SOSYALİST DEMOKRASİ İÇİN YENİYOL

Antikapitalist, Enternasyonalist, Ekososyalist, Feminist

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Siyasal Gündem Liberal Sol’un Örtük Stalinizmi - U. Uraz AYDIN

Liberal Sol’un Örtük Stalinizmi - U. Uraz AYDIN

e-Posta Yazdır PDF

 

Liberal-demokrat pozisyonu bugün işgal edenlerin referanduma ilişkin tutumlarını sınıf temelli analizlerle anlamlandırmaya girişmesi daha bir asap bozucu oluyor sanki. Ahmet Altan’ın, Etyen Mahçupyan’ın hele hele Rasim Ozan Kütahyalı’nın değerlendirmelerine sinirlenip kızabilirsiniz ya da, daha mantıklısı, gülüp geçersiniz (yumurta veya boya atmayı akılcı bir tercih olarak görmediğimi geçerken belirteyim). Yollarımızın kesişmediği, başka bir dil içerisinden konuşan, farklı bir toplum tasavvuruna sahip, başka bir trenin yolcularılar nihayetinde.

 

Fakat “Evet’in tarihsel gerekçelerini değerlendirirken Ömer Laçiner “burjuvazi ile ‘devlet’ arasındaki asırlık mücadelenin bitiş noktası”ndan, “AKP şahsında” mücadele eden “otantik Türkiye burjuvazisi”nden söz ediyorsa ciddiye alıp tartışmak gerekir (Radikal İki, 5/9/2010). Bu, Laçiner’in AKP iktidarını ilk tarihselleştirme girişimi değil. Daha öncesinde 2002 seçimlerinin sonuçları Birikim dergisinde “muhafazakar demokratik devrimin” tamamlanması olarak selamlanmıştı (no. 163-164, Kasım-Aralık 2002). 2007 seçimlerinin ardından kaleme aldığı “Şimdi Alternatif Zamanı” başlıklı yazıda ise “otantik Türkiye burjuvazisinin nihai zaferi”nin elde edildiği, bir “postmodern burjuva demokratik devrimi” gerçekliği ile karşı karşıya olduğumuz tespiti yapılır. Böylece şimdiye kadar kapitalizmi, devleti ve “bildik demokrasiyi” aşacak bir alternatifi tasavvur etmenin koşulları yokken bu artık mümkün hale gelmiştir (Birikim, no.220-221). Kısacası, Laçiner “start” vermişti, burjuva devrimi tamamlandığına göre artık sosyalist hedefler için mücadeleye girişilebilirdi.

Son yazısında ise kendisine karşı tertiplenen darbe girişimlerine ve maruz kaldığı “hukuksal şiddet” karşısında fiziki şiddete ve zora başvurmadığı için, “örneğin elindeki polis gücüyle uygulayabileceği işkence yöntemlerine” yönelmediğinden AKP, “burjuva form ve içeriğindeki uygar/sivil ‘güç’” olarak değerlendiriliyor. Sosyalizm ise “uygarlaşma sürecimizde ileri bir aşama” olma iddiasının taşıyıcısı olarak tanımlandığına göre sosyalist hareketin önündeki görevler de, 2002’den beri ilan edilmesine rağmen tamamlanmak bilmeyen demokratik devrimin en son, nihai, bitiş aşamasına katkıda bulunmak üzere oyunu vermek, sonrasında da yüz yıllık şiddet pratikleri ve diliyle örülü geleneğinden kurtulup uygar değerleri daha da zenginleştirmek oluyor.

Arkaik devlet ve arkaik devrimcilerin şiddet geleneği karşısına uygar bir güç olarak AKP’nin konulması argümanını tartışmaya fazla yer ayırmanın gerekli olduğu kanısında değilim. Bol sayıda örnek arasından 2007-2009 1 Mayıs görüntülerini aklımıza getirmek yeterli. O görüntüler ki, Ahmet Altan’dan Murat Belge’ye Ali Bayramoğlu’ndan Ahmet İnsel’e, AKP’nin “12 Eylülcülüğünün”, bir “devlet partisi” haline gelmesinin, “ceberut devlet geleneğinin” bir parçası olmasının göstergeleri olarak yorumlanmıştı.

