SOSYALİST DEMOKRASİ İÇİN YENİYOL

Antikapitalist, Enternasyonalist, Ekososyalist, Feminist

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Güncel Yeniyol 42. Sayı Çıktı....

Yeniyol 42. Sayı Çıktı....

e-Posta Yazdır PDF

Bu Sayıda...

Yeniyol’un elinizdeki sayısı 12 Haziran seçimlerinin sonrasında çıkıyor. Dolayısıyla seçim sonuçlarının genel anllamda bir değerlendirmesiyle başlamak en iyisi. 12 Haziran seçimlerinin Türkiye toplumunun yirmi yıllık mazisi olan ana eğilimlerini teyit ettiği söylenebilir. Sonuçlar toplumun hiç olmazsa seçimsel düzeyde daha da sağcılaştığını, milliyetçi ve muhafazakâr bir siyasi atmosferin hâkimiyetini bir kez daha tescil etmiş oldu. Üstelik sonuçlar 12 Eylül darbecilerinin ve Özal’ın yüzde on barajı marifetiyle Türkiye’ye iki buçuk partilik bir siyasal rejim biçme gayretlerinin hiç olmazsa şimdilik üç buçuk partiyle gerçekleştiğini de göstermiş oldu. 12 Haziran sonuçları baraj altında kalan “küçük” partilerin yaşam hakkının olmadığının kesin bir göstergesiydi.

Daha 12 Eylül plebisiti öncesinde, milliyetçi-muhafazakâr sağın klasik kimi argümanlarını hoyratça seferber ederek kendisini Türk-Sünni “milletin” otantik temsilcisi ilan etmiş AKP’nin her iki seçmenden birisinin oyunu alması, şahsında temsil ettiği hegemonik blokun adeta yerinden edilemez olduğu kanaatini oluşturdu. AKP ve Erdoğan’ın seçim kampanyası boyunca kullandığı otoriter, milliyetçi dilin seçimlere özgü bir retorikten ibaret olduğunu, seçimler sonrası yapılacak bir balkon konuşmasıyla “küskünlüklerin” pekâlâ giderilebileceğini savunanların yanıldığı pek çabuk ortaya çıktı.

Daha balkondan yeni inilmişken, seçim sonrası bir “balayı” dahi yaşanmadan, YSK tarafından altısı Blok’tan olmak üzere tutuklu vekillerin salıverilmemesi krizinde iktidar partisinin takındığı tutum, başta Kürt meselesi olmak üzere AKP’nin önümüzdeki dönemde temel demokrasi meselelerinde ayak sürüyeceğinin en önemli işareti olsa gerek. Aksine içine girdiğimiz dönem, AKP iktidarının toplumsal yaşamın tüm veçhelerine daha doğrudan müdahalelerde bulunacağı, politikalarının yarattığı toplumsal çatlaklarda boy vermeye çalışan toplumsal muhalefetin değişik kesimlerini daha da fazla dışlamaya, sindirmeye çalışacağı bir dönem olacak. Erdoğan’ın sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin adaya çıkarmasına tepkileri karşısında “Kıbrıs’ı marjinal gruplara teslim etmeyeceğiz” açıklaması ve ziyaret sırasında adanın kuzeyinde estirilen terör, bu yönelimin “sınır ötesi” ifadesiydi. Neticede Türkiye’nin son on yılını tedrici bir demokratikleşme, “normalleşme”, “olağanlaşma” süreci olarak okuyan çevrelerin AKP’ye yönelik hayırhah ve apolojetik tutumları eğer iktidarla organik bir ilişkileri yoksa hızla olanaksız hale gelecek. Öyle ya Erdoğan’a göre “sıfır kilometre” sivil ve demokratik anayasa muhalefetin yemin etmeyip çalışmalarına katılmadığı bir mecliste hazırlanabilir, meclis “ister gelsin, ister gelmesin” muhalefet olmadan da “bal gibi” çalışabilir. “İleri demokrasi”nin gelip dayandığı sınırlar bunlar.

