SOSYALİST DEMOKRASİ İÇİN YENİYOL

Antikapitalist, Enternasyonalist, Ekososyalist, Feminist

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Siyasal Gündem Seçim Sistemi ve Demokratik Meşruiyet -Yunus Sözen

Seçim Sistemi ve Demokratik Meşruiyet -Yunus Sözen

e-Posta Yazdır PDF

Türkiye birçok defa değişikliğe uğrasa da hâlâ ana hatlarıyla 12 Eylül rejiminin seçim sistemiyle yoluna devam ediyor. Bu seçim sisteminin en belirgin özelliği d’hondt versiyonu bir nisbi seçim sistemini yüzde 10 ülke barajıyla birleştirmesi. Bu oran dünyada uygulananların en yükseği. Türkiye’den sonra bir ara yüzde 7 oranıyla Polonya’da olan ikincilik payesi, o ülkenin de oranı düşürmesiyle, yüzde 5 baraj uygulayan ülkelerde kalıyor (Ayrıca Türkiye’deki bu yüksek barajı daha da aşılmaz kılan seçim ittifakları önündeki engelleri de unutmamak gerekir).

Ne temsiliyet ne hesap verebilirlik

İlk olarak siyaset bilimi ve demokrasi teorisinin gözünden nasıl bu seçim sisteminin Türkiye siyasal sistemini demokratik meşruiyetten yoksun bıraktığından bahsetmekte yarar var. Seçim sistemleri temelde ikiye ayrılırlar. Nisbi (oransal) sistemler ve çoğunlukçu sistemler. Parlementer sistemin uygulandığı ülkelerde bu iki genel kategorinin altındaki seçim sistemleri sistemin meşruiyetini iki değişik demokratik ilke yoluyla sağlarlar. Nisbi sistemler, temsilde adalet ilkesini harekete geçirerek, o ülkedeki her türlü sesin ve çıkarın parlamentoda temsilini sağlayarak halkın yönetimde temsil edildiği fikrini canlı tutar. Öte yandan çoğunlukçu sistemler en yaygın kullanılan biçimiyle (dar bölge çoğunluk) her seçim bölgesinden bir sandalye yollayarak temsilde adalet ilkesini büyük partiler yararına ciddi şekilde yaralasa da, bölgenin milletvekillerinin seçmenleriyle bağlarını sıkılaştırarak, temsilcilerin halka hesap vermelerini, halk tarafından sorumlu tutulmalarını kolaylaştırır.

Kısaca, eğer nispi sistemler temsiliyet yoluyla halkın yöneticilerle ilişkisini kuruyorsa, dar bölge çoğunluk sistemi de hesap verebilirlik yoluyla bu ilişkiyi kurar. Modern siyasal demokrasilerin meşruiyet temellerinin de halkın yönetimde etkisi olduğu fikri olduğunu da göz önünde tutarsak, bu iki sistemin bu etkiyi bu iki değişik ilke yoluyla elde ettiklerinden bahsedilebilir. Bu iki demokratik meşruiyet sağlayan ilkenin (temsiliyet ve hesap verebilirlik) birisinden fedakârlık etmeden diğerini elde etmenin çok zor olduğunu belirtmek gerekir. Zaten karma seçim sistemleri de biraz temsiliyet biraz hesap verebilirlik sağlayan seçim sistemleridir.

Bunun dışında bu iki seçim sistemi arasında hükümet kurmak konusunda da bir karşıtlık bulunur. Dar bölge çoğunluk sistemleri, büyük partilerin yararına temsilde adaleti bozduğu için tek parti hükümeti kurulmasını (yönetimde istikrar) kolaylaştırır ve hükümetlerin daha hızlı bir şekilde işlerini yürütmesine yardımcı olur; nisbi sistemler ise koalisyonlara açık bir sistemi kolaylaştırarak bir yandan sistemi yavaşlatır öte yandan da değişik partileri müzakere ve işbirliğine zorlayarak daha geniş bir konsensüs ile karar alınmasını sağlarlar.