Eleştiriyi hak eden başka bir dizi nokta arasında (“zayıf burjuvazi” tezi, sosyalizm ve “maddi çıkarlar” meselesi) beni asıl ilgilendiren ve üzerinde durmak istediğim nokta, Laçiner’in tarihi, geçilmesi zorunlu aşamalara bölünmüş çizgisel-mekanik bir ilerleyiş olarak okuma konusundaki ısrarı. Esasında, bu tarih okuması tüm bir 20. yüzyıl boyunca, Laçiner’in kendisini dikkatle ayrıştırmaya çalıştığı, II. ve III. Enternasyonalleri kapsayan sosyalist geleneğe hâkim olmuştur. Örneğin, 1905 devrimi sırasında Menşeviklerle Bolşevikler işçi sınıfının burjuvaziyle mi yoksa köylülükle mi ittifak yapması gerektiği konusunda ayrışsa da her iki akımın da paylaştığı ortak kanı bunun her halükarda bir demokratik devrim çerçevesini aşmayacağıydı. Fakat Ekim devriminin gösterdiği gibi, burjuvazi artık bir demokratik devrim gerçekleştirecek konumda değildi, demokratik bir devrimin gereklilikleri de ancak emekçi sınıfların kapitalizmi tasfiye etmeye dönük bir hamlesiyle yerine getirilebilirdi. Nisan Tezleri’yle Lenin ve sürekli devrim kuramı ve eşitsiz ve bileşik gelişme yasasıyla Troçki bir anlamda bu tarih okumasından stratejik düzeyde bir kopuş gerçekleştirse de, bu iki şahsın görüşleri çok kısa bir zaman boyunca hâkimiyet kurabilmiştir (1917-1924). Rus Marksizminin dışında ise bu türden bir okumayı sorunsallaştıran teorisyenler ve düşünürlerin içinde R. Luksemburg, Jose Carlos Mariategui, K. Korsch, A. Gramsci, G. Lukacs ve, kaçınılmaz olarak, Walter Benjamin’i sayabiliriz.

Fakat bu ilerlemeci tarih kavrayışının somut düzeyde en ağır sonuçları Stalinist Komintern ‘in yöneticileri tarafından “aşamalı devrim” kuramının şekillendirilmesi ve uygulanması sonucunda oluşur. Bu doktrin bağımlı ülkelerin, sömürge ve yarı sömürgelerin önündeki tarihsel aşamanın burjuva demokratik devrimi olduğunu ve dolayısıyla bu ülkelerin komünist partilerinin “ilerici” burjuvaziyle (ve kimi zaman onun en radikal kanadı addedilen orduyla) ittifak yapması gerektiğini ileri sürer. Öncelikle 1925-1927 İkinci Çin Devrimi sırasında Çin KP’sinin Komintang’la ittifak kurması şeklinde uygulanan bu doktrin, “halk cephesi” veya “dört sınıf bloku” adı altında çeşitli ülkelerdeki ittifak stratejilerini de belirler. Burjuvazinin ilerici kanadına duyulan bu güvenin her seferinde işçi hareketi ve sosyalist hareket için ağır bir yenilgiyle ve kitle katliamlarıyla sonuçlandığını eklemeye gerek yok. Çin’in dışında İspanya 1936, Endonezya 1965 ve Şili 1973 bu konuda verilebilecek en dramatik örneklerdir.

Tabii işin bir diğer paradoksal boyutu, Laçiner tarafından savunulan bu aşamalı tarih anlayışının, demokratik aşamaya yüklenen anlam ve ittifak kurulacak özneler farklı olsa dahi, tam da Milli Demokratik Devrim anlayışından bugünlere kadar uzanan, Kemalist cumhuriyeti meşru bir aşama olarak kutsayan ulusal solla da aynı metodolojik eksene oturmasıdır. Dolayısıyla Birikim’in son sayısında, “ilericilik” ve “gericilik” yaklaşımından ötürü Türkiye solunun pozitivistliğini eleştirirken kendisinin ve genel olarak liberal sol pozisyonun bundan azade olmadığını göremiyor.

Liberal solun (muhafazakâr gelenekten devşirme) tarih okuması, bilindiği gibi Osmanlı İmparatorluğu’ndan devralınan ve Batı’nın tarihsel gelişiminin aksine özerk ve güçlü bir sivil toplumun –ve dolayısıyla, “otantik” bir burjuvazinin– şekillenmesini engellemiş olan otoriter bir “güçlü devlet geleneği”nin varlığı üzerine kuruludur. Bu çerçevede sosyalizmi ilgilendiren meselelere geçmeden önce, Türkiye toplumunun ve devletinin Tarih’in “normal” güzergâhına katılması, Batılı anlamda bir demokratik uygarlık seviyesine ulaşması, Murat Belge’nin deyişiyle “sağlıklı dünya”nın bir parçası haline gelmelidir.

