
1. Küresel ekonomik krizle dünya ölçeğinde bir ekolojik krizin daha önce eşi benzeri görülmemiş bir bileşiminin; kapitalist ve ataerkil uygarlığı bunalıma sürükleyen çok-boyutlu bir krizin damgasını vurduğu bir bağlam içerisinde bulunuyoruz. Bu başlıca bir dönüm noktasıdır. Bu ikili kriz, kapitalist sistemin iflasını gözler önüne sermekte ve antikapitalist bir işçi hareketinin yeniden örgütlenmesini ve yeniden inşasını gündeme getirmektedir.
Neoliberal karşı-reformların halk sınıflarına karşı sosyal ve ekonomik saldırıları artacaktır. Bu saldırılar özellikle en başta, erkeklere göre çok daha yüksek yoksulluk, işsizlik ve eğretilik [istihdamda] oranlarına sahip olan ve kamu hizmetlerindeki ve sosyal yardımlardaki kesintileri, aile içinde ödenmemiş emekleriyle telafi etmek zorunda kalacak kadınları etkileyecektir. Daha da fazla savaş ve çatışma olacaktır.
Dinsel köktencilik hem halk sınıflarına karşı, özellikle kadınların kendi bedenleri üzerinde hâkimiyetini hedefleyen saldırılarda, hem de uluslar ve etnik gruplar arasındaki savaş ve çatışmalarda gitgide daha da fazla temel ideolojik dayanak olarak kullanılacaktır. Cinsel ezilmeye ve kurtuluşa Avrupa-merkezci olmayan bir yaklaşım, hem bilhassa İslamcı köktenciliğe hem de onu körüklemeye katkıda bulunan İslamofobik “uygarlıklar çatışması” ideolojisine karşı çıkmak açısından önemlidir. Ekolojik felaketler, aile reisi konumundaki kadınların durumunu orantısız biçimde kötüleştirerek özellikle en yoksul bölgeleri vuracaktır.
Ufukta yeni bir tarihsel dönem beliriyor. Çin, Rusya, Hindistan ve Brezilya gibi yeni kapitalist güçlerin yükselişe geçmesiyle birlikte dünya ekonomi ve siyasetinde emperyalist güçler arasında yeni güç ilişkileri şekilleniyor. Amerikan hegemonyasının zayıflamasıyla Avrupa, Rusya, Asya ve ABD arasındaki kapitalistler-arası rekabetin keskinleşmesinin bileşmesi aynı zamanda, NATO’nun artan rolü ve yeni uluslararası gerilimlerle birlikte yeni siyasi ve askeri dizilişler içerisinde jeostratejik sonuçlara da sahip.
ABD emperyalizmi, ekonomik zayıflamasını son yıllarda askeri hegemonyasını dünyanın dört bir yanında yeniden konuşlandırarak telafi etmişti. Toplumsal ve iktisadi çelişkiler, ABD’de G. W. Bush çevresindeki Cumhuriyetçi ekibin itibar kaybına dahi yol açmıştı. Obama’nın seçilişi, Amerikan toplumunun bir bölümünün er ya da geç sukutu hayale uğrayacak gerçek bir değişim özleminin ifadesi olsa da, ABD emperyalizminin alternatif bir çözümü olarak işte bu itibar kaybına yanıt verdi.
Sonuç olarak kriz, güçler ilişkisi sermaye lehine olmaya devam etse de, neoliberal ideolojinin iflasını açıkça gözler önüne seriyor. Neoliberalizm bir ideoloji olarak bir çözüm getirmekteki aczini ortaya koyuyor ki bu da Washington Mutabakatı’na son veren ama IMF’yi de açıkça neoliberal öncelikleriyle birlikte karar-alma merkezine oturtan G20 önerilerinin niçin krizle berhava olan geçmişe bir dönüş anlamına geldiğini gösteriyor. Bu toplumsal sisteme içkin tüm çelişkiler, sosyal-demokrasi ve merkez-sol bunlara uygun bir yanıt getirmeyi beceremeden ortaya dökülecekler. Her halükarda benimsenmemiş olan neo-Keynesci reçeteler dahi krizi çözmeye yetmeyecek. Böylece, söylemle, hâkim sınıfın iddialarıyla halklara ve işçilere çektirilen acıların ve felaketlerin ve onların üzerinde kurulan baskının gerçekliği arasındaki uçurum şiddetli toplumsal gerilimlerin ve siyasi krizin koşullarını yaratıyor.
Kriz aileden dışlanmış (ya da aile içinde yaşamamayı tercih eden) ve bu şekilde ailenin kaynaklarından yoksun bırakılmış kadınlar ve diğer cinsel azınlıklar üzerinde özellikle sert bir etkiye sahip. Kriz, transseksüeller gibi marjinalize edilmiş kişilerin çoğunu daha da beter bir yoksulluğa sürüklüyor. Bu, özellikle refah devletinin zayıf olduğu ya da hiç bulunmadığı bağımlı ülkelerde geçerli.
2. Toplumsal direnişler çok eşitsiz bir tarzda gelişmekte ve savunmacı konumda kalmakla birlikte dünya ölçeğinde yükselmeye devam ediyor. Alternatif-küreselleşmeci hareket (Küresel Adalet Hareketi) 2004’e kadar sahip olduğu dinamiği kaybetmiş durumda. Yine de, 2009’daki Belem Dünya Sosyal Forumu, mücadelelerin daha parçalanmış ve dağınık olduğu bir çerçevede de olsa, uluslararası hedef ve güç birliği ihtiyaç ve mümkünlüğünü ortaya koyuyor. Avrupa’da G20’ye ve NATO’ya karşı seferberliklerin başarısı küresel adalet hareketinin yenilenmesinin bir göstergesini oluşturuyor. İstanbul Sosyal Forumu bir başka önemli fırsat oluşturabilir. Dünya Kadınlar Yürüyüşü 2010’da bu uluslararası feminist hareketi yeniden inşa etmekte ve güçlendirmekte bir basamak oluşturabilecek ortak inisiyatif için yeni bir fırsat sunuyor.
