Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı “eşcinsellik tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır” açıklaması belli kesimlerden büyük tepki görürken belli kesimlerin ya sessiz kalarak ikrarına ya da şiddetli şekilde onamasına dönüştü. Bu Kavaf’ın ilk potu ya da insana ve bedenine meta olarak baktığının ilk resmi değil elbet. Bu açıklama, memleketteki, muhafazakâr neoliberal demokrat kesim diye adlandırılan güruhun genel zihniyeti.
Tabii Bakan Kavaf gibi düşünen sadece bu kesim değil. Örneğin TSK’nın benzer bir yaklaşım içerisinde olduğunu, Askeri Ceza Kanunu’nda bile eşcinselliğin bir hastalık olarak yer aldığı malum. Zaten bu nedenle ve “hastalık yayılmasın” amacıyla ispatlayabilene askerlik hizmetinin yaptırılmaması söz konusu. Yani meseleye sivil/askeri bürokrasinin bakışı da aynı minvalde.
Hakim sınıfın bu iki kesimi dışında solun büyük kesiminin de ne kadar homofobik olabildiği artık hepimizin bildiği bir konu. Geçtiğimiz aylarda Yürüyüş adlı dergide yazılanların ne kadar seviyesiz sözcüklerle bezendiğine burada değinecek değiliz. Fakat yukarıda söylenilen kesimlerle bu muhafazakâr sol grupların söylemlerinin birbirleriyle ne kadar çok ortak yönü olduğunu belirtmekten de sakınmamak gerekiyor.
O nedenle sol ve LGBTT ya da sol ve homofobi konularının üzerine bugünden yarına –sosyalizm sonrasına bırakmadan- politik bir tavır, söyleyecek söz, proje ve en genel anlamda politika üretebilmek, ama bunu yaparken asıl öznenin kendisinden ayrı bir tavır da takınmadan bunu yapabilmek gerekiyor. Solun diline Stalinizmle pelesenk olmuş olan sosyalizmden sonra yabancılaşma da, kadın sorunu da, ulusal sorun da, ekolojik tahribat da… bitecek gibi anlamsız ve yanlışlığı pratiklerde çıkmış olan bir tutuma bürünmemek en önemli başlangıç noktası bizler için.
Burada Bakan Kavaf’ın açıklamasının detaylarına girmeyeceğiz. Ancak “hastalık” kavramının tedavi edilmesi gereken bir durumu ima ettiği açık. “Tedavi etmek”, devletin kudret sahibi olarak, güç kullanarak “hasta” ilan ettiği insanları bir tedavi etmeye, “iyileştirmeye” soyunması anlamına gelebileceğinden oldukça ürkütücü. Yani “hasta” sayılan birey ve grupları toplumdan soyutlama ve kapamaya kadar gidebilecek bir süreç. Eşcinselliğin bir hastalık olduğuna dair açıklamayı bakanın cahilliğine veremeyeceğimize göre bu sözlerin altında bu baskı ve zorlama mantığının, yani “tedavi/ıslah etmeye” yönelik otoriterizmin yattığı aşikâr.
Bakan Kavaf’ın sözlerini değerlendiren Sağlık Bakanı’nın açıklamaları da aslında düzeltmek isterken berbat etme durumunun bir örneği olarak gazete sayfalarında yer buldu. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, “şu bir gerçek, Türkiye’de eşcinsellik yaşayanlarca zor bir şeydir. Ayrımcılık sebebi olabilir. Toplum insaflı olmak durumundadır. Eşcinsel evliliklerin yapılabileceği konusu bizim toplumumuzun kabul edebileceği bir durum değildir. Çocukların cinsel eğitimlerinin doğru gelişebilmesi için gerekenleri yapmalıyız” demiş. Yani Bakan Kavaf’ın dediklerini kendince düzeltmeye, yumuşatmaya çalışmış ve fakat eşcinsel evliliklere izin ver(e)meyeceklerini, çünkü çocukların cinsel eğitimlerinin “doğru” gelişmesi gerektiğini vurgulamış ve aslında mantıklarının aynı işlediğini belirtmiştir. “Doğru” cinsel eğitim nedir diye sorsak nasıl cevap verecek Sağlık Bakanı merak ettik doğrusu.
Sonuç olarak LGBTT birey ve grupların sorunu sadece devletin ve toplumun olumsuz yaklaşımı üzerine, kendi hak ve özgürlükleri temelinde iken; homofobik kitlelerin sorunu cahillik, korku, zihniyet vs sorunudur. Bizler LGBTT bireylere ancak sosyalizmle gerçekleşecek muhayyel bir özgürlük vaadinde bulunmaktan ziyade onları bu mücadeleyi beraber yükseltmeye ve homofobik olmayan bir sosyalizm yolunda birlikte yürümeye çağırıyoruz.













