Anasayfa LGBTT Sol ve Homofobi - Ecehan Balta
Sol ve Homofobi - Ecehan Balta PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 24 Mayıs 2010 13:32

Her şeyden önce homofobinin hiçbir meşru gerekçesi olamayacağı ama LGBT hareketin solfobik olmak için çeşitli gerekçelerinin olduğunun altını çizerek başlamak gerekiyor.
Solun hiçbir kesiminin feminizasyon sürecini tamamlamış olduğunu iddia etmek doğru olmadığı gibi, homofobiden tamamen arınmış olduğunu söylemek de doğru değil.
Ama bu hem LGBT hem de feministler için bir mücadele alanı olarak durmaya devam ediyor. Hem içerde hem de dışarıda verilmesi gereken bir mücadele bu. Bu bakımdan LGBT’nin özerk mücadelesini, özörörgütlenmesini desteklemek gerekiyor. Ancak kendi örgütlerimizin de, kendimizin de homofobiye karşı mücadele etmesi hedefini küçümsememek lazım.
Homofobiye karşı mücadele LGBT hareketin birincil öznesi olduğu bir mücadele. Ama homofobi nihai olarak cinselliğin politik bir alan olduğunun işareti ve cinsel yönelimi veya toplumsal cinsiyeti yüzünden ezilen, dışlanan, baskıya uğrayan başta kadınlar olmak üzere tüm kategoriler, homofobiye karşı mücadelenin kendileri açısından da birincil çıkarları olduğunu unutmamalı. Feministlerin ve LGBT’nin bu noktada çıkarları ortak. Cinsellik politik bir mesele olduğu sürece, kadın ya da erkek, eşcinsel ya da heteroseksüel olmamızın toplumsal, yasal, ekonomik olarak bir karşılığı olduğu sürece bir toplumsal özgürleşmeden söz etmek mümkün olmayacak. Bu nedenle, bu noktada homofobi karşıtı sola feminist solu da eklemek durumundayız, feminist sol da kendini buraya eklemek durumunda.

Bu noktada hangi LGBT ve hangi sol sorusuna geliyoruz. Şimdilik hangi LGBT sorusunu bir kenara bırakalım. Ama hangi sol sorusuna şöyle bir yanıt vermenin zamanıdır: feminist, özyönetimci, ekolojist, ırkçılık, homofobi karşıtı hatta cinsiyetsiz bir dünya için mücadele eden bir sol. Bu sol her şeyden önce belirli bir özgürlük tahayyülüne dayanır ve eski gelenekçi Stalinist mirası kesinlikle reddeder.

Bu özgürlük tahayyülü, sol ve feministlerin, sol ve LGBT hareketin, sol ve ekolojistlerin birlikte, bir arada hareket etmesini hem mümkün hem de zorunlu kılar. Daha doğrusu, ekolojist olmayan bir feminizm, feminist olmayan bir sol… fikrini reddeder.

Zira bu özgürlük tahayyülüne göre burjuva özgürlük düşüncesinin birleşme değil, ayrışma hakkı anlayışını reddeder. Daha doğrusu ayrışmanın görünürlük için elzem olduğunu düşünür fakat bu ayrışmanın ayrıştırıcı değil, bütünleştirici bir rol oynaması gerektiğini savunur. Çünkü ayrışma, “sınırlanmış bir birey yaratır, hem de kendi kendine sınırlanmış bir birey” (Marx-Yahudi sorunu). Devrimci Marksizm bir özgürleşme felsefesidir ve önemi şurdadır: bugüne kadar yerine bütüncül bir özgürleşme düşüncesi konmamıştır. Özgürleşme de ancak tekil değil, bütüncül ve kolektif olarak gerçekleştirilebilirse anlamlıdır. Biz evde özgür, partimizde özgür, sokakta özgür olmak istemiyoruz. Bunların hepsini birden istiyoruz. Ölme özgürlüğü, kendini satma özgürlüğü, yatak odası denen yerde seks yapma özgürlüğü, yakın arkadaşlarına kendini açma özgürlüğü, kapanma tehdidine rağmen dernek kurma özgürlüğü vs. istemiyoruz.  Biz özgür bir hayat istiyoruz. Bunun da büyük bir adım olsa da yasalar önünde eşitlikle sağlanmayacağını biliyoruz. Toplumsal, siyasal ve ekonomik tam bir özgürleşme dışında, LGBT ya da heteroseksüel olmamızın hiçbir anlamının olmadığı bir hayat dışında, bu özgürlük hayalini gerçekleşmiş saymamız mümkün değil. 

