SOSYALİST DEMOKRASİ İÇİN YENİYOL

Antikapitalist, Enternasyonalist, Ekososyalist, Feminist

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Siyasal Gündem Hrant'a Merhaba! - Masis Kürkçügil

Hrant'a Merhaba! - Masis Kürkçügil

e-Posta Yazdır PDF

“biz ki sessiz ve yağız”
Hilmi Yavuz

Hadise ağır olduğu kadar derindir. Bir cinayetin anatomisine meraklı olmaktansa, on binlerin mazlum ve madunluklarını böylesine dile getirilişlerine bir anlam verilmelidir. Hadisenin tarihselliği cinayetin şekli şemailinde değil Hrant'ın insanlarda yarattığı umuttadır.

Ölümü ona asla yakıştırmadık, hüznü on binlerin sessizliğinde taşıdık. Artık dünya alem biliyor, bu dünyadan bir Hrant geçti...
Hrant yoksa bizim hayatımızda artık olmayan ne? Yetişme yıllarındaki en yakın dostuyla aynı kaderi paylaşsa hiçlikten herşeyliğe giden yolda aynı yerde mi olurdu?


Malatya'dan çıkmış yola, bir garip delikanlı, onca yoksulluğun içinden aslında kuşağına göre oldukça normal bir hayat kurmuşken (bu normalliğin içinde birçok arkadaşı gibi boylu boyunca girdiği siyaset de olacaktır), yani yaş neredeyse kemale ermişken-erecekken pek de hazırlıklı olmadığı -zaten bu işin mektebi de yoktur- bir alana tam da kişiliğine uygun bir biçimde döt nala dalar. Arada özetlenen neredeyse yirmi yıllık bir ömürdür...
Bu yirmi yıla yalnızca bir aile bağı ve bir sevda veya kardeşlerle birlikte bir ekmek teknesi macerası sığmaz. Silahların konuştuğu kalemlerin sustuğu günlerde okula gider, ancak ilerde onu şekillendirecek olan ne Zooloji ne Felsefe eğitimidir, abur cubur gibi gözüken, her telden okumalardır bunlar.
Bir iki çıraklık denemesini saymazsak bugün konuştuğumuz Hrant, Agos'un Hrantı’dır. Muhakak ki bir başına tasarlamamıştı Agos'u, ama zamanla onunla özdeşleşti; önce Agos vardı, Agos kendine emek veren Hrant'ı yoğurdu ve yeniden şekillendirdi. Ama Hırant olmadan da Agos olmazdı.
Hrant garip bir alet çalıyordu, kendine has, hüzünlü bir sesi vardı tıpkı çok sevdiği duduk gibi... Alet garipti ama kitabına uygun olmasa da erbabının ruhuna sesleniyordu. Hem daralmış bir cemaatin kabuğunu kırmak için cemaatin muhafazakârlığını sarsıyor hem de cemaati daraltan tarihin temeline sesleniyordu.
Özgürlükçü bir tarih bilinci muhakkak ki nesnel gerçeklikten hareketle oluşuturlabilir, ancak bunun için gereken bellek de önemlidir. Bu belleği inşa etmek konusunda temenniler veya giydirmelerin ötesinde, insanları sarsacak ve yeniden yoğuracak felaketleri göğüsleme iradesi olmadan o tarih bilinci hızla kaybolabilir. Tarihin felaketler yumağı olduğunu kimileri çok küçük yaşta devraldıkları acılardan öğrenmek zorunda kalırlar. Orada kalınca bir bilinç oluşmaz, hatta tepkiyle olmadık yerlere de savrulunabilir, yine de zoru başaranlar sıçrayabilirler, farklı bir ufuk edinebilirler. Azınlık olmanın ender avantajlarından biri, yaşadığın dünyayı algılama konusunda radikal yönelimlere, yani meseleleri kökünden ele almaya olan yatkınlık olabilir. 
Hrant'ı uzun bir zaman diliminden sonra, üstelik de bir çoğuna göre hali vakti yerinde bir konumda iken, toplumun süfli kesimlerin hedef tahtası haline gelmesine neden olan bir mücadeleye girmesinin itici gücünü anlamak için onun arayışını anlamak gerekir.

Hırant nasıl Hırant oldu?