Peki bu bilgiler ışığında Türkiye’nin 12 Eylül yadigarı, AKP de dahil bütün iktidarlarının aşık olduğu çok yüksek ülke barajlı sisteminin sorunu nedir? Hem tek parti hükümeti (yönetimde istikrar) isteyip, hem nisbi temsilden vazgeçmediği için, nisbi temsil sistemini ucubeye çevirerek demokratik meşruiyet kaynaklarının tamamını kurutması. Bir başka değişle, temsiliyet ilkesinden vazgeçerken, hesap verebilirlik ilkesinden de kazanmaması. Çünkü Türkiye’de seçim sistemi yüzünden yöneticilerle seçmenler arasındaki ilişki ne temsiliyet yoluyla kurulabiliyor ne de hesap verebilirlik. Somut olarak ifade etmek gerekirse, her seçimde milyonlarca seçmenin oyu temsiliyet fikrini bütün halkın gözü önünde darmadağın ederek sandalyeye dönüşemezken (aslında örneğin d’hondt gibi hesap yöntemleri ya da seçim bölgelerinin dar olması da büyük partileri kayırır ama yüzde 10 barajını geçemeyen partilerin oyları gibi göz göre göre olmaz) bir yandan da örneğin İstanbul 1. bölgeden seçilen 24 milletvekilinin o bölgenin seçmenleriyle ilişkisi de çok zayıf kalıyor ve vekilin sorumlu tutulma ve hesap verme ihtimali de kalmıyor.

Baraj gölgesinde anayasal değişiklik

Bu adaletsiz ve demokratik meşruiyet kaynaklarını sarsan seçim sisteminin, şu anda gündemin en önemli konusu olan anayasal sistemin tümüne yaptığı etkiyi de unutmamak gerekir. Örneğin Anayasa mahkemesi üyelerinin bir kısmının meclis yoluyla seçilmesi (başka bir yazı konusu olmakla birlikte yollayanın meclisin tamamı olduğunu mecliste çoğunluğu olan parti olmadığını da belirtelim) demokratik ülkelerde uygulanan bir pratik ama bu şekilde seçilmiş bir meclis bu demokratik pratiği meclisin yapısını adaletsiz kılarak daha otoriter bir hale sokuyor. Yani herhangi bir AB ülkesinin pratiğini alıp uygulamak yetmez, yüzde 10 barajlı nisbi sistem durdukça pratiğin alındığı ülkede demokratik olan bir pratik/düzenleme Türkiye’de otoriter bir hal alabilir.

Çarpık seçim sisteminin değiştirilememe nedenlerine gelince;

Peki bu sistemin demokratik meşruiyet kaynaklarını kurutan, sistemin tamamına otoriter etkileri olan seçim sistemi neden bir türlü değiştirilemez? Aslında bu sorunun cevabını  güçlü olan (kim olursa olsun) siyasal aktörlerin çıkarlarında aramak gerekir. Çünkü seçim sistemi de diğer birçok 12 Eylül kurumu gibi o günün siyasal gücü elinde bulunduran aktörlerinin çıkarlarına hizmet ederek sürekli kendini yeniden üretiyor (YÖK atamaları, Rektör seçimleri, HSYKda adalet bakanının gücü gibi). Bu seçim sistemi barajı geçen partilere çok ciddi bir şekilde yarar sağladığı için, barajı geçme beklentisi olan partiler oy oranlarından fazla temsillerine izin verecek bu sistemi değiştirmek istemiyorlar. O halde bu sistemi demokratik yolla değiştirmenin tek koşulu, seçimden önce parlamentodaki çoğunluğu temsil eden parti veya partilerin bir sonraki seçimde barajı geçemeyeceklerine dair ciddi bir inançlarının oluşması. Bu inancı oluşturacak sinyal genel seçimden önceye rastlayan bir yerel seçimdeki ciddi başarısızlıkla ya da kamuoyu araştırmalarıyla alınabilir. Bu şekilde düşünürsek 2002 seçimlerinden önceki durumun bu berbat seçim sistemini değiştirmek için bir kaçırılmış bir fırsat olduğunu görebiliriz. DSP, ANAP ve Saadet Partisi’nin seçim barajına çok uzak oldukları bir ortamda o mecliste bu sistemi değiştirecek bir çoğunluk bulunamaması ancak ya DYP ve MHP’nin daha sonradan yanlış olduğu ortaya çıkan barajı geçecekleri beklentisi içinde olmaları ya da genel bir basiretsizlik (irrasyonel davranış) ile açıklanabilir. Bugünkü koşullarda ise kamuoyu araştırmalarında halen birinci parti olduğu belli olan Türkiye’nin yeni otoriter muktedirlerinden bu değişikliği beklemek yanlış olur.

Ne yapmalı?