Kimi Avrupa ülkelerinde –Fransa, Yunanistan, Almanya, Polonya, İtalya– toplumsal mücadeleler siyasi sahnede temel bir etkiye sahip durumda. Ama bu mücadeleler, kapitalist saldırının altında yatan eğilimleri ve krizin etkilerini bloke etmek ya da tersine çevirmek için yeterli değiller. Ücretlilerin bölünme ve dilimlenme süreçlerinin üstesinden gelmeyi başaramıyorlar. Bu mücadeleler savunmacı kalıyorlar. Henüz antikapitalist bilinç anlamında karşılıklarını bulabilmiş değiller. Bu çerçevede, antikapitalist solun güçlü bir mevcudiyetinin yokluğunda, gerici hatta yabancı düşmanı ve ırkçı seçenek ve eğilimler güç kazanabilir.
Ortadoğu’da, Filistin’de, Irak’ta ve Lübnan’da halklar, Batı ve İsrail işgaline ve saldırısına karşı direnişlerini sürdürüyorlar. Siyonist hükümetin, Lübnan’dan iki yıl sonra, Gazze’de 2009 Ocak ayında giriştiği canice saldırı dahi direnişi yenilgiye uğratmayı başaramadı. Hamas ile Hizbullah bu direnişte bugün başlıca siyasi referanslar olsalar bile, bu örgütlerin dışında eylemlerini ulusal olduğu kadar toplumsal bir kurtuluş çerçevesine oturtan, insanın sömürülmesini reddeden ve kadınlara karşı ayrımcılığı kategorik olarak reddeden sol akımlar da mevcut. Bizim güçlendirmek istediğimiz de işte bu tutumdur.
Direniş bir ülkeden diğerine eşitsiz gelişse de Latin Amerika neoliberalizme karşı direnişin merkezi olmaya ve en patlayıcı toplumsal durumlara sahip kıta olmaya devam ediyor. Venezüela, Bolivya ve Ekvator; emperyalizmden kısmi kopuşlarla hükümet ve/veya toplumsal hareket düzeylerinde bazı önemli ilerlemeler anlamına gelen en radikal süreçlerin deneyimini yaşıyorlar. Paraguay gibi geleceği kestirmenin güç olduğu başka ülkeler de mevcut. Ama bunların hepsi, Küba’da bir referans noktası buluyorlar. Kimi başka ülkeler, Arjantin’de yeni-kalkınmacılık ya da Uruguay ile Brezilya’da sosyal liberalizm gibi neoliberal politikaların versiyonlarını koruyorlar. Brezilya, ABD ile özellikle savunma politikası konusundaki keskin çelişkilerine, UNASUR’a [Güney Amerika Uluslar Birliği] üye olmasına ve Venezüela ile anlaşmalarına rağmen, yine de Washington’un temel politikalarında işbirliğine girmekte ve bölgesel liderliği hedeflemekte. Kolombiya, Peru, fiili ve Meksika’ya gelince bu ülkeler açık biçimde neoliberal kalmaya devam ediyorlar.
Yine de, bölgede tekrar baş gösteren emperyalist tehditle, ABD 4. Filosunun varlığıyla, Honduras’taki darbeyle, Kolombiya’da yedi yeni ABD üssüyle, ABD Büyükelçiliğinin Arjantin’de yıllarca en önemli sendikal çatışmalara doğrudan müdahalesiyle, Haiti’ye siyasi ve askeri müdahaleyle yeni bir siyasi durum doğuyor. Tüm bunlar siyasi ilerlemeleri terse döndürmeyi ve uluslararası bir cevap geliştirmeyi amaçlıyor. Bu önümüzdeki dönemde Latin Amerika’da sınıf mücadelesinin yoğunlaşacağı anlamına geliyor. Venezüela ve Ekvator hükümetleri özellikle endişeye yol açan iki yön ortaya koyarak –doğal kaynakların istihracına yönelme ve toplumsal kesimlerin sınırlı demokratik katılımı– en radikal önermelerinden geri adım atıyorlar. Bolivya’da değişim süreçlerinin doğrudan toplumsal hareketlere dayanan bir radikalleşmesi mevcut.
İlerlemeleriyle ve geri çekilişleriyle tartışılır olsalar dahi, bu süreçler gelişimleri boyunca, ücretlilerin, yerli halkların ve diğer ezilen toplumsal kesimlerin öz-eylemlerinde bir güçlendirmesi ve bu kesimlerin Venezüela, Bolivya ve Ekvator hükümetleri üzerinde daha büyük bir baskısı olmadıkça antikapitalist tutumlara doğru ilerlememe tehlikesi taşıyorlar.
Aynı zamanda, toplumsal hareketlerin radikalleşmesi, özellikle de yerli ve köylü hareketlerinin mücadelesi bu hükümetler üzerinde baskı uyguluyor ve bunun yanısıra doğal kaynakların –toprak, su, biyo-çeşitlilik vb.– korunmasında ve Belem Dünya Sosyal Forumunda Toplumsal Hareketler Meclisi Bildirgesi ile sonuç bildirgesinde kapitalizmi ifşa eden ve devrilmesi için çağrıda bulunan ALBA-TCP’nin [Bizim Amerikamız Halkı İçin Bolivarcı İttifak-Halk Ticaret Anlaşması] yakın tarihli toplantısında ifade edildiği gibi kalkınma modelinde bir değişiklikte açık bir antikapitalist perspektif ortaya koyuyor. Toplumsal hareketlerin ulusal, bölgesel ve uluslararası toplantıları Latin Amerika’da mevcut radikal potansiyele tanıklık ediyor.
Örgütler açısından acil siyasi görevlerden biri işçi denetimini ve halk iktidar organlarının yaratılmasını genelleştirerek kitlelerin öz-eylemlerini teşvik etmektir. Aksi takdirde Venezüela, Bolivya ve Ekvator’da mutlak bir terse dönüş tehlikesi, kapitalizmin şu an için kendisine meydan okunan bu ülkelerde bir sağlamlaşma tehlikesi mevcuttur.