Devrimci Marksist gelenek 1970’li yıllardan itibaren LGBT hareketin içinde ve destekçisi oldu. 1979 ve 2003 yılında Lezbiyen ve Gay özgürlüğü üzerine iki temel metin üretti. 4. Enternasyonelciler ortak deneyimin ürünü olan bu politik metinlerin çizdiği çerçeve dahilinde ve kendi yerel alanlarının özerkliğini de gözeterek tüm dünyada LGBT hareketin aktivistleri olmaya çalışıyorlar.

Bizim kendi LGBT mücadelesi deneyimimizden edindiğimiz bir dizi ders var.  Bu dersleri paylaşıp genelleştirebilirsek biz de kendi üzerimize düşen katkıyı yapmış sayılırız:

1. Cinsellik genel olarak politik bir meseledir. Lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel ve travesti insanların (LGBT) dünyanın her yerinde ezildiği bir gerçektir.
2. LGBT’lerin ve kadınların ezilmesi arasındaki ilişki bizim açımızdan temel bir noktadır ve her iki grubun özgürlük mücadeleleri sonuç olarak birbirine sıkıca bağlıdır.
3. LGBT’lerin özerk hareketlerinin gerekliliğine inanmaktayız. Herhangi bir ezilme özörgütlenme olmadan alt edilemez
4. Lezbiyen/gey mücadelesini ikincilleştirmeden işçi hareketleriyle bağını kurmak için mücadele etmekteyiz.
5. Bu sorun için de enternasyonalist bir yaklaşım gerekmektedir. LGBT’ler, değişik şekillerde olmasına rağmen, dünyanın her yerinde ezilmektedir. Hareketin uluslararası olarak örgütlenmesi ve en çok ezilenlerle dayanışma içinde olması gerekir.
6. Bu görevleri yürütebilmek için kendi evimizi –devrimci solu– düzenlememiz gerekir. Bu da örgütlerimizi birçok yönden dönüştürmemizi gerektirir.

Ama kendimizle de şu temel başlıklar üzerinden uğraşmaya ve kendi kendimizle mücadele etmeye devam etmek durumundayız:  

Sıradan çoğunluğa uzak düşmemek için radikallikten kaçınma,
Sınırlı reform talepleri için düzenlenen kampanyalara katılmakta isteksizlik
Yaşam tarzı ve cinsel özgürlük sorunlarını politik olarak görmeme
Gelişmiş ülkelerde “hemen hemen eşit” olduğumuz fikri,
İşçi hareketi ve diğer özörgütlerle ittifak arayışı içinde olmama,
Mevcut gey-lezbiyen kategorilerinin değişmeyeceği görüşü
Sadece yurttaşlar, cinsel asiler veya soyut insanlar olarak örgütlenmemiz gerektiği görüşü
Toplumsal cinsiyet, sınıf, ırk gibi ayrımların kendi hareketimiz içinde de var olduğunu görmezden gelme.
İç yaşamımızda kendimizi eşit varsayma, pozitif ayrımcılığı ve kurumsallaşmayı reddetme
Hangi kimlikle hareket edeceğine LGBT bireyin yerine karar verme

LGBT ve solun kesişen gündemi:

Bugün iki tür tehdidin yükselişi ile karşı karşıyayız. LGBT’nin ezilmişliğinin özgün temelleri, yani aile yapısının dışında kalma ya da bu yapının içine girmeyi tercih etmeme,  ekonomik krizin LGBT üzerindeki etkisini iki kat artırıyor. Bu nedenle, LGBT krizin bedelini ödemeyeceğiz adı altında tüm dünyada yürütülen irili ufaklı mücadelenin mutlaka bir parçası olmalı.

İkincisi, yükselen köktencilik, aile kurumunu geri çağırma üzerine kurulu. Kriz de bu eğilimi güçlü biçimde besliyor. Cinselliğin temel olarak politize edilme nedeni ailenin kendisi olduğuna göre, köktenciliğe karşı mücadele solun, feministlerin ve LGBT’nin ortak görevi.

