SOSYALİST DEMOKRASİ İÇİN YENİYOL

Antikapitalist, Enternasyonalist, Ekososyalist, Feminist

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Siyasal Gündem "Tıkır Tıkır" Çalışan Ekonominin 2010 Bütçesi - Barış A. Özden

"Tıkır Tıkır" Çalışan Ekonominin 2010 Bütçesi - Barış A. Özden

e-Posta Yazdır PDF

2010 yılı bütçe tasarısı 25 Aralık günü mecliste fazla gürültü patırtı koparmadan kabul edildi ve yürürlüğe girdi. Zaten 2010-2012 yıllarını kapsayan ve bütçe rakamlarına da temel teşkil eden Orta Vadeli Programa (OVP) ve Mali Plana da fazla ses çıkarmayan meclis muhalefeti, bütçe görüşmelerine de pek rağbet etmedi, oylamada koltukları boş bıraktı. Ama esas ilginç olan ekonominin bir yılı aşkın bir zamandır küçülmesine, bu dönem boyunca bir buçuk milyona yakın insanın işini kaybetmesine ve reel ücretlerin resmi istatistiklerle de tespit edilmiş olduğu gibi hızla gerilemesine rağmen emek örgütlerinin bu sessizliği bozacak bir eylem programı geliştirememesi oldu. Halbuki OVP ve onun uzantısı bir dizi genelge ve rehber, önümüzdeki üç yıllık dönemde makroekonomik göstergelerin olası gelişimini ve uygulaması öngörülen politikalarla beraber bunların nasıl bir “yönetişim modeli” içinde hayata geçirileceğini gösteriyor. Dolayısıyla bütçenin yanı sıra diğer mali ve iktisadi politikalar da siyasi mücadele ve tartışmanın dışına çıkarılmaya çalışılıyor. İşte 2010 bütçesi böyle bir ortam içerisinde yürürlüğe girdi. 

2010 bütçesinin son on yıldır olduğu üzere mali disiplin ilkesi üzerine kurulduğu görülüyor. Sosyal harcamalar ve yatırımlar yerinde sayarken, bütçenin esas yakıcı tarafı gelirler yönünden emekçilerin boğazına daha fazla sarılmayı öngörmesi. 2010 bütçesi bir önceki yıla göre gelirlerde yüzde 18.2 oranında bir artış olmasını hedefliyor. Krizde şirketler zarar göstererek kurumlar vergisi yüklerini biraz daha hafiflettikleri için yeni bütçe, esas olarak emekçilerin ödedikleri gelir vergisine ve KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilere yüklenerek öngörülen bu artışı sağlamaya çalışacak. 

2006 yılında zamanın Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, “küresel rekabete uyum ve yabancı sermaye yatırımlarına uygun ortamın sağlanması” gerekçesiyle kurumlar vergisi oranlarını aşağıya çektiğinden beri zaten zor bela toplam vergi gelirlerinin yüzde 10’ununu bulan kurumlar vergisi payı yıldan yılan düştü. 2010 bütçesinin belki de en gerçekçi tahmini bu verginin toplamdaki payının yüzde 8 gibi gerçekleşeceği. Diğer yandan 13 milyon çalışandan toplanacak gelir vergisinde yüzde 10 oranında artış bekleniyor. Vergi gelirlerinin esas kaynağı ise dolaylı vergiler olacak. Dolaylı vergilerde öngörülen yüzde 23’e varan artış oranı ekonominin canlanmasından ziyade bir dizi mal ve hizmetin fiyatlarının veya bunlar üzerindeki vergilerin artışıyla sağlanacak. Zaten yeni yıla zamlarla girmiştik. Yıl boyunca da elektrik, doğalgaz, telefon, ulaşım ve akaryakıttan başlayarak birçok ürün ve hizmetin fiyatlarında yeni zamlarla karşılaşacağız. 

Bütçenin gözünü diktiği diğer bir gelir kalemi özelleştirmeler. 2009 yılı özelleştirme açısında kesat geçmiş, kamu malı satışlarından ancak 1,2 milyar lira gelir elde edilmişti. Hükümet 2010-2012 yıllarında özelleştirmeden daha fazla gelir sağlamayı planlıyor. Ancak kapitalizmin merkez ülkelerinde krizden etkilenen finans kuruluşları bir bir kamulaştırılırken, diyelim on yıldır gündemde olan Ziraat Bankası’nın özelleştirilmesi ne yolla haklı gösterilebilir, belli değil. Diğer yandan dünya ekonomisinin 2010 yılında en iyi ihtimalle yavaş bir toparlanma evresine gireceği düşünülürse, özelleştirilmesi düşünülen kuruluşlara müşteri bulmak da çok kolay olmayacak. 