Dördüncü Enternasyonal’in Latin Amerika’daki seksiyon ve gruplarının faaliyetlerinin, bu eğilimleri –bölgede ulusal sorunu ve antiemperyalizmle antikapitalizm arasındaki ilişkileri– hesaba katması ve ALBA’yı oluşturan devletlerle güçlü öz-örgütlenme ve öz-yönetim geçmişine sahip toplumsal hareketler arasındaki karşılıklı ilişkilerle karakterize olan bir sürece müdahale etmek için taktik belirlemesi gerekmektedir. Bu iki güç, zaman zaman birbirine yaklaşmakta, bazen de çelişkiye düşmektedir. Bu, yerli halkların haklarının savunulmasında; protestonun suç haline getirilmesine, özelleştirmelere, doğal kaynakların istihracına yönelinmesine, maçoluğa ve ekonomik ve ekolojik krize karşı birleşik mücadele taleplerini yükseltmek ve böylelikle toplumlarımızda iktidar ve hegemonya üzerine stratejik siyasi tartışmayı teşvik etmek anlamına gelir.
• Bir dizi yükselen kapitalist ülkede veya bir dizi kapitalist restorasyon ürünü ülkede –Çin, Hindistan, Rusya veya eski Doğu Bloğu– küreselleşmenin girdabı yüz milyonlarca insanı proleterleştirme eğiliminde. Ama gelecek yıllarda kilit bir role sahip olacak bu yeni toplumsal güç, kendisini henüz, bu küresel yeniden-düzenlenişin meydan okumasına göğüs gerebilecek kitlesel bağımsız örgütlerle; sendikalar, dernekler, siyasi örgütlerle teçhiz etmiş değil.
• Afrika’nın kaynaklarının kapitalist büyük çok-uluslu-şirketler çıkarına yağmalanması, yerleşik iktidarların suç ortaklığıyla giderek daha da şiddetleniyor. Sahra-altı Afrika’da reel GSYİH’daki son yıllarda süregiden artış, nüfusa bir yarar sağlamayıp yalnızca toplumsal eşitsizlikleri arttırıyor. Yaşam koşullarının gerilemesi karşısında, Gine’deki genel grevler, Togo’daki sokak gösterileri, Güney Afrika’daki kamu emekçileri genel grevi gibi büyük mücadeleler görüldü. 2008 sonundaki gıda krizi çok sayıda gösteriyi ateşledi. Buna karşın, siyasi alternatif yokluğu, bu mücadelelerin başarısını Gine’de ya da Kamerun’da olduğu gibi ağır biçimde baltalıyor. Bu mücadeleler ya Madagaskar’da olduğu gibi popülist burjuva oluşumlara doğru sapıyorlar ya da Nijerya veya Kongo’da (KDC) olduğu gibi dinci ya da daha da kötüsü Kenya ve Güney Afrika’da olduğu gibi etnik milliyetçi ve ırkçı çıkmazlarda yitip gidiyorlar.
Demokratik işçi ve halk örgütlerinin inşası mücadelelerin başarısı için mutlak bir zorunluluk olarak kalmaya devam ediyor.
• Asya’da; Çin’de, Hindistan’da ve Güney Asya ülkelerinin çoğunda kapitalizmin süregiden hızlı gelişimi temel önemde siyasi sorunları da beraberinde getiriyor. Küresel işçi sınıfının yarıya yakını Asya’da yaşıyor ve dünyanın bu bölümünde devrimci partilerin yaratılması ve güçlendirilmesi kritik öneme sahip. Durum bir ülkeden diğerine büyük farklılıklar gösteriyor:
• Çin son derece büyük bir öneme sahip. Onyıllarca süren baskı, Çin’de devrimci bir partinin işe niçin eskinin kötü mirasını kazıyarak başlaması gerektiğini açıklıyor. Uluslararası işçi hareketinin deneyim ve geleneğinin Çin’e taşınması hem devrimci bir partinin hem de uluslararası dayanışmanın yaratılmasını teşvik etmek için gerekli olacak. Dördüncü Enternasyonalin mevcut uluslararası krizin yakın gelecekte beraberinde getireceği toplumsal ve siyasi gelişmelere özel bir dikkat göstermesi gerekecek.
• 2050 yılında nüfusu Çin’inkini aşacak olan, daha hızlı sanayileşmenin işçi sayısını artırdığı ve kırsal kesimde krizin derinleştiği Hindistan’da siyasi durum ve görevlerimiz farklılık göstermektedir. İşçi hareketi çok iyi gelişmiş ve örgütlenmiş olmakla birlikte Stalinist ve Maoist siyasi partilerin hâkimiyeti altındadır. Bizim programımızı savunan devrimci bir partinin inşası bunları toptan yok sayamaz.
• Güney Doğu Asya’da durum çok eşitsizdir. Tayland ve Burma gibi kimi ülkelerde işçi hareketi çok zayıftır. Bu ülkelerde görevimiz çiftçilerin, kadınların ve sendikalar olduğunda işçilerin savunulmasında aktif olan toplumsal hareketlerle daha güçlü bağlar kurmaktır. Endonezya ile Malezya ara bir durumdadır. Yapıcı bir siyasi tartışmaya ve işbirliğine girebileceğimiz bazı küçük devrimci partiler mevcuttur.
• Filipinler’de ve Pakistan’da Dördüncü Enternasyonal [DE], tüm Asya’daki siyasi faaliyetimiz için bir temel oluşturabilecek güçlü örgütlere sahiptir. Bu ülkelerde İslamcı köktencilikle karşı karşıyayız. Afganistan’da Taliban’a ve Filipinler’de Abu Sayaf gibi Müslüman aşırılık yanlılarına, gerici güçler olduklarından karşı çıkıyoruz. Onlarla antiemperyalizm adına herhangi bir anlaşma yapmamız mümkün değil. Endonezya ya da Malezya gibi başka ülkelerde de İslamcı köktencilikle karşı karşıya kalabiliriz ve DE analizini sağlamlaştırmalıdır.
• Sri Lanka’da hükümet LTTE’yi onlarca yıllık savaştan sonra askeri bakımdan yenilgiye uğrattı; ama Tamil sorununun kökteki nedenine henüz gelinmiş değil. Bunun yanısıra, Rajapaksa hükümeti muhaliflerini ve medyayı susturmak için açık ve sert bir baskı uygulamakta. DE’in Tamil halkıyla uluslararası dayanışma kampanyasına katılması gerekecektir. DE, tüm Asya’da etnik grupların ve yerli halkların haklarını savunmakta ve kendi kaderini tayin mücadelelerini desteklemektedir.