Tarih’in her daim daha fazla özgürlüğe, daha fazla demokrasiye, daha “uygar” bir yöne ilerlediği, bizzat bu ilerleyişin kendisinin bir “norm” olduğu ön kabulüyle çevrenize baktığınızda, dünyanın sıhhati konusunda olumlu teşhisler koymak mümkün olabilir. Yorum yapamayız, demek ki oradan öyle görülüyor. Fakat ezilenlerin geleneğinin bize öğrettiği, esas “normun”, içinde yaşadığımız “olağanüstü hâl” olduğudur; “ekonomik gelişme”nin sermaye birikimi tanrısına sunulan adaklarla beslendiğidir; egemenlerin uygarlık gördüğü yerde, ardında yatan barbarlığı teşhir etme zorunluluğudur.

Hele bugün, dünya çapında üç krizin, neoliberal kapitalizmin krizinin, gıda krizinin ve ekolojik krizin iç içe geçerek, insanlığı bir medeniyet kriziyle karşı karşıya bıraktığı koşullarda, ilerlemeci tarih anlayışını ve aşamalı devrim perspektifini savunuyor olmak, olsa olsa dikkafalı bir iyimserlikle açıklanabilir. Katılacak bir “sağlıklı dünya” kalmadı! Bu nedenle, sosyalist değerlerin dünya çapında hakim olması, ve hatta üzerinde yaşanılabilir bir dünyanın kalması gibi bir hedefimiz varsa, bugünden itibaren, ekolojik yıkımı sürdürmeye, piyasanın alanını genişletmeye, kapitalist-sınai medeniyeti pekiştirmeye, kısacası felakete doğru ilerlemeye niyeti olan, her kim olursa olsun, asker ya da sivil güçlerin, devletçi ya da “otantik” burjuvazinin kendisini güçlendirmeye dönük her türlü hamlesine karşı koymak zorundayız. Ve ancak kapitalizm karşıtı bir zeminde yürütülen, aşağıdakilerin seferber olup kendilerini özne kıldıkları bu türden mücadelelerle demokratik ve özyönetimci, ekososyalist ve feminist yeni bir medeniyetin kapısı aralanır.

 

 

Yazın Yayıncılık'dan

Mandel'in Marksizm'e Giriş'inin beşinci baskısı, Daniel Bensaid'in, yapıtı tarihsel bağlamına oturtan ve onu bir dizi anahtar sorunla güncelleştiren "Otuzuncu yılında Marksizm'e Giriş'e eleştirel bir giriş" önsözüyle birlikte yayınlanıyor.
Marksizm'e Giriş uzun bir pedagojik deneyimin ürünüdür. İstisnai bir açıklıkla marksist teorinin temellerini -tarihsel materyalizm, marksist ekonomik teori, işçi hareketi tarihi ve işçi hareketinin taktik ve stratejik sorunları- ortaya koyar.
Dolayısıyla içinde yaşadığı toplumu anlamak ve onu değiştirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir eserdir.
Yazar, Ernest Mandel (1923-1995), Frankfurtta doğmuş, 17 yaşında ailesinin sürgün olduğu Belçika'da sosyalist mücadeleye katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı mücadele etmiş, toplama kampına gönderilmiş, oradan kaçmış ve yeniden yakalanmıştır.
XX. yy'ın ikinci yarısının en yenileştirici marksistlerinden biriydi.

 

Karl Marx'ın 1871 Paris Komünü'nü ele alan Fransa'da İç Savaş adlı kitabı, siyasal üçlemesinin son ve zirve yapıtıdır. Fransa-Prusya savaşının ardından kuşatılan Paris'te halk, güneşi fethetmeye cesaret ederek, kısa ömürlü Komün deneyimi ile bugüne kadarki bütün özgürleşim mücadelelerine ışık tutan bir mücadele yürütmüştür. Paris Komünü ve ondan çıkarılacak dersleri içeren bu kitaptaki temel konular yalnızca siyasal analizin vazgeçilmez kurucu unsurlarını vermemekte, aynı zamanda ve esas olarak insanlığın özgürleşmesinin, her türlü baskı ve sömürüden kurtuluşunun, doğrudan demokrasinin hangi temellerde gelişebileceğini göstermektedir.
Michael Löwy'nin önsözü Paris Komünün günceliğini irdelerken, Daniel Bensaid'in Komünden Devlet Devrim'e makalesi ise Paris Komünü'nden Rus Devrimi'ne giden yolda Fransa'da İç Savaş'ın derslerinin izini sürmekte.

Yazın Yayıncılıktan çıkan diğer kitaplar için...


Daniel Bensaid

YENİYOL Son Sayı

Etkinlik Takvimi

Şubat 2012
P P S Ç P C C
29 30 31 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 1 2 3

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

Dosya: Arap Dünyasında Devrimler Çağı

Paylaş

AddThis Social Bookmark Button

SİTE İÇİ ARAMA

Köstebek E-Bülten

http://sdyeniyol.org/kostebek1/kostebek.JPG