2010 bütçesine harcamalar yönünden bakıldığında fazla bir yenilik görülmüyor. Yenilik, bütçede Mali Plana yapılan atıfla önümüzdeki üç yıl için sosyal harcamalara yapılacak olan ödeneklerin belirlenmesi. Yani önümüzdeki üç yıl yasayla ipotek altına alınmış oluyor. Buna göre sağlık harcamalarının milli gelir içindeki payı 2008 yılında yüzde 1.4 iken, 2010-2012 yıllarında sırasıyla yüzde 1.5, 1.4 ve 1.4 oluyor. Benzer biçimde eğitim harcamalarının payı 2008 yılında 3.2 iken, önümüzdeki üç yılda yüzde 3.7, 3.6 ve 3.5 olarak gerçekleşmesi hedefleniyor. Dahası kamu yatırımlarının bütçe içindeki payı önümüzdeki yıldan başlayarak hızla aşağıya çekilecek. 2008 yılında bütçenin yüzde 8.2 olarak gerçekleşen yatırım oranının 2010 yılında yüzde 6.6’ya indirilmesi öngörülüyor. Bu oran 2011 ve 2012 için sırasıyla yüzde 6.1 ve 6.4 olacak. Dolayısıyla hükümetten daha fazla istihdam yaratmasını beklemek de imkansızlaştırılıyor. Kamu çalışanlarının maaşlarına ise bütçede yalnızca yüzde 5 artış öngörülüyor. 

2010  bütçesi hükümetin sosyal sorunlara bakışını çok iyi gösteren bir belge. Bir yanıyla üst üste zamlar ve kamusal harcamalarda büyük kesintiler öngörülürken, diğer taraftan yoksul ve kimsesizlere yönelik yardım harcamalarının rekor düzeylerde artırıldığı görülüyor. Çok göze çarpmayan ama AKP iktidarı süresince hazırlanan bütçeler geriye doğru incelendiğinde fark edilen bir husus, Sosyal Yardımlaşma ve dayanışma Fonu ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) bütçelerinde yıldan yıla yapılan büyük artışlar. Özellikle SHÇEK’in 2005 yılında 297 milyon olan bütçesi 5 yılda yaklaşık dört kat artmıştı. 2010 yılında ise kurumun bütçesi neredeyse katlanarak 2,3 milyara ulaşacak ve İçişleri Bakanlığı bütçesine yaklaşacak. 

Özetle 2010 bütçesi krizin yükünü emekçilerin sırtına daha fazla yükleyen, üstelik sonrasındaki iki yılın kamu bütçelerini de yasal olarak vesayet altına alan bir belge niteliğinde. Bu durum karşısında toplumsal muhalefetin bu kurguyu bozacak daha bütüncül ve radikal talepler ileri sürmesi gerekecek.

 

Yazın Yayıncılık'dan

Mandel'in Marksizm'e Giriş'inin beşinci baskısı, Daniel Bensaid'in, yapıtı tarihsel bağlamına oturtan ve onu bir dizi anahtar sorunla güncelleştiren "Otuzuncu yılında Marksizm'e Giriş'e eleştirel bir giriş" önsözüyle birlikte yayınlanıyor.
Marksizm'e Giriş uzun bir pedagojik deneyimin ürünüdür. İstisnai bir açıklıkla marksist teorinin temellerini -tarihsel materyalizm, marksist ekonomik teori, işçi hareketi tarihi ve işçi hareketinin taktik ve stratejik sorunları- ortaya koyar.
Dolayısıyla içinde yaşadığı toplumu anlamak ve onu değiştirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir eserdir.
Yazar, Ernest Mandel (1923-1995), Frankfurtta doğmuş, 17 yaşında ailesinin sürgün olduğu Belçika'da sosyalist mücadeleye katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı mücadele etmiş, toplama kampına gönderilmiş, oradan kaçmış ve yeniden yakalanmıştır.
XX. yy'ın ikinci yarısının en yenileştirici marksistlerinden biriydi.

 

Karl Marx'ın 1871 Paris Komünü'nü ele alan Fransa'da İç Savaş adlı kitabı, siyasal üçlemesinin son ve zirve yapıtıdır. Fransa-Prusya savaşının ardından kuşatılan Paris'te halk, güneşi fethetmeye cesaret ederek, kısa ömürlü Komün deneyimi ile bugüne kadarki bütün özgürleşim mücadelelerine ışık tutan bir mücadele yürütmüştür. Paris Komünü ve ondan çıkarılacak dersleri içeren bu kitaptaki temel konular yalnızca siyasal analizin vazgeçilmez kurucu unsurlarını vermemekte, aynı zamanda ve esas olarak insanlığın özgürleşmesinin, her türlü baskı ve sömürüden kurtuluşunun, doğrudan demokrasinin hangi temellerde gelişebileceğini göstermektedir.
Michael Löwy'nin önsözü Paris Komünün günceliğini irdelerken, Daniel Bensaid'in Komünden Devlet Devrim'e makalesi ise Paris Komünü'nden Rus Devrimi'ne giden yolda Fransa'da İç Savaş'ın derslerinin izini sürmekte.

Yazın Yayıncılıktan çıkan diğer kitaplar için...


Daniel Bensaid

YENİYOL Son Sayı

Etkinlik Takvimi

Şubat 2012
P P S Ç P C C
29 30 31 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 1 2 3

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

Dosya: Arap Dünyasında Devrimler Çağı

Paylaş

AddThis Social Bookmark Button

SİTE İÇİ ARAMA

Köstebek E-Bülten

http://sdyeniyol.org/kostebek1/kostebek.JPG