• Japonya’da DE’le bağlantılı iki örgütün birleşme süreci sürmektedir. Eylül ayından bu yana iki örgüt birlikte ortak bir dergi çıkarmaktadırlar. İşçi hareketinin güçlü olduğu Güney Kore’de de yeni bir antikapitalist partinin yaratılmasına yönelik olarak farklı güçler arasında yakınlaşma söz konusudur. Bu ülke işçi sınıfı mücadelesinde güçlü bir geleneğe sahip olduğundan Dördüncü Enternayonal bu gelişmeyi yakından takip etmelidir. DE’nin ayrıca, devlet tarafından şu anda baskı altında tutulan devrimci parti militanlarıyla dayanışma kampanyaları düzenlemesi gerekecektir.
3. Kapitalist küreselleşmenin ve güncel krizin dinamiği, geleneksel solun evrim ve gelişme çerçevesini değiştiriyor. Reformist bürokrasilerin manevra alanları hatırı sayılır ölçüde daralmış durumda. Tahakküm altındaki ya da gelişme yolundaki bir dizi ülkede sosyal demokrasi veya eşdeğer güçler, reformsuz reformizmden karşı-reformlu reformizme, sosyal-liberalizme doğru bir evrim geçiriyorlar. Yani, bu güçler, neoliberal ve yeni-muhafazakâr politikaları doğrudan üstleniyorlar. Özellikle kurumsallaşmış STÖ formunda, kadın yardım dernekleri şeklindeki kadın hareketleri de dâhil olmak üzere, sosyal-liberalizmle ya da merkez-solla siyasi ya da kurumsal olarak bağlantılı tüm güçler, işçi hareketinin bu nitel değişimlerine farklı derecelerde sürüklenmekteler ve krizden bir çıkış projesi formüle etmekten acizler. Üstelik Brezilya’da Lula hükümetinin uyguladığı türden, ekolojik krizi ağırlaştıran politikalara da tanık oluyoruz. İşçi hareketinin bir bölümü üzerinde, özellikle seçimler düzeyinde, kontrollerini sürdürdüklerinden bu partilerle çatışmak çok daha zor. Gerçek ve inandırıcı bir siyasi alternatif inşa etmek işte bu nedenle zorunlu.
Geleneksel komünist partiler uzatmalı çöküşlerini sürdürüyorlar. Liberal solun egemen güçlerinin ve kurumsal aygıtların eteklerine yapışarak ya da nostaljik ve kimlik aidiyetçi mevzilere geri çekilerek bunu frenlemeyi deniyorlar. Yunanistan’da Synaspismos örneğinde olduğu gibi antikapitalist güçlerle birlikte toplumsal hareketler inşa etmek isteyen kesimler veya akımlar var olsa bile, bunlar reformist doğalarından ötürü çelişkiler veya parçalanmalar yaşamaya sürükleniyorlar. Aslında, antikapitalist partiler inşa etme kararı bizim radikal, anti-liberal, sol reformist akımların bir rol oynadığını ve seçimlere yönelik bir inandırıcılığa sahip olduklarını inkâr ettiğimiz anlamına gelmiyor. Dolayısıyla bunlar rakipler ve siyasi hasımlar olmaya devam ediyorlar. Bunların mevzilerinin, dönem dönem taktiksel –oy avcılığına yönelik [elektoralist]– sola kaymalarla, sıklıkla liberalizm üzerine işçi sınıfı ve halk kesimleri arasındaki mutabakatın yeniden tesisini amaçlayan sosyal-liberalizmle güçlenmesi mümkün. Bu da bizim önümüze, kadın ve erkek ücretlilerin ihtiyaçlarına cevap verme yeteneğinde bir birleşik cephe saldırısını yaşama geçirme zorlu görevini koyuyor. Biz aynı zamanda (Die Linke örneğinde olduğu gibi) anti-liberal, reformist partilerde içeriden müdahalede bulunma kararını aldığımızda bu partilerin doğası konusunda hiçbir yanılsamaya kapılmıyoruz ve oy avcılığıyla, kurumsalcılıkla ve herhangi bir kapitalizmle uzlaşma çabasıyla savaşan; toplumsal hareketlerle bağlantılı antikapitalist eğilimler inşa ediyoruz.
4. Biz, bu yüzyılın meydan okumasına layık yeni bir sol yaratmak ve işçi hareketini, onun yapılarını, onun sınıf bilincini, onun siyasi ve kültürel düzeyde burjuvaziden bağımsızlığını yeniden inşa etmek için bu yeniden örgütlenmede aktif görev ve sorumluluk almak istiyoruz.
• Anti-kapitalist, enternasyonalist, ekolojist, feminist bir sol;
• Sosyal demokrasiye ve onun hükümetlerine açıkça alternatif bir sol;
• Özyönetimci ve demokratik bir XXI. Yüzyıl sosyalizmi için savaşan ve buna ulaşmak için kendisini tutarlı bir programla teçhiz eden bir sol;
• Bu hedefe ulaşmak için kapitalizmden ve onun mantığından kopmak ve dolayısıyla kendisinden kopmak istenen şeyi yönetmemek gerektiğinin bilincinde bir sol;
• Emekçilerin savaşkanlığını, kadınların, LGBT (Lezbiyen Gey Biseksüel Transseksüel) hareketinin özgürlük ve kurtuluş mücadelelerini ve ekolojist mücadeleleri bütünleştiren toplumsal hareketlerde ve emek dünyasında kök salmış çoğulcu bir sol;
• Stratejisini, emekçilerin kurtuluşu bizzat emekçilerin kendi eserleri olacaktır ilkesine göre proletaryanın ve tüm ezilenlerin öz-örgütlenmesi üzerinde temellendiren kurumsal olmayan bir sol;
• İşçilerin ve halk sınıflarının düşünmesini, karar almasını, kendi kararları temelinde kendisi için işgörmesini teşvik eden, tüm öz-örgütlenmelerini ileriye götüren bir sol;
• Yeni toplumsal kesimleri, Dünya Sosyal Forumları tarafından dile getirilenler gibi yeni izlekleri ve özellikle de, yeniyi eskiyle yapmak mümkün olmadığından yeni nesilleri bünyesine katan bir sol;
• Tahakküme ve savaşa karşı ve halkın kendi kaderini tayini için savaşan ve demokratik bir kitle enternasyonalinin çerçevesini çizen, enternasyonalist ve antiemperyalist bir sol;
• Eleştirel ve devrimci Marksizmin paha biçilmez mirasını feminist, ekososyalist inşalarla ya da Latin Amerika’nın yerli hareketlerinin inşalarıyla birbirine bağlama yeteneğinde bir sol;
• Krize karşı ve emekçilerin ve tüm ezilenlerin hakları, kazanımları ve özlemleri için, en geniş eylem birliği için savaşan bağımsız ve sınıf mücadeleci bir sol.
