SOSYALİST DEMOKRASİ İÇİN YENİYOL

Antikapitalist, Enternasyonalist, Ekososyalist, Feminist

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Siyasal Gündem Soykırım İnkârcılığı - Masis KÜRKÇÜGİL

Soykırım İnkârcılığı - Masis KÜRKÇÜGİL

e-Posta Yazdır PDF

Yeniyol Bahar 2010 Sayı 37/38

Tarihin kimler tarafından nasıl tartışılacağına ilişkin kalıplar, “tarihçiler tartışsın” nakaratı eşliğinde ceza yasalarının cenderesine veya parlamentoların labirentlerine uydurulurken tarih esas olarak bir anma günü olarak algılanmakta ve böylece günümüz dünyasının meselelerinin bir parçası olmaktan çıkarılmaya çalışılmaktadır.

Ermeni soykırımı tartışması içinde  301. ve 305. madde bağlamında maddeye muhalif olanları canlı hedef haline getiren kampanyaların masum gösteriler veya fikir alış verişi olarak sunulabildiği Türkiye dışında –ve tabii Ermeni meselesiyle sınırlı olmayarak– Avusturya, Almanya, İsviçre, Belçika, İsrail, Litvanya, Polonya, Romanya, Slovakya, Çek cumhuriyeti gibi ülkelerde tam ters doğrultuda yani inkârcılığı, “soykırımın” gerçekleşmediğini söyleyenlere yönelik yaptırımlar sözkonusu. 

Avrupa tarihinde dönüm noktalarından biri olarak kabul edilen Yahudi Soykırımı’nın inkârının açıkça tartışılıp tartışalamayacağı meselesi marksistler de dahil olmak üzere oldukça değişik kesimlerce farklı değerlendirmelere uğramakta.

Fransız komünist partisi milletvekili Jean-Claude Gayssot tarafından parlamentoya sunulan ve 13 Temmuz 1990’da kabul edilen yasa Nuremberg Uluslararası Askeri Mahkemesinin dibacesinde tanımlanan insanlığa karşı suçların mevcudiyetini tartışma konusu haline getirmeyi cezalandırmayı öngörüryodu. O zaman Madeleine Rebérioux gibi kimi muteber tarihçiler boşuna bu girişimin anlamsızlığını belirttilerse de oldukça dar bir çevre ile sınırlı kaldılar. Fransa’da bu hikâyenin devamı bir yandan Ermeni katliamı ile ilgiliydi, öte yandan ise Fransa’nın deniz aşırı varlığının olumlanmasına, yani sömürgeciliğin hayırlı bir iş olduğuna kadar uzanıyordu. Pierre Vidal-Naquet, Jean-Pierre Vernant, Pierre Nora gibileri tüm bu tür yasaların kaldırılmasını savunurken bazıları da belli bir sınırlamadan yana tavır takındılar.

Tartışmanın yasaklanmasının veya bir başka deyişle inkârcıların sesinin kısılmasının yanlışlığını söyleyenler, soykırımın olup olmamaması üzerine herhangi bir fikir ayrılığında değiller. Onlar bu felaketin insanlığın zihninde canlı kalması, bugün için anlamı üzerine sürekli çalışıyorlar. Ancak yasaklama, cezalandırma konusunda söylediklerinin tam olarak “fikir özgürlüğü” veya tartışmanın henüz sonuçlanmadığıyla bir ilgisi yok.

Irkçılık, inkarcılık gibi alçaklıklara karşı demokratik hakların savunulması, korunması, cezai yaptırımlar, yasaklamalarla mümkün müdür? Avrupa’nın bir dizi ülkesindeki yasaklamalara rağmen aşırı sağ, faşizan, faşist hareketlerin gelişimine bakılırsa “tarih” konusundaki yasaklamalar bir yana “bugün” için konan yasaklamaların hiç de bir karşılığı olmadığı görülmekte.

İtalya’da Berlusconi döneminde de bakanlık yapmış olan, Hıristiyan Demokrat kökenli bugün Avrupa İçin Demokratik Birlik’in önde gelenlerinden –yine bakan– Clemente Mastella Şoah’ın inkarının cezalandırılmasına ilişkin bir yasa önerdiğinde çok farklı eğilimlerden 200 tarihçi italyan hükümetine bir çağrı yayınladılar.

Bu tartışma soykırım meselesinde tartışmasız kabul edilen bir örneğin bile tartışma dışı tutulmasının anlamsızlığı üzerine bina edildiği için Ermeni soykırımı tartışmasında olduğu gibi olup olmamasıyla ilgili değildir. Tarihsel, kültürel ve toplumsal önemli bir sorunun adli yollardan bir mahkûmiyet ve hatta hapisle tehdit altına alınmasının sonuç verici omaktan uzak olduğu belirtilmekte.