Onu uğurlayan onbinler muhakkak ki kimsenin hesap etmediği bir biçimde hadiseyi tarihselleştirmenin yollarında yürüdüler. Aslında Hırant böyle birşeye aday olmamıştı. Agos ile birlikte çıktığı yolda daha önce herhangi bir deneyimi yoktu. Çok basit bir iki ihtiyacın dile getirilmesinin mantıki sonuçları onu adım adım farklı pozisiyonlara sokuyor ve hesapta olmayan ama cahili olmadığı başka meselelerle birlikte yoğruluyordu. Cemaat ile yaşanan toplum arasında küçük bir pencere açmak gibisine çok mütevazı birşey yapmak için yola koyulmuşken açılacak pencerenin duvarının tarihselliği, meydan okuduğu zihniyetin dokusunun katılığı daha derinlemesine bir çalışmayı gerekli kılıyordu. Bunda korkacağı birşey yoktu, ilk gençlik ve yetişme dönemindeki en sevgili dostunun akibetinden direncin ne olduğunu çok iyi biliyordu. Ama yaptığı sınırlı işin neredeyse devletin dibine dinamit koymak  ve hatta kimi zaman ondan beter görülmesini kabullenemiyordu.
Aynı şeyleri söyler gibi gözüktüğü insanlardan onu farklılaştıran hususlardan biri tarzıydı. Tahlil yapıp kollarını kavuşturmuyordu, mutlaka meselenin üzerine üzerine gidip bir çözüm yolu arıyordu. Tıpkı siyasetle ilişkisinde olduğu gibi... Tarz, aslında özneye de gönderme yapıyordu. Telefon defterinde meslektaşları, arkadaşları, diplomatlar bulunuyordu, ama nasıl Ermeni soykırımı meselesinde meclislerin karar almasına karşı çıkarak, burada yaşayan insanların karşılıklı olarak bu meseleyi idrak etmelerini amaçlıyorduysa, siyasette de aşağıdan bir değişimin ancak mümkün ve kalıcı olacağını biliyordu.
Çıktığı alan özü itabarıyla çoğulcu, eşitlikçi, demokratik ve özgürlükçü olmak durumundaydı. Bu köhne dünyanın felaketlerine maruz kalanların kendi dertleri üzerine kapanmak yerine birbirlerinin dertlerine açılmalarının özgürlüştireceğinin bilincindeydi. Rakel'in “sevgiliye mektub”unda insanları sarsan, kucaklayan “sevgi” de bundan ibaretti. Hu çekerek siyaset yaptıklarını veya dertlerine derman aradıklarını sananların haddi hesabı yokken, o sırtındaki ağırlığı başkalarının sırtındaki ağırlıkları paylaşmakla hafifletmeye çalışıyordu. Çoklu bir köprüydü kurduğu meseleler arasında ve buradan o büyük hikâyeye rahatlıkla geçebilirdiniz. Ama büyük hikâyeye geçmek için meselelerin açıklığa kavuşması, her birinin yalnızca dile getirilmesi değil uğruna mücadele edilmesi, deneyimler birikmesi gerekiyordu...

Hrant'ı nasıl bilir miydik,
nasıl bilecek miyiz?

Profesyonel bir siyasetçi, bir yazardan söz etmiyoruz, doğru. Ama ardından on binler yürüdüğüne göre onun da insanların zihin dünyasında, haleti ruhiyesinde azımsanmayacak bir karşılığı vardı/oldu demektir. Hrant “Çarents'in Hikmet'i” adlı yazısında (7 Kasım 1977) içi boş anmaları eleştirir. “Türkiye'de Türkeş MHP kongresinde Nazım'dan ulusalcı dizeler okurken, Ermenilerin sağcıları da  yine Çarents'in ulusalcı söylemlerini kendilerine yorumlayarak, onu anma yardakçılığına ve ikiyüzlülüğüne soyunuyorlar,” der. Çarents için onun satırlarıyla devam edelim: “Çarents için şu günlerde Ermenistan'da ve Diaspora'da yapılan 10. yıl anma toplantıları ikiyüzlülüklerin sergilenmesi açısından çok canlı bir örnek. Sovyet Devrimi'nin komünist şairi Çarents'i de bugün kırpa kırpa nasıl soğana çevirdiler ve onu artık sadece cücük kalmış bir yanıyla, ulusalcı yanıyla anmaya çalışıyorlar. Garip ama gerçek işte... Yanlış adamlar, doğru adamı sahipleniyorlar... Oysa yaşamı boyunca hep devrimci kalmış, sadece devrim sırasında değil, devrim sonrası sosyalist sistemin çökmesine sebep olmuş “bürokratik yozlaşmanın” karşısında, Stalinist diktatörlüğe karşı da bayrak açmış olan bu devrimcinin ulusalcı yanı da devrimci bir öze sahip değil miydi?... bu evrensel, enternasyonlist ozanı bugün sadece bu ulusalcı yönüyle, kendi şoven ulusalcı söylemlerine malzeme yapanların kurnazlığına ne denir?”
Şimdi Hrant'ın anısına da bulaştırılmak istenen “vatanseverlik-yurtseverlik” edebiyatı ile kurnazca onu ehlileştirmeye çalışıyorlar, Nazım Hikmet'in iki mısrasına tahamül edemeyen, tahrif eden solcular da dahil olmak üzere ondan kendi zihniyetlerinin bir doğruluyacısını üretmek niyetindeler. Kimisi tapusunu nereden aldığı belli olmamakla birlikte oraya gelen on binlerin sözde ermeni soykırımına kesinlikle karşı olduğu güvencesini vererek kendini rahatlatıyor. Aydın Engin ve Oral Çalışlar'ın hatırlatmasına rağmen birşeyi anlamak bile istemiyorlar. Beğenirsiniz beğenmezsiniz, o bir devrimciydi, o bir sosyalistti, o bir ermeniydi. Elbette bir insandı, insanlığı da bunların bir bileşimiydi.
Ne iyi ki doğru adamı doğru insanlar da sahipleniyorlar... Onu yalnızca sistemin onu köşeye sıkıştıra sıkıştıra hedef tahtası haline getirmesi, bir kurban olarak sunmasıyla değil tarih bilincimize yaptığı katkılar ve artık kim ne derse desin binlere ve on binlere en azından ulusal önyargılardan arınmış bir dünyada yaşama umudunu gösterme imkanını sağlayan söylemiyle, tarzıyla daha iyi anlıyorlar.