Bizim mevcut sistemle savaşımızın yeni antikapitalist araçlarının inşası için yönelimimizin ölçütleri ve genel içeriği işte bunlardan oluşur.
5. Dördüncü Enternasyonal’in inşası ile yeni anti-kapitalist partilerin ve yeni uluslararası akımların inşasının sorunları, kendilerini işte bu özlem içerisinde ortaya koyuyorlar. Biz bu özlemi 1992’den beri, yani son iki dünya kongresinde, Enternasyonal’in metinlerinde geliştirilen “Yeni Çağ, Yeni Program, Yeni Parti” üçlemesinde kendi üslubumuzla dile getirmiştik. 2003’teki son dünya kongremizde geniş anti-kapitalist partilerin inşası üzerine yapılan tercihlerin özünü teyit ediyoruz. IV. Enternasyonal bütünsel anlamda yeni bir evreyle karşı karşıyadır. Devrimci Marksist militanlar, çekirdekler, akımlar ve örgütler; emekçilerin bağımsız yeni bir siyasi temsili perspektifinde kararlı biçimde sınıf-temelli bir programın savunulmasında, işçi sınıfının –cins, ırk, ikamet ve çalışma statüsü, yaş, cinsel yönelim bakımından– çeşitliliğini hesaba katan geniş tabanlı, anti-kapitalist, devrimci oluşumların inşası sorununu önlerine koymalıdırlar. Geniş tabanlı antikapitalist partilerin inşası bizim işçi ve sol hareketin içinde bulunduğu krize ve bu hareketin yeniden inşa edilme gereksinimine yanıtımızdır. Bu proje, temelini kitle mücadelelerinden, kitle hareketlerinin ön plana geçirilmesinden ve yeni bir neslin yükselişinden alır. Bu elbette bizim Marksist, ekolojist, feminist, enternasyonalist kimliğimizi ve demokrasi ve doğrudan katılım temelinde yeni bir egemen düzen, yani gerçek bir sosyalist demokrasi yaratmak için kapitalizmi yenilgiye uğratma temel amacımızı ortadan kaldırmaz. Bu, her bir ülke ölçeğinde olduğu kadar uluslararası ölçekte de doğrudur. Sınıflar mücadelesi deneyimi, küresel adalet hareketinin gelişimi, son on yılın direniş mücadeleleri ve savaş-karşıtı seferberlikleri temelinde ve özellikle Brezilya’da PT’nin, İtalya’da Rifondazione Comunista’nın evriminden çıkarılan dersler, Fransız anti-liberal solunun tartışmaları temelinde, devrimci Marksistler son yıllarda, Brezilya’da PSOL’un, İtalya’da Sinistra Critica’nın, Fransa’da NPA’nın, İngiltere’de Respect’in inşasında aktif görev ve sorumluluk aldılar. Bu doğrultuda, Portekiz’de Bloco de Esquarda’nın ve Danimarka’da Kızıl-Yeşil İttifakı’nın inşa deneyimlerini de sürdürdük. Yollar farklı olmakla birlikte ortak hedef, geniş anti-kapitalist partiler hedefidir. Söz konusu olan, yalnızca devrimci akımların aynı-çatı-altında-bir-araya-gelmesi bayat formülünü tekrarlamak değildir. Tutkuyla başarılmak istenen salt devrimci güçlerin ötesinde güçleri aynı-çatı-altında-bir-araya-getirmektir. Devrimci güçler, bu aynı-çatı-altında-bir-araya-gelme sürecinde; ancak açıkça bu anti-kapitalist partileri inşaya yöneldikleri takdirde bir dayanak noktası olabilirler. Dolayısıyla, her bir araya gelme süreci ulusal özgüllükleri ve güç ilişkilerini hesaba kattığından, ortada bir model olmasa da; görevimiz, sosyaldemokrasiden ve merkez-soldan bağımsız geniş anti-kapitalist siyasi güçlerin, sınıf işbirliği hükümetlerine her türlü katılma ve destek politikasını, günümüzde sosyal-demokrasi ya da merkez-solla birlikte hükümet olmayı reddeden oluşumların, Portekiz’deki kürtaj referandumunda olduğu gibi kadın hakları alanında zaferler kazanmanın radikal antikapitalist güçleri güçlendirdiğini kavrayan güçlerin inşasının yollarını araştırmak olmalıdır. Kendimizi işte böylesi bir perspektif temelinde yönlendirmeliyiz. Afrika’daki ve Asya’daki farklılaşma ve yeniden örgütlenme deneyimlerinden öğrendiklerimiz de aynı yönü işaret etmektedir. Buna karşılık, Latin Amerika ülkelerinde geniş tabanlı antikapitalist partilerin inşası, başından itibaren açık seçik sosyalist bir duruşa sahip olmalıdır. Yeni ilerlemeler kaydetmemiz, işte bu karmaşık ve çeşitlilikler gösteren sürecin içinden geçerek mümkün olacaktır.
Böylesine geniş siyasi güçler içinde çalıştığımızda, bu partiler içerisinde kadınların ve LGBT’lerin öz-örgütlenme hakları ve bu öz-örgütlenmelerin partilerin programlarına ve pratiğine yansıması için savaşmak önem taşımaktadır. Bu öz-örgütlenme, oy avcılığı [elektoralizm] ve kurumsallaşma yönündeki baskılara direnmenin bir aracıdır. Çeşitli Latin Amerika ülkelerindeki radikal yeni siyasi oluşumlarda öz-örgütlenme hakkı otoriter, eğilimleri ve 20. Yüzyılın hatalarını tekrar etme ayartıcılığını reddeden aşağıdan bir 21. Yüzyıl sosyalizmi için savaşım açısından önemlidir.
