Anasayfa Siyasal Gündem Sosyalistler 'boşluk doldurmak' için siyaset yapmaz –Masis Kürkçügil
Sosyalistler 'boşluk doldurmak' için siyaset yapmaz –Masis Kürkçügil PDF Yazdır e-Posta

 

Aşağıda Birgün gazetesinin 22 Eylül 2007 tarihli nüshasında Masis Kürkçügil ile yapılan bir röportajdan alınmış olan bir bölüm aktarıyoruz. Söyleşiden bir hayli zaman geçmiş olmasına rağmen işaret edilenler maalesef hâlâ geçerlilik taşıdıklarından bu bölümü bir kez daha yayımlamayı uygun gördük.

“Üçüncü cephe” kavramı solda çok tartışıldı geçen dönem. Seçimlerden önce milliyetçiliğin çok yükseldiği ve milliyetçiliğe karşı mücadelenin başat alınması gerektiği yönünde tespitler söz konusuydu. Şimdi seçimlerden sonra bakıyoruz bu tespitleri yapan arkadaşlar milliyetçiliğin öyle güçlü olmadığını görmüş vaziyetteler ve AKP'ye karşı mücadelenin temel alınmasının gerektiğine dair tespitler yapıyorlar. “Üçüncü cephe” kavramı artık bitti mi?

 

Bana göre bir kapitalist cephe vardır, bir de antikapitalist cephe. Sınıflandırmayı böyle yaptığımız takdirde ister bir cephe, ister bir başka cephe diyelim fark etmez. Burada dikkat edilmesi gereken bir husus şudur: Neoliberalizm lafını kullanırken bunu salt bir ekonomik politika olarak algılamamak gerekir. Yani ekonomiyi siyasetten ayırmak gibi tuhaf bir duruma düşüyoruz çoğu zaman. Önce neoliberalizmi mi halledeceğiz yoksa milliyetçiliği mi halledeceğiz gibi garip bir tutum söz konusu olmamalı. Aslında bir boksör gibi, sağlı sollu kombine yumruklar atmamız gerekiyor. Bunları birbirinden ayırt edip bir mücadele yürütmek zaten mümkün değil. Sorunlar iç içe girmiş, biz bir tanesini alalım diyoruz. Halbuki böyle bir mesele yok, böyle bir şey gerçekçi de değil. Bunlar gerçekten birbirini besleyen sorunlar.

Bolivya'da, Venezüella'da büyük gelişmeler olurken ve bu ülkelerdeki gelişmelere dair semboller Filistin'e kadar yayılır ve ezilen kesimlerden anlamlı karşılıklar bulmaya başlamışken biz daha “rahat” olmalıyız. Açık bir sosyalist politika yerine varolduğunu sandığımız bir boşlukta güç biriktirmenin bir sonucu olsaydı bunu zaten CHP çoktan yapardı. Siyaseti böyle yapmak mümkün değil. Kendi kulvarınızı kendiniz açacaksınız. Türkiye sosyalist hareketi maalesef askeri darbeler dönemi de dahil olmak üzere hiç bu kadar dibe vurmamıştı. Dolayısıyla hem ilkeli olan hem sekter olmayan, çoğulcu olan ve mutlaka bir iç demokrasi yaşataraktan yapılacak çok iş var. Kısa vadeli sözde çözümlerle eldeki imkânları da tüketme hakkına kimse sahip değil. Bu bütün sosyalist kesimler için de geçerli ve tabii, ne kadarsa o kadar ama emek dünyasında varolan gücü de zedelemeyecek bir siyasete ihtiyacımız var.

Solda âdettir. Hep seçim sonuçlarına bakılır ve 'eyvah mahvolduk, geriledik' tespitleri yapılır. Ve hemen bunun akabinde 'sol kendini yenilemeli' çağrısı gelir. Birleşme kavramı çok kullanılır. Yine solun bir rönesanstan geçmesi gerektiği öngörülüyor. Gerçekten bu anlamda durum nedir?

Tabii nihai hedefimize, insanlığın kurtuluşuna kadar yenilenme sürekli bir ihtiyacımız. Ama eğer geniş insan yığınlarının içinde, “aşağıdan” bir yenilenme söz konusu değilse mevcudu derleyerek bunu çoğaltmanız mümkün değildir. Seçimlerde çok iyi sonuçlar alabilirsiniz ama seçimler sonrası için bu insanları mücadeleye taşıma imkânı bulunamayabilir. Bunlar yaşanmış olan deneyimlerdir. Fransa çok canlı bir örnek. 1995'ten itibaren Fransa’da sosyal demokrasinin solu açısından çok büyük kitle hareketleri, mücadeleler gerçekleşti. Seçimlerde başarılar da oldu ama bunun, toplumsal hareketliliğin gelişimi açısından ileri bir sonucu olmadı. Dolayısıyla kalıcı olan gündelik mücadelelere katılan insan sayısıdır. Yanlış anlamayın, bu seçimleri küçümsemek için söylenmiş bir şey değildir. Seçimler boyunca en radikal çağrıyı yapabilirsiniz, oyunuz artabilir, ama ertesi gün kendi kendinizle baş başa kalabilirsiniz.

