SOSYALİST DEMOKRASİ İÇİN YENİYOL

Antikapitalist, Enternasyonalist, Ekososyalist, Feminist

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Güncel Hopa’yı Savunmalıyız! - Foti Benlisoy

Hopa’yı Savunmalıyız! - Foti Benlisoy

e-Posta Yazdır PDF

Hopa’da yaşananları, polisin halka karşı saldırısını, Metin Lokumcu’nun katledilmesini ve sonrasında yürürlüğe konulan “nokta operasyonunu” arızi bir hadise, seçim sürecinin genel gergin havasının bir sonucu olarak görüp geçmemek lazım. Hopa, eğer karşı durmaz ve durduramazsak bizi nasıl bir karanlığın beklediğinin canlı bir kehaneti.

Hopa, sosyalist hareketin toplumsallaşabildiği, yerlileşebildiği, bu anlamda da kökleştiği bir coğrafya. Hopa’ya her şeyden önce bunun için saldırılıyor; Hopa’ların çoğalmaması için, Hopa’ların artması ihtimaline karşı. Hopa’ya diz çöktürmek için iki gündür halk terörize ediliyor, sindirilmeye çalışılıyor. Direnmeye cüret etmenin bedeli Hopalıların burnundan fitil fitil getirilmeye çalışılıyor. Dolayısıyla Hopa üzerinden bütün ülkeye gözdağı veriliyor: Mücadele etmenin beyhude olduğu, her direnişin misliyle baskı ve terörle karşılanacağı mesajı veriliyor.

Hopa, toplumsal muhalefetin her türlüsüne ölümüne düşman bir otoriterizmin nasıl küstahlaşabileceğinin açık seçik bir örneği. Hopa, adı konmamış bir olağanüstü hal rejiminin, hem de darbelerle hesaplaşıyoruz nidaları altında nasıl yürürlüğe konacağının bir deney alanı. Hopa, adım adım inşa olunan neoliberal güvenlik devletinin doğanın ve emeğin sömürüsüne karşı her muhalefeti ezme kararlılığının ilanı.

Hopa’daki (ve keza Ankara ile İstanbul’daki protesto eylemleri esnasındaki) polis şiddeti, neoliberal güvenlik devletinin polis aygıtının işleyiş biçiminin vahim bir örneği. Teşkilat ve ekipman bakımından modernize edilmiş, teknolojik bakımdan yenilenmiş, adeta bir şehir ordusu haline getirilmiş ve bu bakımdan da muhalif olana çok sert müdahalelerde bulunan bir polis aygıtıyla karşı karşıyayız. Polis aynı zamanda kadrolaşma yoluyla adeta bir “hassa ordusu” görünümünde. Yani AKP mitinginin başarısı polisin asli görevi haline gelebiliyor ya da Diyarbakır’da geçenlerde yaşandığı gibi AKP İl Binası gözaltı merkezi olarak işlev görebiliyor. (Bunun en vahim örneği, Artvin Emniyet Müdürü’nün Hopa’daki saldırının ardından görevden alınması. Metin Lokumcu acımasızca öldürüldüğü için mi? Hayır, Tayyip Erdoğan’ın “yeterince” korunamamış olduğunu düşünmesi nedeniyle.) Hopa, daha sonra başka yerlerde yeniden devreye sokulmak üzere, bu yeni polis-ordunun bir tatbikat sahası haline getiriliyor.

Hopa solun, sosyalist hareketin kriminalize edilmesinin, toplumsal muhalefetin terörizm damgası yiyerek her türlü toplumsal sorunun bir “güvenlik” meselesine indirgenmesinin bir laboratuvarı haline getirilmek isteniyor. Önce her neviden toplumsal muhalefet darbecilik ve Ergenekonculukla, yani demokrasi düşmanlığıyla damgalanıyor. AKP iktidarına yönelik her eleştiri, her itiraz, iç ya da dış mihrakların “ileri” demokrasimize karşı konspirasyonları/ komploları olarak yorumlanıyor. Böylece de Hopa örneğinde mesela, yüzlerce polis desteğinde yöreye “çıkarma yapan” Erdoğan mağdur, Hopalılarsa AKP’nin ifade hürriyetine karşı saldırganlar olarak tarif ediliyor. Hopa, demokrasinin neoliberal itikadın teknik idaresine ve milliyetçi-mukaddesatçı popülizme indirgenmesinin ve bu meyanda her neviden toplumsal muhalefetin de “demokrasi karşıtı” olarak tanımlanışının bir örneği.

Toplumsal muhalefeti “demokrasi düşmanı” ilan etmek yetmiyor elbette. Müesses nizama karşı her türlü itiraz terörizmle eşleniyor ve böylece meşru siyasal alanın dışına atılıyor. Erdoğan’ın “eşkıya Hopa’ya inmiş” minvalindeki sözleri, koskoca bir ilçe halkının “terörist” olarak tanımlanması ve buna uygun muamele göreceği imasıdır. Yine Erdoğan’ın BDP’ye “terör örgütü” demesi bir dil sürçmesi değil, aynı mantığın, muhalefetin terörizmle eş tutulması zihniyetinin bir devamıdır. Bu zihniyet çerçevesinde mevcut iktidara “aşağıdan” her itiraz, aktüel olarak değilse bile potansiyel olarak terörizmle eştir, terörizme meyyaldir. Dolayısıyla da onun anti-terör yöntemleriyle bastırılması gerekir. Hopa bu “anti-terör” dil ve yöntemlerinin büyük bir cüretle uygulamaya sokulduğu bir deney alanıdır.