Genel olarak, böylesi geniş güçler içerisinde sosyalizmimizin ayrılmaz bir parçası olarak cinsiyetçilik, ırkçılık, İslamofobi, anti-semitizm, homofobi, transfobi dâhil her türlü önyargının tüm tezahürlerine karşı kolektif ve kararlı bir cevabın zorunluluğu anlayışından yola çıkıyoruz. Aynı zamanda gençlik içinde örgütlenmeye özel bir özen gösterilmesi için; siyah, göçmen, kadın ve LGBT sorunlarının partinin demeçlerine ve gündelik müdahalelerine dâhil edilmesi için ve bir kat daha fazla ezilen yoldaşlarımızın parti önderliğinde ve onun sözcüleri ve adayları arasında temsili için mücadele ediyoruz.
6. Dördüncü Enternasyonal’in inşası ile ulusal, uluslararası, kıtasal ölçekte anti-kapitalist bir aynı-çatı-altında-bir-araya-gelme siyaseti arasındaki ilişkiler sorununu ele almamız gereken çerçeve işte budur. Dördüncü Enternasyonal’in, onu yeni bir uluslararası aynı-çatı-altında-bir-araya-gelme perspektifinde etkin bir araç haline getirmek için nasıl güçlendirileceğini ve dönüştürüleceğini tartışmalıyız. Anti-kapitalist sol konferanslar ya da başka uluslararası konferanslar çerçevesinde, kabul etmek gerekir ki; sonuçları sınırlı kalmakla birlikte, şimdiden yapmaya başladığımız şey de budur. Uluslararası planda, bu siyasi temelde, birçok uluslararası hedef ve güç birliği ve aynı-çatı-altında-bir-araya-gelme konferansında ve girişiminde yer aldık: Portekiz Sol Blok’uyla, Danimarka’daki Kızıl-Yeşil İttifakıyla ve İskoç SSP ile Avrupa Anti-Kapitalist Solu’nun (GACE-EACL) kurulması. İngiliz SWP gibi örgütlerle birlikte çalıştık. Başka partiler –hatta İtalya’daki Rifondazione Comunista ya da Synaspismos gibi şu ya da bu uğrakta “sola” siyasi bir evrim yaşamış sol reformistler– de bu konferanslara katıldılar. Aynı şekilde, Hindistan’da Mumbai’de ya da Porto Alegre ve Belem’de yapılan Dünya Sosyal Forumları sırasında da uluslararası devrimci ve anti-kapitalist örgütler konferansları düzenledik. Bu düzlemde, Lula’nın PT’si ile kopuş sürecinde Brezilya’da PSOL ile dayanışma bağları kurduk. İtalyan yoldaşlarımızın Rifondazione Comunista yönetiminin politikasına anti-kapitalist bir alternatif inşa etme çabalarına destek verdik. Bu birkaç öğe, yaşama geçirmek istediğimiz yönelim tipini gösteriyor. Paris ya da Belem’dekiler gibi bu yıl düzenlenen değişik konferanslar, Avrupa’daki önemli sayıda anti-kapitalist sol örgüt ve akım arasında ortak eylem ve tartışma zorunluluklarıyla mümkünlüklerini gösteriyor. fiimdi, stratejik ve programatik düşünme izlekleri üzerine açık toplantı ve konferans politikasını ve ortak eylem politikasını, uluslararası seferberlik kampanyaları ya da inisiyatifleri boyunca sürdürmek gerekiyor.
7. Dördüncü Enternasyonal ve seksiyonları, bir acil talepler ve aynı zamanda sosyalizme geçiş talepleri programının; emekçilerin ve onların örgütlerinin kitlesel seferberliğini hedefleyen bir birleşik cephe siyasetinin; burjuvaziyle tüm ittifak biçimlerine karşı, ileri kapitalist ülkelerde her türlü enternasyonalizmi terk ederek ya da eşitsizliklere ve cins, ırk, etnik, dinsel ya da cinsel temelli ayrımcılıkla mücadeleyi bir kenara bırakarak sadece devleti ve kapitalist ekonomiyi yöneten hükümetlere her türlü katılıma karşı bir işçi sınıfı birlik ve bağımsızlık siyasetinin savunulmasında, geliştirilmesinde ve hayata geçirilmesinde temel bir rol oynadılar ve hâlâ da oynamak arzusundalar.
Dördüncü Enternasyonal; devrimci Marksist akımın tarihini canlı tutmak, “dünyayı anlamak”, devrimci militanların, akım ya da örgütlerin çözümlemeleriyle deneyimlerini karşılaştırmak ve devrimci temellerde aynı stratejik vizyonu ve aynı geniş birliktelik tercihlerini paylaşan örgütleri, akımları ve militanları aynı çatı altında toplamak açısından işlevsel bir rol oynadı ve oynuyor. “Siyaseti düşünme”ye imkân tanıyan uluslararası bir çerçevenin varlığı, devrimcilerin müdahalesi açısından vazgeçilmez bir kazanımdır. Tutarlı bir enternasyonalizm uluslararası bir çerçeve sorununu ortaya koymalıdır. Ancak, bizzat kendisinin çözümlediği tarihsel nedenlerden ötürü, Dördüncü Enternasyonal gereksinim duyduğumuz yeni kitle enternasyonalini bizzat kendinde temsil etme meşruiyetine sahip değildir. Aynı şekilde, anti-kapitalist güçlerin tek çatı altında toplanmasında ileri bir adım atmak söz konusu olduğunda, bu örgütlerin, özellikle de Avrupa ve Latin Amerika’dakilerin, hangi referansa sahip olursa olsun –muhtelif sabık Morenocu, Lambertistler, SWP veya Troçkizmin başka varyantları– kendisini Dördüncü Enternasyonal’le özdeşleştiren şu ya da bu kümelenmeye bağlanmaları ya da üye olmaları mümkün değildir. Yine de, IV ile tüm bu kümelenmeler arasında, siyasi konum alışların ötesinde çok önemli bir fark olduğunu kaydedelim. IV’ün hanesine artı yazılması gerekecek bu fark; diğer uluslararası kümelenmeler demokratik işleyiş kurallarına ve özellikle de eğilim hakkına saygı göstermeyen “fraksiyon-enternasyonaller”den ya da “fraksiyon-partilere” dayanan eşgüdümlerden ibaretken, bu örgütün seksiyon ve militanların demokratik bir eşgüdümüne dayanmasıdır. Sabık-Maocu ya da sabık-komünist başka akımlarda olduğu gibi, bu uluslararası “Troçkist” akımların tarihsel sınırları, günümüzde yeni uluslararası yakınlaşmaların cisimlenişinde mesafe almayı engellemektedir. Chavez’in bir Beşinci Enternasyonal kurma çağrısı bu enternasyonalin kökenlerine, çerçevesine yani sürdürülebilirliğine [yaşayabilirliğine] dair başka sorunları gündeme getirmektedir. Dördüncü Enternasyonal düzenlenebilecek tartışmalara ve hazırlık toplantılarına katılma arzusunu ifade eder. Böyle bir girişime tarihsel kazanımlarımızla ve yeni bir enternasyonalin ve programatik temellerinin ne olabileceği konusundaki vizyonumuzla katkıda bulunacağız. Sahici bir yeni enternasyonal, ancak ve ancak üyeleri bir programı, toplumda bir müdahale yeteneğini, demokratik ve çoğulcu bir işleyiş biçimini ve aynı şekilde kapitalizmden kopmak için hükümetlerden açık bir bağımsızlığı paylaşırlarsa doğabilir.