Sorunun ikinci kısmına gelince: Bu yenilenme ile ne kast ediliyor? Türkiye'de birleşilecek bir sosyal demokrasi var mıdır? Böyle bir boşluk doldurmak gerekir mi? Böyle sorular sorulabilir elbette. Ancak önemli olan, gerçek bir yenilenmenin ancak uzun vadeli, kalıcı taban örgütlenmeleri aracılığıyla gerçekleşebileceğini unutmamaktır. Bu örgütlenme ve hareketler, kentteki sorunlara yönelik olabilir, kırsal sorunlara yönelik örgütlenmeler olabilir, gençlik meselesi olabilir, kadın meselesi olabilir, savaş karşıtı hareket olabilir. Bütün bunlardaki çoğalma, buralarda bir genişleme olduğu zaman bu çoğalmanın içindeki bir tartışma ile yenilenme kendiliğinden gelecektir.

Aydınların masa başında yaptığı yenilenme önerilerinin kalıcı olacağı düşüncesinde değiliz. Yaklaşık 20 yıldır, Kuruçeşme sürecinden de daha önce başlamış olan, 12 Eylül'den üç beş sene sonra başlamış olan birlik tartışmaları var. Bunlara katılınabilir, tartışılabilir ama ortada bir durum var. Böylesi bir süreci besleyecek yeni mücadeleler, yeni birikimler olmadı. Onun için de o gün bugündür tırnak içinde sosyalist seçmende bir azalma oldu. Bunu ancak mücadele içinde artırabilirsiniz.

Söz konusu “yenilenme” tartışmasında gündeme gelen soru şu: Nasıl bir sol? Sosyalist değil, ‘sol’ diyorlar. Baştan belli ki, mevcuda uyumlu bir sol düşünülüyor. Ama sosyalist, ekolojist, özgürlükçü, enternasyonalist bir tutumla sistemden gerçek bir kopuşu hedefliyorsanız o zaman zaten bir programınız olur. Ve burada anlaşan insanlar bugün bölünebilirler, yarın beraber olabilirler, bu açık bir perspektiftir. Bizde ise beyanlar söz konusu. Ne için mücadele ettiğimizi yalnızca gündelik sorunlar etrafında, projeler etrafında açıklayamazsınız. Tarihi bir perspektifiniz olması gerekir. Böyle bir perspektifiniz yoksa bugünkü mücadeleye bakışınız da sığ olur.

 

 

YENİYOL Son Sayı

Avrupa Sosyal Forumu Gazetesi

Köstebek E-Bülten

http://sdyeniyol.org/kostebek1/kostebek.JPG

Yazın Yayıncılık'dan


 

Tarih ve Siyaset Sarkacında - Masis Kürkçügil
Otuz yıllık bir dönemde, siyasetten hareketle tarihe yönelen tartışmaların ürünü olan bu derlemede yer alan Cumhuriyet ve Sosyalizm, Altmışlarda Sosyalist Hareketin Oluşumu, Ermeni Meselesi, Milli Mücadele vb. gibi yazılar, esas olarak özetlenebilir. Dolayısıyla bunlar; bitmiş, tükenmiş, hallolmuş, öğrenilmiş bir tarihe ilişkin olmayıp, yeniden ve yeniden gündeme gelen, bugünü ve geleceği şekillendirmeye yönelik geçmişe ilişkin sorunları, aşağıdan, yeniliklerin umudunu yeşertecek bir kapının aralanmasına yönelik, siyasetle tarih arasındaki sarkaca tutunmaya çalışan yazılardır. Tabii önceleyen tarih değil siyasettir. Dolayısıyla vaki olanın yanı sıra öngörülebilecek olan, ihtimal dahilinde olabilecek olan da bugün ve gelecek için hesaba dahil edilmeye çalışılmıştır.

 

Althusser'e Karşı Marks İçin
Ernest Mandel, Michael Lowy, Daniel Bensaid
"Okuyacağınız denemelerin yazarlarının göstermek istedikleri tam da Althusser'in aşılması gerektiği ve bunun varoluşçu ya da bilimsel tüm çabaya düşman bir Marksizmin tuzağına düşmeden yapılabileceği. Yazarların savundukları bakış açıları her zaman tıpatıp aynı değil, ama girişimdeki derin birlik, çağımıza uyum sağlamış bir devrimci Marksizmin kendini kabul ettirmesi için müzadele etme ortak iradesinde yatıyor. Bunun için hepsi Troçkizmin ve IV. Enternasyonalin kazanımlarından güç alıyorlar. Bunu hazır reçetelere gereksinim duydukları için değil, böylelikle teorik ve politik dakikliği seçtiklerine ikna oldukları için yapıyorlar." -  Jean-Marie Vincent 

Marksist İktisat Teorisi: Çağdaş Kapitalizm ve Kriz
"Güncel krizin temel meselelerinden biri, modern bir antikapitalizmin gerek kuramsal, gerek siyasi açıdan yeniden inşasıdır. Bu krizin kapitalizmin bizatihi temelleriyle ilgili olduğunu ve kapitalizmin, bu sistemin temel toplumsal ilişkileri yeniden tartışma konusu yapılmaksızın içinden çıkılamayacak bir çıkmazda olduğunu göstermek söz konusudur. Mevcut konjonktürde, bu acil ve öncelikli bir görev halini almıştır:
Krizle birlikte, bir yandan barbarlıkla, diğer yandan toplumsal dönüşüm arasında zamana karşı bir yarış başlamıştır; artalanda ekolojik krizin yarattığı tehdit de eklendiğinde, bu seçim daha da hayati bir önem kazanmıştır."