Sözün özü, Hopa’da yaşananlar ve yaşanmakta olanlar bir “yol kazası” değildir. Polisin “orantısız” güç kullanmasıyla sınırlı, geçiştirilebilecek bir vaka değildir. Polis ve iç güvenlik aygıtı, Hopa’da yeni misyon ve işleviyle gayet “orantılı” şiddet kullanmaktadır. Hopa bu yüzden bizi bekleyen felaketin bir habercisidir. Tam da bu nedenle Hopa’yı dişimizle tırnağımızla savunmak durumundayız. Devrimci-sosyalist kamuoyunun, hepimizin, Hopa halkının etrafına bir dayanışma duvarı örmemiz gerekiyor. Toplumsal muhalefetin kriminal bir vaka haline getirilmesine, solun terörizmle özdeşleştirilmesine, siyasetin bir “güvenlik” meselesine, muhalefetin bir “polisiye” vakaya indirgenmesine karşı çıkmalıyız. Hopa teslim olmamalı, Hopa’dan “geçememeliler”!

 

 

 

Yazın Yayıncılık'dan

Mandel'in Marksizm'e Giriş'inin beşinci baskısı, Daniel Bensaid'in, yapıtı tarihsel bağlamına oturtan ve onu bir dizi anahtar sorunla güncelleştiren "Otuzuncu yılında Marksizm'e Giriş'e eleştirel bir giriş" önsözüyle birlikte yayınlanıyor.
Marksizm'e Giriş uzun bir pedagojik deneyimin ürünüdür. İstisnai bir açıklıkla marksist teorinin temellerini -tarihsel materyalizm, marksist ekonomik teori, işçi hareketi tarihi ve işçi hareketinin taktik ve stratejik sorunları- ortaya koyar.
Dolayısıyla içinde yaşadığı toplumu anlamak ve onu değiştirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir eserdir.
Yazar, Ernest Mandel (1923-1995), Frankfurtta doğmuş, 17 yaşında ailesinin sürgün olduğu Belçika'da sosyalist mücadeleye katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı mücadele etmiş, toplama kampına gönderilmiş, oradan kaçmış ve yeniden yakalanmıştır.
XX. yy'ın ikinci yarısının en yenileştirici marksistlerinden biriydi.

 

Karl Marx'ın 1871 Paris Komünü'nü ele alan Fransa'da İç Savaş adlı kitabı, siyasal üçlemesinin son ve zirve yapıtıdır. Fransa-Prusya savaşının ardından kuşatılan Paris'te halk, güneşi fethetmeye cesaret ederek, kısa ömürlü Komün deneyimi ile bugüne kadarki bütün özgürleşim mücadelelerine ışık tutan bir mücadele yürütmüştür. Paris Komünü ve ondan çıkarılacak dersleri içeren bu kitaptaki temel konular yalnızca siyasal analizin vazgeçilmez kurucu unsurlarını vermemekte, aynı zamanda ve esas olarak insanlığın özgürleşmesinin, her türlü baskı ve sömürüden kurtuluşunun, doğrudan demokrasinin hangi temellerde gelişebileceğini göstermektedir.
Michael Löwy'nin önsözü Paris Komünün günceliğini irdelerken, Daniel Bensaid'in Komünden Devlet Devrim'e makalesi ise Paris Komünü'nden Rus Devrimi'ne giden yolda Fransa'da İç Savaş'ın derslerinin izini sürmekte.

Yazın Yayıncılıktan çıkan diğer kitaplar için...


Söyleşi: "Kıbrıs'ı Nasıl Bilirdiniz?"

Sevgi Göyçe'yi Kaybettik

YENİYOL Son Sayı

Etkinlik Takvimi

Mayıs 2012
P P S Ç P C C
29 30 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31 1 2

Kitap: "21. Yüzyılın İlk Devrimci Dalgası" - Foti Benlisoy

 

Kitap: " Fransa ve Yunanistan'dan, Arap Devrimi, 'The Occupy' Hareketleri ve Kürt İsyanına 21. Yüzyılın İlk Devrimci Dalgası" - Foti Benlisoy

Muhammed Buazizi’nin kendini ateşe vermesiyle Tunus’ta başlayan Arap devrimci süreci, ‘devrim’ kelimesini ‘bölgede’ ve dünyada gündelik kullanıma sokmuştu. Sonra, başta İspanya ve Yunanistan bir dizi Avrupa ülkesindeki kitle eylemleri, ‘öfkeliler’ (indignados) hareketi geldi, daha sonra da özellikle ABD’de ‘işgal et’ (occupy) hareketleri. Bu kez bir İspanyol devriminden, Avrupa ya da Amerikan devriminden bahsedilir oldu.

Şili’deki devasa öğrenci muhalefetine ‘penguen devrimi’ dendi. Türkiye’deyse Kürt isyanı, ya da ‘Kürt Baharı’ tabirleri giderek popülerleşti. Elbette çoğu abartılı tanımlama ve yorumlardı bunlar. Ancak devrimin kendisinin değilse bile lafzının, bir devrimin mümkün ve istenir olduğu fikrinin yaygınlaşması, yeni yüzyılın belki de en önemli, en şaşırtıcı sürpriziydi. Benlisoy'un kitabı devrimin ansızın ve ‘vakitsizce’ yeniden siyasal tahayyül dünyamıza dahil oluşuna dair sorular soruyor ve bu sorulara uçarı olmayan, teori ve gerçekle aynı anda bağını koruyan cevaplar veriyor…

 

 

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

SİTE İÇİ ARAMA