fiu andaki güç ilişkileri içinde, bir kitle enternasyonaline doğru ilerlemek için izlenecek politika, daha ziyade, hedef ve güç birliğine, anti-kapitalist ve devrimci kutupların filizlenmesine imkân tanıyacak, temel siyasi sorunlar üzerine açık ve periyodik konferanslar –eylemler, özgül izlekler veya tartışmalar– yolunu takip etmelidir. Bu anlamda, Dördüncü Enternasyonal kendisiyle ortak bir uluslararası durum anlayışını ve yeni uluslararası çerçevelerin inşası özlemini paylaşan devrimci Marksist akım ve/veya grupların önerilerine açıktır.
Gelecek yıllarda oluşabilecek, anti-kapitalist bir alternatif arayışında en kararlı kesimlerin güncel savaşkanlık, deneyim ve bilinç aşamasını ifade eden yeni anti-kapitalist partilerde, yeni bir enternasyonal sorunu kendini ortaya koyuyor ve koyacak. Bu sorunun kendisini bölünme ve parçalanma tehlikesi yaratacak şekilde ideolojik ya da tarihsel tercihler biçiminde ortaya koymaması için tavır alıyoruz ve alacağız. Bu sorun kendisini ikili bir düzlemde ortaya koymalıdır: uluslararası müdahale görevleri üzerinde gerçek siyasi hedef birliği ve çeşitli kökenlerden akımları –muhtelif Troçkistler, liberterler, devrimci sendikacılar, ulusalcı devrimciler, sol reformistler– bir araya getirmesi gereken yeni oluşumların çoğulculuğu. Böylece genel olarak, yeni partilere doğru somut ilerlemeler olduğunda biz geniş anti-kapitalist yeni partinin eğilim ya da akım hakkı ile işlemesini ve bu yeni partilerdeki IV. Enternasyonal yandaşlarının her partinin özgül durumuna göre belirlenecek biçimlerde örgütlenmesini önerdik. Sol Blok’taki Portekizli yoldaşlarımız, Kızıl-Yeşil İttifakındaki Danimarkalı yoldaşlarımız veya PSOL’deki Brezilyalı yoldaşlarımız, IV. Enternasyonal akımı olarak ya da başka siyasi duyarlılıklara sahip eğilimlerle birlikte sınıflar mücadelesi akımları içinde tikel biçimlerde örgütlenmiş durumdalar.
8. Bu hareket içinde ulusal ölçekte partinin inşası ile yeni uluslararası kümelenmelerin inşası arasında senkronizasyon bozukluklarıyla karşı karşıyayız. fiu andaki durumda ya da gelecek yıllarda bir dizi ülkede yeni anti-kapitalist partilerin var olması mümkün, ama yeni bir uluslararası kümelenmenin ya da daha güçlü nedenlere bağlı olarak yeni bir enternasyonalin yükselişi bu aşamada tahayyül edilebilir değil. Yeni bir enternasyonal ancak uzun bir ortak eylemler döneminin; kapitalizmi yıkmak için gereken görevler üzerinde ortak bir anlayışın ürünü olacaktır. Bir uluslararası aynı çatı altında toplanma politikasını olumlamakla birlikte bu, IV’ün tikel sorumluluklarını ve dolayısıyla onun güçlendirilmesi gerekliliğini teyit etmektedir. Biz, bizimle aynı siyasi projeleri paylaşan devrimci örgütler için cazip ve demokratik bir örgütlenme çerçevesini sunabiliriz ve bunu başarmaya çalışıyoruz. Filipinli, Pakistanlı, Rus yoldaşlar işte bu dinamik içinde yer alıyorlar ve yarın örneğin Polonyalı ya da Malili yoldaşlar da bu dinamik içinde yer alabileceklerdir.
9. Biz gerçekten de, bir dizi siyasi akım tarafından da teslim edilen tikel bir role sahibiz. Çeşitli kökenlerden siyasi güçleri aynı hedef doğrultusunda yan yana getirmeye muktedir olan yalnızca biz olabiliriz. Mesela Latin Amerika’da UNT’deki ve Bolivarcı sürecin başka sol akımlarındaki Venezuelalı yoldaşların bize söyledikleri budur. Avrupa’da da GACE/EACL ile ilişkiler ve başka akımlarla kurulan bağlar çerçevesinde durum budur. Dolayısıyla, gelecek dünya kongresi tüm bu güçlerin buluşması için önemli bir adım olmalıdır. Bu kongre bir DE kongresi olacaktır ve bu aşamada herhangi bir örgütsel büyüme olmayacaktır. Yine de biz DE’in yeni enternasyonal kümelenmeler perspektifinde, yakınlaşmaları “kolaylaştırıcı” bir rol oynamasını istiyoruz.
