
Şırnak’ta dün 35 kişi Türk uçakları tarafından bombalanarak öldürüldü. “Yavan-akım” medya, meleklerin cinsiyetini tartışadursun, hükümet ilk açıklamasında olayın bir “operasyon kazası” olduğunu duyurdu. Ölen ve çoğu çok genç olan 35 kişi, “kaçakçı” olarak kriminalize edilmeye çalışıldı, “teröristlerle karıştırıldığı” söylendi. Herşeyden önce (amasız ve fakatsız)söylemek gerekir ki; bu, acımasız ve büyük ihtimalle de planlanmış bir katliamdır.
1.Nokta
Devletin düzenli ordusu, silahı, F-16’sı, topu, tüfeği; burjuva hukukunu bile hiçe saymaktadır. Yeri gelmişken, ABC’den başlayacak olursak, hukuken “terörist” diye bir tanımlama olmadığını kayda düşmek gerekir. TMK’ya göre, terör suçlusu olabilmek için de yargılanmak gereklidir herhalde. Türkiye’de ise bugün itibariyle “terörist” tanımlaması “aciliyet etiğini” benimsetmek/ yerleştirmek için kullanılan bir kavramdır. Bazı ülkelerde bugüne kadar savaş koşullarında geçerli olan bir yaklaşım olarak savunulan “olağanüstü aciliyet istisnası” ile ilgili olarak Rawls, “Bu istisna -bazı özel durumlarda- sivillerin normal şartlar altında bir savaş sırasında doğrudan saldırıya uğramalarını engelleyen kesin olarak belirlenmiş statülerini bir yana koymamıza izin verir” der. Yani bir savaşın geldiği bir noktada sivillerin öldürülmesi savaşın bir parçası sayılabilir. T.C. devleti, öldürdüğü bu kişileri “terörist sandık” türü açıklamalar yaparken esas olarak bu “olağanüstü aciliyet istisnasının”, yani bir iç savaş halinin varlığını zımnen kabul etmiş olmaktadır.Dolayısıyla da konu bir “operasyon kazası” olarak kayıtlara geçebilmektedir.
Eğer bu tür “kazaların” daha fazla yaşanmasını istemiyorsak, yani sivillerin ölmesini engellemek istiyorsak, bu “olağanüstü aciliyet istisnası” kuralını ve bundan doğan “aciliyet etiğini” hedef almak gerekir. Madalyonun diğer yüzünde “sivillerin” (!) de öldürülmesine, gazetecilerin hapsedilmesine, öğrencilerin geleceklerinin ellerinden alınmasına da hizmet eden “Terörist” şiddetin pazarlanması retoriğidir.
2.Nokta
Kürt hareketinin ve Kürt kimliğinin “tanınması” aynı zamanda Kürtlere yönelik milliyetçiliği bir başka ve toplumsal dokuya daha fazla yayılan bir gündelik şiddet evresine taşımıştır. Bu evrede, Kürt olan, Kürt bölgesinde yaşayan herkes, ayrımsız “terörist” ve “bölücü” sayılmaktadır. Kürtlerin kendi geleceklerini tayin hakkını kullanması, dillerini kullanma haklarını korumaya çalışmaları sürekli biçimde kriminalize edilerek,Kürt kültürünün soykırıma uğratılması ile ilgili uğraşlar her geçen gün yeni boyutlar kazanmaktadır. “Kürt çocuklarına ceza vermek yerine ehlileştirmek, ailelerinden alarak Türk ailelere vermek” önerisinin Avusturalya’da Aborijinlere 1945 yılına kadar uygulanmıştır. Aborijin kültürünün ortadan kaldırılmasının yanı sıra, ırkçılığın en somut örneklerinden biri olarak “melezleme” yöntemiyle Aborijin (orijini olmayan – köksüz) yerlilerin beyazlaşmasını sağlama amacı taşıyan geçmiş uygulama ile benzerliği bile, bu naif olarak sunulan önerilerin gidebileceği yeri göstermesi bakımından kan dondurucudur. Diğer yandan fiziki imhada soyun devamını sağlayan erkeklerin birincil hedef alınması ve kadınların aynı Serdar Turgut'un yaptığı gibi seks kölesi yapılması niyeti, insanlığın sınıflı tarihi boyunca devam eden savaşların kodlarının bu savaşta da değişmediğini göstermektedir. O zaman bu savaş, fiziki ve kültürel asimilasyon politikasının belirleyiciliği altında sivillere karşı da yürütülen bir savaştır. Sivillerin öldürülmesi, bu bağlamda kaza değil, taammüden cinayettir.
3.Nokta
Bu asimilasyonist siyasetin arkasındaki kısa ve orta vadeli gündemlerden bir tanesi, Anayasa’dır. Gülen cemaatinin Milli Gazeteci ve Yazarlar Vakfı aracılığıyla hükümete ilettiği söylenen Anayasa “teklifinde”, yer alan Anayasal yurttaşlık ve anadilde eğitim gibi hususların AKP tarafından yerine getirilmesi, Kürtler ve onların siyasi temsilcileri olmadan Anayasa yapılmasını zorunlu kılmaktadır. AKP’nin bu koşullarda hakkın alınmadığını, verildiğini göstermesinin tek yolu, alacak kimseyi bırakmaması olacaktır. O yüzden önümüzdeki dönemde BDP’nin kapatılmasına yarayacak biriken malzemeyi artırmak üzere bu saldırının planlanmış olması ihtimali de hiç uzak değildir.
Son nokta
Bugün gerçekten bir aciliyet etiğine ihtiyaç vardır. Ve o etik, eşit ve adil bir barış için mücadele etmeyi zorunlu kılmalıdır.
*Avusturalya’da 19 uncu yüzyılda yerlilerin fiziki asimilasyonu sırasında Anglo-milliyetçiler tarafından kullanılan deyim.













