sıklıkla ifade ediyor. İngiltere’nin kamu emekçileri, birçok sendikanın da desteğiyle, kemer sıkma politikalarına ve uzun çalışma saatlerine karşı 30 Kasım için genel grev kararlarını açıkladılar. Bu bağlamda öğrenci hareketi 9 Kasım’daki eylemi 30 Kasım için sadece bir prova olarak yorumluyor.

Şüphesiz, bu yorumların nasıl bir karşılık bulacağı, önümüzdeki günlerde öğrenci mücadelesinin nasıl bir ritim ile devam edeceğine bağlı olarak değişecektir. Fakat bu mücadelenin bizzat var olduğu biçimiyle barındırdığı radikallik, gerçekten de toplumun diğer kesimleriyle krizin yönetiliş biçimine, yani faturasının aşağıdakilere çıkartılmasına karşı inşa edebilecekleri mücadele ile daha sarsıcı bir nitelik kazanacaktır.

Hükümetlerin, krizi aşağıdakiler aleyhine idare etme planları ne kadar yaygınsa bunlara karşın toplumsal mücadelelerin de bir o kadar yaygınlaştığı ve kitleselleştiği bir dönemde olduğumuz aşikar. Krizi idare ederken faturasının aşağıdakilere ödetilmeye çalışıldığı kemer sıkma politikaları eğitim sürecine pervasız bir saldırıda bulunuyor. Eğitim sürecinin, esnek emek piyasasının ihtiyaçları ve talepleri doğrultusunda, devlet desteğinin çekilmesi, özelleştirmeler ve harç zamları gibi taktiklerle yeniden yapılandırılması, ve aynı zamanda yapısal işsizlik gibi emek piyasasını disiplin altına alan faktörler öğrenci gençlik kesimlerinde geleceksizlik, güvencesizlik hissiyatını yoğunlaştırıyor. Arap coğrafyasından Yunanistan’a, İtalya’dan Şili’ye, İspanya’dan Amerika’ya, öğrenci gençlik kesimlerinin kitlesel mücadeleleri ortaya çıkıyor ve bu hareketler, toplumun kriz mağduru diğer kesimleriyle beraber bir mücadele inşa edebildikleri ölçüde radikalleşiyorlar; radikalleştikçe de hükmedenlerin dayandıkları meşruiyette büyük bir gedik açıyorlar.

 

Yazın Yayıncılık'dan

Mandel'in Marksizm'e Giriş'inin beşinci baskısı, Daniel Bensaid'in, yapıtı tarihsel bağlamına oturtan ve onu bir dizi anahtar sorunla güncelleştiren "Otuzuncu yılında Marksizm'e Giriş'e eleştirel bir giriş" önsözüyle birlikte yayınlanıyor.
Marksizm'e Giriş uzun bir pedagojik deneyimin ürünüdür. İstisnai bir açıklıkla marksist teorinin temellerini -tarihsel materyalizm, marksist ekonomik teori, işçi hareketi tarihi ve işçi hareketinin taktik ve stratejik sorunları- ortaya koyar.
Dolayısıyla içinde yaşadığı toplumu anlamak ve onu değiştirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir eserdir.
Yazar, Ernest Mandel (1923-1995), Frankfurtta doğmuş, 17 yaşında ailesinin sürgün olduğu Belçika'da sosyalist mücadeleye katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı mücadele etmiş, toplama kampına gönderilmiş, oradan kaçmış ve yeniden yakalanmıştır.
XX. yy'ın ikinci yarısının en yenileştirici marksistlerinden biriydi.

 

Karl Marx'ın 1871 Paris Komünü'nü ele alan Fransa'da İç Savaş adlı kitabı, siyasal üçlemesinin son ve zirve yapıtıdır. Fransa-Prusya savaşının ardından kuşatılan Paris'te halk, güneşi fethetmeye cesaret ederek, kısa ömürlü Komün deneyimi ile bugüne kadarki bütün özgürleşim mücadelelerine ışık tutan bir mücadele yürütmüştür. Paris Komünü ve ondan çıkarılacak dersleri içeren bu kitaptaki temel konular yalnızca siyasal analizin vazgeçilmez kurucu unsurlarını vermemekte, aynı zamanda ve esas olarak insanlığın özgürleşmesinin, her türlü baskı ve sömürüden kurtuluşunun, doğrudan demokrasinin hangi temellerde gelişebileceğini göstermektedir.
Michael Löwy'nin önsözü Paris Komünün günceliğini irdelerken, Daniel Bensaid'in Komünden Devlet Devrim'e makalesi ise Paris Komünü'nden Rus Devrimi'ne giden yolda Fransa'da İç Savaş'ın derslerinin izini sürmekte.

Yazın Yayıncılıktan çıkan diğer kitaplar için...


Söyleşi: "Kıbrıs'ı Nasıl Bilirdiniz?"

Sevgi Göyçe'yi Kaybettik

YENİYOL Son Sayı

Etkinlik Takvimi

Mayıs 2012
P P S Ç P C C
29 30 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31 1 2

Kitap: "21. Yüzyılın İlk Devrimci Dalgası" - Foti Benlisoy

 

Kitap: " Fransa ve Yunanistan'dan, Arap Devrimi, 'The Occupy' Hareketleri ve Kürt İsyanına 21. Yüzyılın İlk Devrimci Dalgası" - Foti Benlisoy

Muhammed Buazizi’nin kendini ateşe vermesiyle Tunus’ta başlayan Arap devrimci süreci, ‘devrim’ kelimesini ‘bölgede’ ve dünyada gündelik kullanıma sokmuştu. Sonra, başta İspanya ve Yunanistan bir dizi Avrupa ülkesindeki kitle eylemleri, ‘öfkeliler’ (indignados) hareketi geldi, daha sonra da özellikle ABD’de ‘işgal et’ (occupy) hareketleri. Bu kez bir İspanyol devriminden, Avrupa ya da Amerikan devriminden bahsedilir oldu.

Şili’deki devasa öğrenci muhalefetine ‘penguen devrimi’ dendi. Türkiye’deyse Kürt isyanı, ya da ‘Kürt Baharı’ tabirleri giderek popülerleşti. Elbette çoğu abartılı tanımlama ve yorumlardı bunlar. Ancak devrimin kendisinin değilse bile lafzının, bir devrimin mümkün ve istenir olduğu fikrinin yaygınlaşması, yeni yüzyılın belki de en önemli, en şaşırtıcı sürpriziydi. Benlisoy'un kitabı devrimin ansızın ve ‘vakitsizce’ yeniden siyasal tahayyül dünyamıza dahil oluşuna dair sorular soruyor ve bu sorulara uçarı olmayan, teori ve gerçekle aynı anda bağını koruyan cevaplar veriyor…

 

 

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

SİTE İÇİ ARAMA