SOSYALİST DEMOKRASİ İÇİN YENİYOL

Antikapitalist, Enternasyonalist, Ekososyalist, Feminist

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa LGBTT Lezbiyen/Gey Özgürlüğü ve Sosyalist Hareket - Nurcan Turan

Lezbiyen/Gey Özgürlüğü ve Sosyalist Hareket - Nurcan Turan

e-Posta Yazdır PDF

Dünyanın birçok yerinde “yeni toplumsal hareketler”le birlikte 1960’larda yaygınlaşmaya başlayan ve günümüze kadar önemli kazanımlar elde eden lezbiyen/gey hareketi, Türkiye’de ancak 1990’larda varlık göstermeye başlamıştır.  Eşcinsel hareket, sosyalist sol ve diğer toplumsal muhalif güçler arasında feminizm, ekoloji, anti-militarizm,...vs. gibi diğer hareketlerden daha fazla önyargı ve dışlanmaya maruz kalmış, politik eşcinsel bireyler kendi öz-örgütleri dışında siyasi partiler, sendikalar veya diğer örgütlerde kendilerine yer bulamamışlardır. Solun, cinsel yönelim sorunun ele alırken, maalesef hala geleneksek sağ ahlak anlayışının dışına çıkamadığını; mevcut cinsiyet ve cinsellik tanımlarının, toplumsal, tarihsel-kültürel ve siyasal kurgular, dolayısıyla değişebilir kategoriler olduğunu kavrayamadığını görüyoruz. Cinselliğin, politikanın bir parçası olarak görülmesi, feminizme dair bile “önemli kuşkuları” olan bir sol için, ciddi bir anlayış ve davranış dönüşümü gerektirmektedir.

Eşcinsel yönelim her tür dinsel, etnik, sosyo-kültürel, mesleki ve politik grupta görülen bir olgudur. İnsanlık tarihinin başından itibaren her toplumda büyük baskı ve yok saymaya rağmen varolagelmiştir. Eşcinsellerin büyük şehirlerdeki üç-beş gey ve transeksüelden ibaret olduğu, halkın eşcinsellik gibi “sorunu” olmadığı tamamen bir yanılsamadır. Homofobinin (eşcinsellere ve eşcinselliğe karşı olan öfke ve nefret) ve heteroseksizmin egemen olduğu sendikalarda, partilerde veya herhangi başka bir ortamda ortaya çıkmamaları oralarda varolmadıkları anlamına gelmemektedir. Eşcinseller, elbette, “burjuva sapkınları” olarak değerlendirildikleri veya yok sayıldıkları sosyalist hareket içinde görünmeyeceklerdir. Halihazırda, kadınların ve gençlerin sosyalist ve işçi hareketleri içindeki varlıklarının ve etkinliklerinin de pek içi açıcı bir düzeyde olmadığını da hatırlatmak gerekir.

Bütün kapitalist toplumlarda, lezbiyen, gey, biseksüel ve transeksüeller için hayatın her alanında ezilme ve dışlanma söz konusudur. Be kesimlerin ezilme biçimini ifade eden heteroseksizmin temelleri, tıpkı kadınların maruz kaldığı cinsiyetçiliğin olduğu gibi, bütün bireyleri belirli rollere hapseden ve toplumsal eşitsizlikleri kuşaktan kuşağa aktaran patriarkal aile kurumuna dayanmaktadır.  Kapitalist düzende emeğin yeniden üretimini ücretsiz kadın emeği aracılığıyla en ucuz şekilde sağlayan aile bir norm olarak heteroseksüel, monogam evliliğe dayanır. Sosyal ve ekonomik birçok temel ihtiyacın aile içinde karşılandığı bir düzen devam ettikçe, aile kurumu içinde kendine yer bulamamış veya bulunmayı istemeyen bireyler için hayat çok daha zor olmaktadır. Bütün temel toplumsal hizmetlerin özelleştirildiği, işsizliğin arttığı, iş güvencesinin ortadan kalktığı neoliberal dönemde bireylerin aileye olan bağımlılığı daha da artmaktadır. Aile kurumundan dışlanan eşcinsel bireyler, özellikle transeksüel ve travestiler, emek piyasasından da dışlanarak fuhuş gibi en kirli işleri yapmak durumunda kalmaktadırlar. Aşağılanma, şiddet, cinayet bu kişilerin hayatlarının birer parçasıdır adeta. Eşcinsellerin yaşadığı sistematik şiddet insan hakları ihlali dahi sayılmamaktadır.