18 Ocak 2008 tarihli Agos gazetesinde yayınlanmıştır.

 

Yazın Yayıncılık'dan

Mandel'in Marksizm'e Giriş'inin beşinci baskısı, Daniel Bensaid'in, yapıtı tarihsel bağlamına oturtan ve onu bir dizi anahtar sorunla güncelleştiren "Otuzuncu yılında Marksizm'e Giriş'e eleştirel bir giriş" önsözüyle birlikte yayınlanıyor.
Marksizm'e Giriş uzun bir pedagojik deneyimin ürünüdür. İstisnai bir açıklıkla marksist teorinin temellerini -tarihsel materyalizm, marksist ekonomik teori, işçi hareketi tarihi ve işçi hareketinin taktik ve stratejik sorunları- ortaya koyar.
Dolayısıyla içinde yaşadığı toplumu anlamak ve onu değiştirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir eserdir.
Yazar, Ernest Mandel (1923-1995), Frankfurtta doğmuş, 17 yaşında ailesinin sürgün olduğu Belçika'da sosyalist mücadeleye katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı mücadele etmiş, toplama kampına gönderilmiş, oradan kaçmış ve yeniden yakalanmıştır.
XX. yy'ın ikinci yarısının en yenileştirici marksistlerinden biriydi.

 

Karl Marx'ın 1871 Paris Komünü'nü ele alan Fransa'da İç Savaş adlı kitabı, siyasal üçlemesinin son ve zirve yapıtıdır. Fransa-Prusya savaşının ardından kuşatılan Paris'te halk, güneşi fethetmeye cesaret ederek, kısa ömürlü Komün deneyimi ile bugüne kadarki bütün özgürleşim mücadelelerine ışık tutan bir mücadele yürütmüştür. Paris Komünü ve ondan çıkarılacak dersleri içeren bu kitaptaki temel konular yalnızca siyasal analizin vazgeçilmez kurucu unsurlarını vermemekte, aynı zamanda ve esas olarak insanlığın özgürleşmesinin, her türlü baskı ve sömürüden kurtuluşunun, doğrudan demokrasinin hangi temellerde gelişebileceğini göstermektedir.
Michael Löwy'nin önsözü Paris Komünün günceliğini irdelerken, Daniel Bensaid'in Komünden Devlet Devrim'e makalesi ise Paris Komünü'nden Rus Devrimi'ne giden yolda Fransa'da İç Savaş'ın derslerinin izini sürmekte.

Yazın Yayıncılıktan çıkan diğer kitaplar için...


Daniel Bensaid

YENİYOL Son Sayı

Etkinlik Takvimi

Şubat 2012
P P S Ç P C C
29 30 31 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 1 2 3

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

Dosya: Arap Dünyasında Devrimler Çağı

Paylaş

AddThis Social Bookmark Button

SİTE İÇİ ARAMA

Köstebek E-Bülten

http://sdyeniyol.org/kostebek1/kostebek.JPG