Bu koşullarda demokratik muhalefetin yapması gereken, bu konu üzerinden ideolojik mücadele vermek. Örneğin, başbakanımızın ‘milli iradenin tecelligahi’ diye adlandirdiği, ona gücünü veren meclisin, bırakın milli iradeyi yansıtmayı, demokratik meşruiyetin bazı en basit kaynaklarından bile yoksun bir şekilde oluşturulduğu, muhalefet tarafından merkeze oturtulabilir. Ya da bu koşullarda reform diye piyasaya sürülen her türlü anayasal değişikliğin, seçim sistemi değişmeden, her zaman 12 Eylül rejimini daha da derinleştirme ihtimali muhalefet tarafından vurgulanarak demokrasi teriminin AKP’nin ideolojik hegemonyasından çıkmasına yardımcı olunabilir. Hatta uzak bir umut olmasına rağmen, belki bu çeşit bir muhalif demokrasi vurgusu, zaman içinde Türkiye’de yanlış olarak liberal diye adlandırılan AKP ehven-i şerdir cephesinin (hegemonik neo-muhafazakâr söylemin ideologlarının  seküler yaşam tarzını benimsemiş olanları) bir kısmının ezberlerinden şüphe etmelerine yol açarak iktidarın ideolojik mücadelede asker kaybetmesini sağlayabilir. Sonuçta, Türkiye’nin bugünkü koşullarında ehven-i şer, serlerin en kötüsü. Çünkü ehven-i şer üzerinden güçlüye verilen destek kişinin tahayyül dünyasını kısıtlayıp, iktidarın gücünün dışında bir ilke ile düşünme yeteneği bırakmadığı için, onu otoriterliğini her geçen gün daha da derinleştiren iktidarın gönüllü askeri yapıyor.

(Bu yazı Birgün gazetesinin 18 Nisan 2010 tarihli nüshasında yayımlanmıştır)

 

Yazın Yayıncılık'dan

Mandel'in Marksizm'e Giriş'inin beşinci baskısı, Daniel Bensaid'in, yapıtı tarihsel bağlamına oturtan ve onu bir dizi anahtar sorunla güncelleştiren "Otuzuncu yılında Marksizm'e Giriş'e eleştirel bir giriş" önsözüyle birlikte yayınlanıyor.
Marksizm'e Giriş uzun bir pedagojik deneyimin ürünüdür. İstisnai bir açıklıkla marksist teorinin temellerini -tarihsel materyalizm, marksist ekonomik teori, işçi hareketi tarihi ve işçi hareketinin taktik ve stratejik sorunları- ortaya koyar.
Dolayısıyla içinde yaşadığı toplumu anlamak ve onu değiştirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir eserdir.
Yazar, Ernest Mandel (1923-1995), Frankfurtta doğmuş, 17 yaşında ailesinin sürgün olduğu Belçika'da sosyalist mücadeleye katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı mücadele etmiş, toplama kampına gönderilmiş, oradan kaçmış ve yeniden yakalanmıştır.
XX. yy'ın ikinci yarısının en yenileştirici marksistlerinden biriydi.

 

Karl Marx'ın 1871 Paris Komünü'nü ele alan Fransa'da İç Savaş adlı kitabı, siyasal üçlemesinin son ve zirve yapıtıdır. Fransa-Prusya savaşının ardından kuşatılan Paris'te halk, güneşi fethetmeye cesaret ederek, kısa ömürlü Komün deneyimi ile bugüne kadarki bütün özgürleşim mücadelelerine ışık tutan bir mücadele yürütmüştür. Paris Komünü ve ondan çıkarılacak dersleri içeren bu kitaptaki temel konular yalnızca siyasal analizin vazgeçilmez kurucu unsurlarını vermemekte, aynı zamanda ve esas olarak insanlığın özgürleşmesinin, her türlü baskı ve sömürüden kurtuluşunun, doğrudan demokrasinin hangi temellerde gelişebileceğini göstermektedir.
Michael Löwy'nin önsözü Paris Komünün günceliğini irdelerken, Daniel Bensaid'in Komünden Devlet Devrim'e makalesi ise Paris Komünü'nden Rus Devrimi'ne giden yolda Fransa'da İç Savaş'ın derslerinin izini sürmekte.

Yazın Yayıncılıktan çıkan diğer kitaplar için...


Daniel Bensaid

YENİYOL Son Sayı

Etkinlik Takvimi

Şubat 2012
P P S Ç P C C
29 30 31 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 1 2 3

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

Dosya: Arap Dünyasında Devrimler Çağı

Paylaş

AddThis Social Bookmark Button

SİTE İÇİ ARAMA

Köstebek E-Bülten

http://sdyeniyol.org/kostebek1/kostebek.JPG