10. Bu nedenle, kendimizi sağlamlaştırmak ve bu rolü oynamak için IV’ün tüm organları; seksiyonlar arasında düzenli Büro toplantılarıyla, uluslararası komitelerle, spesifik konularda çalışma komisyonlarıyla, seyahatlerle ve seksiyonlar arasında görüş alışverişleriyle güçlendirilmelidir. Enternasyonal’in son yıllarda sergilenen faaliyetinin, EPB [Avrupa Politbürosu] toplantılarının ve Latin Amerika seksiyonları arasındaki eşgüdümün düzenli hale getirilip güçlendirilmesiyle pekiştirilmesi gerekir. Her sene otuz kadar örgütün temsiliyle gerçekleşen Uluslararası Komite (CI) toplantıları, uluslararası akımımızın örgütsel sürekliliğini teminat altına almalıdır.
Bir yandan kaynak yokluğu, diğer yandan son dönemde (ulusal örgütlerimiz ve dolayısıyla Enternasyonal üzerinde bir etkiye sahip olmuş olan güçlü bir özerk kadın hareketinin faaliyetindeki gerilemenin sonucu olarak) özellikle yönetim organlarımızda kadın mevcudundaki azalma; aktif bir kadın komisyonunu ve buna tekabül eden bir bölgesel toplantılar ve uluslararası okullar ağını sürdüremediğimiz anlamına geliyor. 2000 yılından bu yana üç kadın semineri ve aynı şekilde her bir Uluslararası Komite’ye katılan kadın yoldaşlar arasında toplantılar düzenlendi. Bunlar sınırlı ve kırılgan olmakla birlikte gerçek bir feminist enternasyonalist perspektifin ayakta tutulmasını sağladılar. Gelecek dönemde, kadın ezilmesinin, bu ezilmeye karşı savaşın ve antikapitalist perspektifte özerk bir kadın hareketinin inşası için mücadelenin stratejik doğasına ilişkin anlayışımızın merkezi yeri göz önünde bulundurulduğunda; bu sorunun bizim önerdiğimiz antikapitalist perspektifin temel bir öğesi olarak geliştirilmesini sağlamak için gerekli kaynakları bulmalıyız. Bu çerçevede, aynı zamanda iç komisyonumuzu güçlendirmeli ve birlikte çalıştığımız insanlara seminerlere ve Enstitümüzdeki okullara katılmayı da içerecek şekilde tartışmalar önermekte aktif olmalıyız.
Bunun yanısıra, sadece yönetim organları ya da aday listelerinde eşitlik ve kotanın benimsenmesinin kadınların siyasi sürece katılımı önündeki engellere yeterli bir cevap sayılamayacağını akılda tutarak, örgütlerimizdeki ve inşa etmekte olduğumuz yeni partilerdeki kadınların tam yerlerini bulmalarını güvence altına almalıyız. Bir eylem planı oluşturan önlemler dizisi 1991 Dünya Kongresinin Pozitif Eylem üzerine kararında sunulmuştu.
Her yıl yaklaşık 500 yoldaşın katılımıyla gerçekleştirilen Gençlik Kampı, genç enternasyonalist kadrolar yetiştirilmesi açısından Avrupa seksiyonlarımızın gençlik çalışmasında merkezi bir yere sahip olmalıdır. Avrupa’daki örgütlerimiz geniş tabanlı antikapitalist oluşumlarda gitgide daha fazla yer aldıkça yoldaşlarımızı; bu geniş tabanlı örgütlerdeki gençleri, kampa ve her Paskalya tatilinde Amsterdam’da düzenlenen hazırlık toplantısına katılmaya davet etmeleri için teşvik ediyoruz. Kamp, aynı zamanda Avrupalı genç yoldaşlar açısından başka kıtalardan yoldaşlarla buluşmak için önemli fırsat oluşturuyor. Avrupa dışındaki örgütlerin, yoldaşları bu kampa göndermek için gösterdikleri çabalar da hayli önemli. Kamp DE’in yegâne düzenli kamusal inisiyatifi olarak, ilişkiler geliştirdiğimiz örgütlerden genç insanların davet edilebilecekleri bir yer işlevi de görmektedir. Bunun bir örneği Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya, Polonya ve Hırvatistan’dan küçük delegasyonların da yer aldığı 2009 yılındaki Yunanistan kampı olmuştur.
Amsterdam eğitim enstitüsü yeni bir ivme yakaladı. fiimdi düzenli biçimde okullar, seminerler düzenlemek ve bunların yönetimi ile düzenlenmesi arasında bir denge sağlamak gerekmektedir. DE, toplantılarını ve enstitüsünü de dışarı açmalıdır. Enstitü yalnızca seksiyonların kadrolarını eğitmek için değil, aynı zamanda çeşitli uluslararası akımlar arasında alışverişlere ve uluslararası deneyimlere katkıda bulunmak için merkezi önemde bir konuma sahiptir. Bir dizi uluslararası uzmana açık olan, iklim değişikliği üzerine seminer iyi bir örnektir. Diğer toplantılar gibi bu da bizim devrimci ve anti-kapitalist akımların önlerine koydukları temel sorunlar üzerine bir programatik inşa potası olmamız gereğine ve bunun mümkünlüğüne işaret etmektedir.
Filipinler’de uluslararası bir okulun olması, Asya’nın dört bir yanından gelen yeni devrimci militan nesillerini yetiştirmek ve onların deneyimlerini paylaşmak için son derece önemli bir araçtır. Pakistan’ın İslamabad kentinde, yakın gelecekte, Güney Asya’da militan yetiştirme ve siyasi tartışmalar düzenleme kapasitemizi artıran yeni bir okul açılacaktır. DE, Uluslararası Araştırma ve Eğitim Enstitüsü’ne [IIRE] Manila’da ve İslamabad’da tam destek vermelidir.
Okullarımız her zaman, ilişkiler geliştirdiğimiz örgütlerden katılım sağlamak için bir fırsat oluşturmuştur. Bu rol, gelecek dönemde IIRE ağı aracılığıyla güçlendirilmeli ve genişletilmelidir.
Özetleyecek olursak, gelecek dönemde ve yeni bir uluslararası gücün ya da yeni bir enternasyonalin inşasını hedefleyen bir yöneliş içerisinde, DE uluslararası çerçeve olarak devrimci Marksistler için temel bir koz oluşturmaktadır.