Yukarıda betimlenen durumun en önemli göstergesi, seçim kampanyası sırasında Erdoğan’ın tedavüle soktuğu milliyetçi söylemdi. Bu noktada MHP’nin, seçim sürecinde kaset skandalları başta gelmek üzere barajın altında kalması için maruz kaldığı onca tazyike, söyleminin neredeyse tümüyle AKP tarafından devralınmasına rağmen oy oranını koruyabilmesini dikkate almak gerekiyor. Söylemindeki milliyetçi dozu giderek arttıran bir AKP karşısında MHP açısından tek çıkar yol kendisini Türk milli kimliğinin son savunma hattı olarak kurgulayarak daha katı ve kimlik vurgusu iyice pekişmiş bir hatta yönelmek olacak. Seçim meydanlarının hâkim söyleminin milliyetçilik yarışı olduğu tespitini yaparsak, milliyetçiliğin egemen siyasetin ana damarı, Türkiye siyasal hayatının vasatı olmaya devam ettiğini vurgulamak gerek. Silvan’daki çatışmanın ardından gündeme gelen BDP ve Kürtlere dönük saldırılar nasıl bir ülkede yaşadığımızı herhalde hatırlatmıştır.

CHP seçimlerde devreye soktuğu yeni lider ve söyleme rağmen beklenen ölçüde oy artışı sağlayamamış olsa da Baykal’ın partiyi demirlediği yüzde yirmi oranından yukarıya taşıması, Kılıçdaroğlu ve ekibinin CHP’nin devletçi reflekslerini asgariye indirerek “sosyal liberal” bir sosyal demokrat partiye evrilmesi sürecini sürdürmesini sağlayacak gibi görünüyor. Bunu söylemek bu dönüşümün sancısız ve gel gitsiz olacağını düşünmek anlamına gelmiyor. Neticede CHP’nin yeni yönetimi seçim sürecinde vitrininde Haberal, Balbay ya da Aygün gibi isimlere yer vererek “devletçi” refleksleri gözetmeye devam ettiğini vurgulamaya gayret etti. Silvan sonrası partiden yapılan açıklamalar devletlû söylem ve pratiklerin parti içerisainde nasıl güçlü olduğunun son örneğiydi. Dahası, önümüzdeki dönemde Türkiye’de sosyal demokrasinin sosyolojik sınırlarının, yani “seçmen tabanının” sınırlı olduğu “tespitinden” hareketle merkez sağa açılma gayretini iyice pekiştireceğini söylemek de kehanet sayılmasa gerek. Bununla birlikte elbette temel sorun on yıllar süren Baykal döneminde partinin yukarıdan aşağıya geçirdiği köklü dönüşüm sonrasında tabanın büyük ölçüde devletçi/ulusalcı bir hattı benimsemiş olması. Tüm bu faktörlere rağmen Kılıçdaroğlu’nun, Sav ve Baykal ekiplerinin başarısız olan olağanüstü kurultay çağrılarına rağmen önümüzdeki dönemde partiye daha büyük ölçüde damgasını vurmasını beklemek doğru olacaktır.

Seçimlerde ezilenler namına en anlamlı seçeneği oluşturan Barış, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun parlamentoya 36 milletvekili sokma hakkını kazanarak bütün beklentilerin ötesinde bir başarı sergileyebilmiş olması, gelecek açısından hiç olmazsa bir direniş hattı oluşturabilmek açısından büyük bir anlam taşıyor. Özellikle bölgede seçim sürecinin AKP ve Erdoğan’a doğrudan bir karşıtlık üzerinden geçtiği ve ülkede AKP oylarında bir gerileme yaşanan yegâne alanın buraları olduğunu vurgulamak elzem. Belki de tam da bu nedenle Hatip Dicle başta olmak üzere altı Blok vekilinin meclis dışında bırakılması hususunda AKP son derece olumsuz bir tutum takınmakta. Seçimlerde Kürt hareketi bölgedeki Kürt siyasetinin değişik unsurlarıyla gerçekleştirdiği birlik aracılığıyla ulusal kimlik inşası sürecinde yeni merhaleler kat etti. Öte yandan hareketin sergilediği kitlesellik, “sivil direniş” eylemlerinde gösterdiği yaratıcılık azımsanamazsa da bu dinamiğin bölgeyle sınırlı olduğunu, “Batı”da toplumsal muhalefetin değişik unsurlarının, sosyalist hareketin etkisizleşmeye, cılızlaşmaya devam ettiği gerçeğini de gözlerden saklamamalı. Blokun aldığı sonuçların yarattığı tüm iyimserliğe rağmen sosyalist hareket ve toplumsal muhalefetin yer yer kazandığı kimi kısmi başarılar bir yana, sermayenin doğaya ve emeğe saldırıları karşısında bazı artçı direnişlerin ötesinde sürekli, bütünlüklü ve en önemlisi bir inşa perspektifine sahip bir siyasal/toplumsal faaliyetinden söz edebilmek mümkün değil.