Kapitalizm eşcinselliği sadece birtakım ticari alanlara hapsederek bu alanı da bir pazar olarak kullanmaktadır. Eşcinsellerin biraraya gelebildikleri bar, gece kulübü gibi yerlerde insanlar cinselliklerini bir meta olarak sunmak durumunda kalırlar. Lezbiyen/gey hareketleri, 1960’ların sonunda yükselmeye başlamışsa da, eşcinsellerin de yurttaşlık haklarından eşit biçimde yararlanmalarını sağlamak amacıyla 19 yüzyılda ortaya çıkmıştır. 1897 yılında kurulan Alman Bilimsel Yardımlaşma Komitesi, 1914’te kurulan İngiliz Cinsel Psikoloji Araştırmaları Derneği ve diğer “cinsel reform” talebiyle ortaya çıkan örgütler, başlarda sosyal demokrat ve komünist partilerce desteklenmiştir.

Sovyetler Birliği’nde 1920’lerde eşcinsellik “tedavi edilebilecek”  bir hastalık olarak görülüyordu. Stalinizmin yükselişiyle cinsel özgürlüğe ilişkin birçok kazanım kaybedilmiş, eşcinsellik toplum ahlakına ve devlete karşı bir suç ilan edilmiştir. 1933’te kabul edilen ve 1934’te bütün SSCB’de zorunlu hale getirilen bir yasayla erkekler arasındaki cinsel ilişki yasaklanarak bu suçu işleyenlere beş yıllık ağır çalışma cezası getirildi. Bu yasa, 1993 yılına kadar yürürlükte kaldı. Çin’de de 1949 devriminden sonra eşcinsellik, “dejenere batıya özgü” bir olgu olarak tanımlandı ve resmi olarak 1980’lere kadar yok sayıldı.

SSCB ve Çin’in tutumları nedeniyle de, dünyadaki stalinist ve maoist birçok akımda eşcinselliğe karşı önyargılar hakim olmuştur. Fakat 1960’ların sonundan itibaren Batı Avrupa ve Amerika’da eşcinsel hareket, yeni radikal sol hareketlerle birlikte gelişmiştir. Bugün Almanya ve İngiltere’de eşcinseller işçi sendikalarında “eşcinsel işçiler” olarak mücadele etmektedirler. Alternatif küreselleşme hareketi bütün ilerici toplumsal hareketlerle birlikte eşcinsel hareketi de kapsamakta, eşcinsel harekete diğer hareketlerle ilişki kurma imkanı vermektedir. Geçmiş yıllarda eşcinsel hareket, daha çok yasal reformlar için lobi çalışmaları yürütürken bugün küresel adalet, barış, sosyal haklar gibi konular birçok yerde eşcinseller için önemli  mücadele alanlarıdır.

1990’lardan bu yana bazı ülkelerde eşcinsel hareket büyük bir yükselişe geçmiştir. Her yıl yapılan onur yürüyüşlerine Paris, Roma, Berlin, Rio De Janerio gibi şehirlerde yüz binlerce insan katılmaktadır. Rio De Janerio’da geçtiğimiz günlerde yapılan bir gösteriye iki milyon eşcinsel katılmıştır.  Eşcinsel hareket içinde diğer toplumsal sorunlara olan ilgi de ciddi bir biçimde artmış, ABD, Britanya, Fransa, Portekiz gibi ülkelerde Irak savaşına karşı eşcinsel örgütlenmeler ortaya çıkmıştır. Türkiye’de az da olsa kıpırdanma gösteren anti-militarist mücadelenin bir bileşeni de eşcinsel harekettir. Kaos GL ve Lambda gibi örgütler, vicdani retçi Mehmet Tarhan’ın tutuklanmasına karşı son günlerde yapılan eylemlerin büyük destekçileri olmuşlardır.

Bu arada hatırlanması gereken, hareketler içinde soyut ve eşit bireyler olarak varolmadığımız, sınıf, toplumsal cinsiyet ve yaş gibi ayrımlarla zaten bölündüğümüz ve bunlardan kaynaklı eşitsizlikler yaşadığımız gerçeğidir. Bugün biz sosyalistlere düşen öncelikle kendi önyargılarımızla mücadele etmek ve örgütsel yapılarımızı bir çok yönden sorgulamak ve dönüştürmeye çalışmaktır. Bu dönüşüm salt teorik bir çabanın ötesinde  eşcinsel, feminist ve diğer hareketlerle ilişki kurarak siyaset içinde birlikte dönüşmekle mümkün olabilir. Hem eşcinsel özörgütlenmelerini ve onların taleplerini desteklemek hem de kendi örgütlerimiz, partimiz içinde eşcinsel grup ve bireylere kendilerini ifade edebilecekleri araçları sağlamamız gerekir. Kapitalizmde cinsiyetçiliğin oynadığı rolü deşifre ederek cinsiyetçiliğe ve heteroseksizme karşı mücadelenin  işçi sınıfı mücadelesiyle bağlarını kurmak ve faşizme, militarizme, ırkçılığa, sermayenin saldırılarına karşı birleşik bir mücadele örmek zorunluluktur. Bütünsel bir özgürleşme projesi dinsel, kültürel, ekonomik,...vs. gibi bütün iktidar yapılarına ve geleneksel ahlaki kodlara karşı her düzeyde birleşik bir mücadeleyi gerektirir. “Ekonomik” ve “siyasal” ayrımı yapmadan cinsel kurtuluş mücadelesini demokrasi, ekonomik ve sosyal haklar mücadeleleriyle birleştirmek toplumu her yönden kuşatan, yoksullaştırdıkça daha da muhafazakarlaştıran sağ saldırılara karşı durmak adına bir zorunluluktur.