Öte yandan inkârcılık medyada oldukça prim yapan bir husus. Bu açıdan da cezalandırma tersine bir işlev de görmektedir. Tarihsel bir gerçekliğin kültürel bir mücadeleyle, eğitimin bir parçası olarak ahlaki olarak içselleştirilmesi yerine cezalandırma, yasaklama inkarcıları ifade özgürlüğü şampiyonu haline getirirken tarihsel gerçekliğin kendisini de bir devlet gerçekliğine dönüştürmektedir. Devlet gerçekliği örneğin Tiananmen meydanındaki katliamı yok sayabilmiş, vakti zamanında sözde sosyalist ülkelerde kendine olmadık değerler biçebilmiştir. Buna Türkiye’deki 301. ve 305. maddeleri de eklemek gerekir. Bu devlet gerçekliği de zaten tarihyazımındaki serbest tartışma ve mücadelenin önünü kesmektedir.

İtalya örneğinde tarihçiler, italyan devletinin ve toplumunun kendi sömürgeci geçmişi konusundaki sessizliğine de göndermede bulunmaktadırlar.

İnkârcılığa karşı devletlerin cezalandırma yoluyla takındıkları tutum aslında siyasal, etik ve kültürel bir mücadelenin önünü kesmektedir. İnkârcıların kendi imkanlarıyla erişmeleri mümkün olmayan bir tanıtım ve görünürlük elde etmelerine en iyi örnek ingiliz sözde tarihçisi David Irving’dir. 1977’de Hitler’in Savaşı adlı bir kitap yayınlamış olan bu zat, aşırı sağcı öğrencilerin davetlisi olarak gittiği Viyana’da verdiği konferanstaki konuşmasından ötürü Kasım 2005’te tutuklanmış, Şubat 2006’da üç yıllık bir cezaya çarptırılmış ve 20 Aralık’ta bu ceza bir yıla indirilmiştir. Mahkemeye elinde kitabıyla çıkan Irving, neredeyse dalga geçerek Eichmann’ın arşivini inceledikten sonra “fikir değiştirdiğini” belitmiştir. Irving, Hitler’in 6 miyon yahudinin yokedilmesindeki sorumluluğunu kabul etmediği gibi Hitler’in “Yahudilerin bir dostu” olduğu tezini de işliyordu.

Irving böylece, hakkında yazılan olumsuz yazılar da dahil olmak üzere, yazdığı kitaptan bin kat daha fazla ünlendi. fioah dönemine ilişkin ciddi araştırmalara yıllarını vermiş tarihçilerin çalışmaları bu ilginin belki de binde birine bile mazhar olmamıştılar.

Böylece beklenmedik bir biçimde mazlum, kurban ve hatta kahraman yaratma mekanizması medya aracılığıyla hiçbir ciddiye alınabilir çalışması olmayan birini ciddi tarihçilerden çok daha okunur, bilinir hale getirdi. Ayrıca, ifade özgürlüğünün “kurbanı” olan şarlatan paradoksal bir biçimde aslında hiç de sahip çıkmadığı, başkasına asla tanımadığı bir özgürlüğün temsilcisi haline gelmektedir.

11-12 Aralık 2006’da Tahran’da devlet tarafından düzenlenen ve uluslararası ölçekte demesek de en azından islam dünyasında Yahudi soykırımının araçsallaştırılmasına karşı bir araçsallaştırma amacını taşıyan konferans, tartışmanın devletleştirilmesinin tehlikelerini ortaya koyması açısından önemlidir.  Yahudi soykırımınn tarihsel bir gerçeklik olması ile bunun İsrail devleti veya Batı devletleri tarafından siyasal amaçlarlarla araçsallaştırılması kendi karşıtlığını üretmeye başlamıştır. Buradan  karşılıklı bir bellek zorlaması, dayatması trajik denebilecek konumları gözler önüne serebilmektedir: İsrail Yahudilere yapılan soykırımı kendi densizliğine dayanak yaparken kimileri de kendi sömürgecilik ve hatta güncel  eylemlerini es geçerek sureti haktan gözükmeyi marifet saymaktadırlar. Tabii şu son günlerde ABD’ye Ermeni soykırımı tasarısı ile iligili giden heyetin yaptığı gibi tarihsel bir meseleyi “uluslararası çıkar ve hassasiyeti” yetmezmişcesine Irak ve Afganistan örnek gösterilerek ABD ve Türkiye’nin ortak çıkarlarına göndermede bulunmaktalar. Burada çok daha açık ve kesin bir reel politika varken kimi şarlatanlar da devletten daha fazla devletçi davranmayı “siyaset” sanmaktalar.