Sosyalist hareketin örgütsel dağınıklık ve çözülme sürecinin sonuna gelmiş değiliz. Bu koşullar altında ve sırtımızda taşıdığımız yenilgilerin bilinciyle sosyalist hareketin toplumsal mücadeleler içerisinde derlenmesi, yeniden inşası için çabadan vazgeçmemeliyiz. Hemen hemen hiçbir çekim merkezi olmadan, yani bir omurga işlevi görebilecek bir zemin olmadan “anti kapitalist” bir kopuş programı etrafında solun solunu derleme, derleme de yetmez yeniden inşa etme göreviyle karşı karşıyayız. Merkezi olmayan, aslında çok merkezli olan ve henüz belirmemiş merkezlerin, merkezleri inandırıcı bulmayan bireylerin dahil olacağı bir inşa sürecinden sözediyoruz. Mevcut ahval ve şerait karşısında ya önümüzdeki dönemde ağır saldırılara karşı verilecek dağınık mücadeleler içinden sosyalist hareketi yeniden var edip yenileştireceğiz veya mevcudun keyfine bağlı olmayan bir yeni toplumsal hareketlilik kendisi için kullanışlı olmayan, ölçülebilir olmaktan da çıkmaya başlayan mevcut yapıları tedavülden kaldıracaktır.

Yeniyol’un bu sayısı, böyle bir yeniden inşanın bir mecburiyet, sosyalist hareket açısından bir hayat memat meselesi olduğu inancı ve bu derlenmenin aktif bir unsuru olabilme çabasıyla değişik mücadele alanlarına dair yazılar ihtiva ediyor. Ortada elbette bir reçete veya model yok. Elli yılın bildik meselelerin azımsanmayacak bir kısmının tedavülden kalktığı yeni dönemde, ancak yeni mücadeleler ve bunlar bağlamında gündeme gelecek yeni tartışmalar bize yol gösterecektir.

 

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol dergisini, İstanbul Beyoğlu’nda Semerkant, Mefisto ve Pandora Kitabevlerinde, Kadıköy’de Kalkedon ve Penguen Kitabevlerinde, Ankara’da Dipnot Dağıtım’da, İzmir Alsancak’da ise Yakın Kitabevi’nden edinmek mümkün. Ayrıca Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir adresinden de istenebilir.

 

İçindekiler

Gündem

Gidişat Nereye? / Masis Kürkçügil ................................................................... 9 - 23

Kürt Meselesinde Kimin Çözümü? / Foti Benlisoy ......................................... 24 - 39

Ekoloji

Seçimin Ardından Ekoloji Mücadelesi / Stefo Benlisoy .................................. 40 - 47

Seçim

12 Haziran Seçimleri ve Demokrasi / Yunus Sözen ......................................... 48 - 56

Üniversite

Esnek Kapitalizmin Akademik Sureti / Mutlucan Şahan ................................... 57 - 67

Barış Hareketi

Savaşa Karşı Ölüme Anlam Vermek / Foti Benlisoy ......................................... 68 - 71

Feminizm

Feminizm Hiyerarşi Basamaklarını Tırmanırken:

“Temel Çelişkiye” Bakmak / Ecehan Balta ........................................................ 72 - 78

Tartışma

2 Temmuz ve Aleviler Üzerine İzlenimler / Ruken Uyar ................................... 79 - 86

Teori

Rosa Luxemburg’un Düşüncesinde Praksis Felsefesi / Michael Löwy .............. 87 - 97

Genel Grev / Ernest Mandel ................................................................................ 98 - 129

 

 