"Halkımızın değerlerine uzak düşmemek” gibi popülist nedenlerle açık ve radikal olmamanın,  Doğu Perinçek gibileri tarafından küfür gibi söylenen “ÖDP eşcinsellerin partisidir” gibi söylemlere “ÖDP bütün ezilenler gibi eşcinsellerin de partisidir” cevabını vermemenin mazereti yoktur. Ya gerçek bir “çok kültürlü, çok kimlikli” ve cinsel farklılıklara saygı gösteren demokratik bir parti olarak kendimizi diğer muhalif güçlerle yeniden üretmek ya da  mevcut krizin devamından başka birşey getirmeyecek olan eski kalıp ve alışkanlıklarımızla yola devam etmek gibi iki seçenekle karşı karşıyayız.

Bu yazı  Gelecek dergisinin 24. sayısında (Haziran-Temmuz 2005) yayımlanmıştır.

 

Yazın Yayıncılık'dan

Mandel'in Marksizm'e Giriş'inin beşinci baskısı, Daniel Bensaid'in, yapıtı tarihsel bağlamına oturtan ve onu bir dizi anahtar sorunla güncelleştiren "Otuzuncu yılında Marksizm'e Giriş'e eleştirel bir giriş" önsözüyle birlikte yayınlanıyor.
Marksizm'e Giriş uzun bir pedagojik deneyimin ürünüdür. İstisnai bir açıklıkla marksist teorinin temellerini -tarihsel materyalizm, marksist ekonomik teori, işçi hareketi tarihi ve işçi hareketinin taktik ve stratejik sorunları- ortaya koyar.
Dolayısıyla içinde yaşadığı toplumu anlamak ve onu değiştirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir eserdir.
Yazar, Ernest Mandel (1923-1995), Frankfurtta doğmuş, 17 yaşında ailesinin sürgün olduğu Belçika'da sosyalist mücadeleye katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı mücadele etmiş, toplama kampına gönderilmiş, oradan kaçmış ve yeniden yakalanmıştır.
XX. yy'ın ikinci yarısının en yenileştirici marksistlerinden biriydi.

 

Karl Marx'ın 1871 Paris Komünü'nü ele alan Fransa'da İç Savaş adlı kitabı, siyasal üçlemesinin son ve zirve yapıtıdır. Fransa-Prusya savaşının ardından kuşatılan Paris'te halk, güneşi fethetmeye cesaret ederek, kısa ömürlü Komün deneyimi ile bugüne kadarki bütün özgürleşim mücadelelerine ışık tutan bir mücadele yürütmüştür. Paris Komünü ve ondan çıkarılacak dersleri içeren bu kitaptaki temel konular yalnızca siyasal analizin vazgeçilmez kurucu unsurlarını vermemekte, aynı zamanda ve esas olarak insanlığın özgürleşmesinin, her türlü baskı ve sömürüden kurtuluşunun, doğrudan demokrasinin hangi temellerde gelişebileceğini göstermektedir.
Michael Löwy'nin önsözü Paris Komünün günceliğini irdelerken, Daniel Bensaid'in Komünden Devlet Devrim'e makalesi ise Paris Komünü'nden Rus Devrimi'ne giden yolda Fransa'da İç Savaş'ın derslerinin izini sürmekte.

Yazın Yayıncılıktan çıkan diğer kitaplar için...


Daniel Bensaid

YENİYOL Son Sayı

Etkinlik Takvimi

Şubat 2012
P P S Ç P C C
29 30 31 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 1 2 3

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

Dosya: Arap Dünyasında Devrimler Çağı

Paylaş

AddThis Social Bookmark Button

SİTE İÇİ ARAMA

Köstebek E-Bülten

http://sdyeniyol.org/kostebek1/kostebek.JPG