Tarihin böylesine devlet tarafından kesilip biçilmesi çoğulcu belleklerin de kötürümleşmesine yol açabilir veya o tür arayışları da köstekleyebilir. Dolayısıyla yasaklama yerine daha yaygın bir tartışmanın sürdürülmesi, insanlığın yaşadığı her türlü felaketin bilincine varılması gelecekte ve her an mümkün felaketlere karşı önlem alınmasına çok daha fazla katkıda bulunur.

Hrant Dink, tartışmanın derinleştirimesi ve halklaştırılması adına, içerde ve dışarda parlamento ve mahkeme kararlarına karşı çıkarken kimileri gibi kendi düşüncesinin zorla kabul ettirilmesi için bir riyakarlığa da sonuna kadar karşı çıkıyordu. Kendi ülkelerinde en ufak eleştiriye tahammül edemeyenler başka ülkelere cihat ilan ederken ne kadar inandırıcı olabilirler ki? Örneğin Gündüz Aktan “Dışa Kapanmak” adlı yazısında “...yapılması gereken, liberal aydınların yaptığının tam tersini yapmaktır. Doğu Perinçek’in İsviçre mahkemesinde yaptığı gibi” derken bunun bir adım ötesinin Abdullah Çatlılar gibi şunun bunun yapılmasına varacağını belki de hesap etmiyordu. Aktan’a göre İsviçre feth olmuş durumdaydı. Eskiden Ermenilere ve Kürtlere neler neler yapıldığını düşünenlerin “toplumsal halüsüinasyonu” sarsılmış! İsviçrelilerin yakında “Ne mutlu türküm diyene” deyu özeleştiri yapmalarına ramak kalmıştır herhalde.

 

Yazın Yayıncılık'dan

Mandel'in Marksizm'e Giriş'inin beşinci baskısı, Daniel Bensaid'in, yapıtı tarihsel bağlamına oturtan ve onu bir dizi anahtar sorunla güncelleştiren "Otuzuncu yılında Marksizm'e Giriş'e eleştirel bir giriş" önsözüyle birlikte yayınlanıyor.
Marksizm'e Giriş uzun bir pedagojik deneyimin ürünüdür. İstisnai bir açıklıkla marksist teorinin temellerini -tarihsel materyalizm, marksist ekonomik teori, işçi hareketi tarihi ve işçi hareketinin taktik ve stratejik sorunları- ortaya koyar.
Dolayısıyla içinde yaşadığı toplumu anlamak ve onu değiştirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir eserdir.
Yazar, Ernest Mandel (1923-1995), Frankfurtta doğmuş, 17 yaşında ailesinin sürgün olduğu Belçika'da sosyalist mücadeleye katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı mücadele etmiş, toplama kampına gönderilmiş, oradan kaçmış ve yeniden yakalanmıştır.
XX. yy'ın ikinci yarısının en yenileştirici marksistlerinden biriydi.

 

Karl Marx'ın 1871 Paris Komünü'nü ele alan Fransa'da İç Savaş adlı kitabı, siyasal üçlemesinin son ve zirve yapıtıdır. Fransa-Prusya savaşının ardından kuşatılan Paris'te halk, güneşi fethetmeye cesaret ederek, kısa ömürlü Komün deneyimi ile bugüne kadarki bütün özgürleşim mücadelelerine ışık tutan bir mücadele yürütmüştür. Paris Komünü ve ondan çıkarılacak dersleri içeren bu kitaptaki temel konular yalnızca siyasal analizin vazgeçilmez kurucu unsurlarını vermemekte, aynı zamanda ve esas olarak insanlığın özgürleşmesinin, her türlü baskı ve sömürüden kurtuluşunun, doğrudan demokrasinin hangi temellerde gelişebileceğini göstermektedir.
Michael Löwy'nin önsözü Paris Komünün günceliğini irdelerken, Daniel Bensaid'in Komünden Devlet Devrim'e makalesi ise Paris Komünü'nden Rus Devrimi'ne giden yolda Fransa'da İç Savaş'ın derslerinin izini sürmekte.

Yazın Yayıncılıktan çıkan diğer kitaplar için...


YENİYOL Son Sayı

Yakındaki Etkinlikler

Olay yok

Etkinlik Takvimi

Şubat 2012
P P S Ç P C C
29 30 31 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 1 2 3

Daniel Bensaid

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

Dosya: Arap Dünyasında Devrimler Çağı

Paylaş

AddThis Social Bookmark Button

SİTE İÇİ ARAMA

Köstebek E-Bülten

http://sdyeniyol.org/kostebek1/kostebek.JPG