Yazın Yayıncılık'dan

Mandel'in Marksizm'e Giriş'inin beşinci baskısı, Daniel Bensaid'in, yapıtı tarihsel bağlamına oturtan ve onu bir dizi anahtar sorunla güncelleştiren "Otuzuncu yılında Marksizm'e Giriş'e eleştirel bir giriş" önsözüyle birlikte yayınlanıyor.
Marksizm'e Giriş uzun bir pedagojik deneyimin ürünüdür. İstisnai bir açıklıkla marksist teorinin temellerini -tarihsel materyalizm, marksist ekonomik teori, işçi hareketi tarihi ve işçi hareketinin taktik ve stratejik sorunları- ortaya koyar.
Dolayısıyla içinde yaşadığı toplumu anlamak ve onu değiştirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir eserdir.
Yazar, Ernest Mandel (1923-1995), Frankfurtta doğmuş, 17 yaşında ailesinin sürgün olduğu Belçika'da sosyalist mücadeleye katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı mücadele etmiş, toplama kampına gönderilmiş, oradan kaçmış ve yeniden yakalanmıştır.
XX. yy'ın ikinci yarısının en yenileştirici marksistlerinden biriydi.

 

Karl Marx'ın 1871 Paris Komünü'nü ele alan Fransa'da İç Savaş adlı kitabı, siyasal üçlemesinin son ve zirve yapıtıdır. Fransa-Prusya savaşının ardından kuşatılan Paris'te halk, güneşi fethetmeye cesaret ederek, kısa ömürlü Komün deneyimi ile bugüne kadarki bütün özgürleşim mücadelelerine ışık tutan bir mücadele yürütmüştür. Paris Komünü ve ondan çıkarılacak dersleri içeren bu kitaptaki temel konular yalnızca siyasal analizin vazgeçilmez kurucu unsurlarını vermemekte, aynı zamanda ve esas olarak insanlığın özgürleşmesinin, her türlü baskı ve sömürüden kurtuluşunun, doğrudan demokrasinin hangi temellerde gelişebileceğini göstermektedir.
Michael Löwy'nin önsözü Paris Komünün günceliğini irdelerken, Daniel Bensaid'in Komünden Devlet Devrim'e makalesi ise Paris Komünü'nden Rus Devrimi'ne giden yolda Fransa'da İç Savaş'ın derslerinin izini sürmekte.

Yazın Yayıncılıktan çıkan diğer kitaplar için...


Söyleşi: "Kıbrıs'ı Nasıl Bilirdiniz?"

Sevgi Göyçe'yi Kaybettik

YENİYOL Son Sayı

Etkinlik Takvimi

Mayıs 2012
P P S Ç P C C
29 30 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31 1 2

Kitap: "21. Yüzyılın İlk Devrimci Dalgası" - Foti Benlisoy

 

Kitap: " Fransa ve Yunanistan'dan, Arap Devrimi, 'The Occupy' Hareketleri ve Kürt İsyanına 21. Yüzyılın İlk Devrimci Dalgası" - Foti Benlisoy

Muhammed Buazizi’nin kendini ateşe vermesiyle Tunus’ta başlayan Arap devrimci süreci, ‘devrim’ kelimesini ‘bölgede’ ve dünyada gündelik kullanıma sokmuştu. Sonra, başta İspanya ve Yunanistan bir dizi Avrupa ülkesindeki kitle eylemleri, ‘öfkeliler’ (indignados) hareketi geldi, daha sonra da özellikle ABD’de ‘işgal et’ (occupy) hareketleri. Bu kez bir İspanyol devriminden, Avrupa ya da Amerikan devriminden bahsedilir oldu.

Şili’deki devasa öğrenci muhalefetine ‘penguen devrimi’ dendi. Türkiye’deyse Kürt isyanı, ya da ‘Kürt Baharı’ tabirleri giderek popülerleşti. Elbette çoğu abartılı tanımlama ve yorumlardı bunlar. Ancak devrimin kendisinin değilse bile lafzının, bir devrimin mümkün ve istenir olduğu fikrinin yaygınlaşması, yeni yüzyılın belki de en önemli, en şaşırtıcı sürpriziydi. Benlisoy'un kitabı devrimin ansızın ve ‘vakitsizce’ yeniden siyasal tahayyül dünyamıza dahil oluşuna dair sorular soruyor ve bu sorulara uçarı olmayan, teori ve gerçekle aynı anda bağını koruyan cevaplar veriyor…

 

 

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

SİTE İÇİ ARAMA