Aynı zamanda Batı da dahil olmak üzere sosyal korumanın azalması özellikle zaten marjinalleşmiş ve çoğunlukla işsiz olan LGBT bireylerini tüm yaşam olanaklarını ellerinden alıyor. Bu bakımdan bazı faşist, muhafazakar partilerin hak lütuflarına da temkinli yaklaşmamız gerekiyor.

Bizler, LGBT bireylerin solun hem içinde hem dışında örgütlenmesi gerektiğini, LBGT’nin muhakkak sola çok şey öğreteceğini, solu bütüncül özgürlük tahayyülüne daha da yaklaştıracağını, ama cinsiyetsiz, sınıfsız, sömürüsüz, bir toplumun da ancak bu hareketlerin politik iç içeliği ile, bu politik iç içelik sayesinde gerçekleşebileceğine inanıyoruz.

Ekonomik baskıdan, cinsel egemenlikten ve kişisel bağımlılıktan kurtulduğumuz bir toplum için cinsel özgürlük mücadelesinin, cinsel ayrımcılık biçimlerine ve rızaya dayalı özgür cinsellik üzerindeki bütün engellere karşı savaşmanın yeni ve özgür bir dünya için vazgeçilmez olduğunun altını çiziyoruz.

 

YENİYOL Son Sayı

Avrupa Sosyal Forumu Gazetesi

Köstebek E-Bülten

http://sdyeniyol.org/kostebek1/kostebek.JPG

Yazın Yayıncılık'dan


 

Tarih ve Siyaset Sarkacında - Masis Kürkçügil
Otuz yıllık bir dönemde, siyasetten hareketle tarihe yönelen tartışmaların ürünü olan bu derlemede yer alan Cumhuriyet ve Sosyalizm, Altmışlarda Sosyalist Hareketin Oluşumu, Ermeni Meselesi, Milli Mücadele vb. gibi yazılar, esas olarak özetlenebilir. Dolayısıyla bunlar; bitmiş, tükenmiş, hallolmuş, öğrenilmiş bir tarihe ilişkin olmayıp, yeniden ve yeniden gündeme gelen, bugünü ve geleceği şekillendirmeye yönelik geçmişe ilişkin sorunları, aşağıdan, yeniliklerin umudunu yeşertecek bir kapının aralanmasına yönelik, siyasetle tarih arasındaki sarkaca tutunmaya çalışan yazılardır. Tabii önceleyen tarih değil siyasettir. Dolayısıyla vaki olanın yanı sıra öngörülebilecek olan, ihtimal dahilinde olabilecek olan da bugün ve gelecek için hesaba dahil edilmeye çalışılmıştır.

 

Althusser'e Karşı Marks İçin
Ernest Mandel, Michael Lowy, Daniel Bensaid
"Okuyacağınız denemelerin yazarlarının göstermek istedikleri tam da Althusser'in aşılması gerektiği ve bunun varoluşçu ya da bilimsel tüm çabaya düşman bir Marksizmin tuzağına düşmeden yapılabileceği. Yazarların savundukları bakış açıları her zaman tıpatıp aynı değil, ama girişimdeki derin birlik, çağımıza uyum sağlamış bir devrimci Marksizmin kendini kabul ettirmesi için müzadele etme ortak iradesinde yatıyor. Bunun için hepsi Troçkizmin ve IV. Enternasyonalin kazanımlarından güç alıyorlar. Bunu hazır reçetelere gereksinim duydukları için değil, böylelikle teorik ve politik dakikliği seçtiklerine ikna oldukları için yapıyorlar." -  Jean-Marie Vincent 

Marksist İktisat Teorisi: Çağdaş Kapitalizm ve Kriz
"Güncel krizin temel meselelerinden biri, modern bir antikapitalizmin gerek kuramsal, gerek siyasi açıdan yeniden inşasıdır. Bu krizin kapitalizmin bizatihi temelleriyle ilgili olduğunu ve kapitalizmin, bu sistemin temel toplumsal ilişkileri yeniden tartışma konusu yapılmaksızın içinden çıkılamayacak bir çıkmazda olduğunu göstermek söz konusudur. Mevcut konjonktürde, bu acil ve öncelikli bir görev halini almıştır:
Krizle birlikte, bir yandan barbarlıkla, diğer yandan toplumsal dönüşüm arasında zamana karşı bir yarış başlamıştır; artalanda ekolojik krizin yarattığı tehdit de eklendiğinde, bu seçim daha da hayati bir önem kazanmıştır."