SOSYALİST DEMOKRASİ İÇİN YENİYOL

Antikapitalist, Enternasyonalist, Ekososyalist, Feminist

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Tarih 70 Yıl Önce : IV. Enternasyonal’in Kökenleri - François Sabado

70 Yıl Önce : IV. Enternasyonal’in Kökenleri - François Sabado

e-Posta Yazdır PDF

Eylül 1938’deki kuruluşundan 70 yıl sonra IV. Enternasyonal hala tartışmalara ve polemiklere vesile oluyor. Neden IV. Enternasyonal ? Hala bir enternasyonale ihtiyaç var mı, ve eğer öyleyse yeni bir Enternasyonal’e doğru mu gidiyoruz ?

IV. Enternasyonal, « asrın geceyarısında », faşizm zincirlerinden boşanırken, stalinizm işçi hareketini nefessiz bırakırken kuruldu. Önceki Enternasyonallerden farklı olarak arkasında büyüyen bir işçi hareketi yoktu ve sınıf mücadelesi dalgalarının üzerine oturmamıştı. I. Enternasyonal Avrupa’daki 1848 devrimci patlamalarını takip etmişti. II. Enternasyonal 19. yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başında işçi hareketinin büyümesini ve örgütlenişini cisimleştirmişti. III. Enternasyonal ise Rus devriminin ardından atılım yaşamıştı. Fakat IV. Enternasyonal işçi hareketinin büyük çaplı tarihsel yenilgiler yaşadığı bir dönemde akıntıya karşı yüzmek durumunda kaldı. Ve tıpkı Birinci Dünya Savaşı’nın ve Rus devriminin sonrasındaki 3. Enternasyonal gibi IV. Enternasyonal’in de savaş sonrasında bir kitle enternasyonaline dönüşeceğine dair kimi öngörülerin (özellikle de Troçki’nin) aksine bizim enternasyonalimiz bir azınlık örgütü olarak kalacaktı.

 

Ama esasında, IV. Enternasyonal’in kuruluşunu haklılaştıran, dönemin konjonktürüne verilen yanıtlar veya öngörüler değil, sosyal demokrasinin ve stalinizmin ihanetleri karşısında tarihsel bir alternatifi, devrimci işçi hareketinin teorik, politik, programatik canlılığını ve sürekliliğini sağlayacak yeni bir siyasal akımı oluşturma gerekliliğiydi. Söz konusu olan bir « troçkist enternasyonali » ilan etmek değil, savaşla birlikte her şeyin darmadağın olduğu bir dönemde, devrimci marksizmin kazanımlarını muhafaza etmekti. Fakat amaç elbette bu kazanımları, daha iyi günleri bekleyerek « dondurmak » değil, siyasal mücadeleye ve devrimci partilerin inşasına katkıda bulunmaktı.

 

Akıntıya Karşı

Kökeni, stalinizme karşı sol muhalefete dayansa da IV. Enternasyonal bundan çok daha fazlasıdır. Stalin’in « tek ülkede sosyalizm » anlayışının karşısında yer alan ; daha o dönemlerde bir çeşit kapitalist küreselleşmeden ileri gelen enternasyonalizmin damgasını vurduğu bir dünya görüşünü muhafaza etti. Tüm tarihi boyunca IV Enternasyonal’in mücadelesine sınıf savaşımı ve sosyalizme geçiş programının temel unsurlarından emekçilerin ve örgütlerinin birlleşik cephesi ile işçi hareketinin bağımızlığı yön vermiştir. İşçi hareketinin bağımsızlığı ilkesi hem gelişmiş kapitalist ülkelerde sınıf işbirliği hükümetleri karşısında, hem de emperyalizmin hakimiyeti altındaki ülkelerde ulusal burjuvaziler karşısında savunulmuştur (bu sonuncusu tarihte sürekli devrim kuramı olarak anılır).

Çok sayıda yorumcunun geçtiğimiz yüzyıla dair analizlerini devletlere veya cephelere  –ABD ve eski SSCB– indirgediği yerde, biz emekçilerin ve halkların kendi emperyalizmlerine ve sovyet bürokrasisine karşı mücadelesini ön plana çıkarıyorduk. IV. Enternasyonal marksist fikirleri dogmatik biçimde savunma yoluna girmedi. Ernest Mandel yoldaşımız 50’lerden 70’lere kapitalizmin gelişme dinamiğini inceledi ; uluslararası kongrelerimiz tarafından sosyalist demokrasi, feminizm, ekoloji, LGBTT özgürleşimi konularında programatik belgeler tartışıldı ve kabul edildi. Stalinizmin karşısında Troçki ve önderlik ettiği hareket, 30’lu yıllardan itibaren demokratik bir sosyalizmin yılmaz savunuculuğuna soyunarak kendisini diğer akımlardan ayırdı. Tüm bunlar birçok kuşağın ve özellikle de bugün, ders kitaplarının « komünizm ile stalinizmi » birbirine karıştırdığı bir dönemde Rus devrimi ile stalinist karşı devrim arasındaki farkı algılayabilmesini, devrim ufkunu muhafaza etmesini…ve yenilgilere rağmen « yeniden başlayabilmesini » sağlamıştır.

Çünkü akımımızın –diğer troçkist akımlar karşısında da– bir başka özgünlüğü vardır : anti-emperyalist ve sosyalist devrimci süreçleri, yönetimlerinin siyasal niteliğinin de ötesinde tanıyabilmek, emperyalizme karşı onlarla eksiksiz bir dayanışma içine girebilmek. Çin, Yugoslav, Vietnam, Cezayir, Küba, Nikaragua devrimlerini açıkça savunduk. Özellikle de Che Guevara’nın deneyimiyle kurduğumuz ilişkiler bu devrimci süreçlere katılma irademizin göstergesidir.


Yeni Dönem…

Ama tabii ki tüm bunlar hatasız olmadı. Stalinizme karşı mücadele ederken ve bürokrasiye karşı doğu halklarıyla dayanışma içindeyken, akımımız stalinizmin yarattığı yıkımların boyutlarını azımsamıştı. Sovyet blokunun çökmesi, beklediğimiz gibi anti-bürokratik bir politik devrime veya demokratik sosyalizme dönük kitle hareketlerine değil, kapitalizmin restorasyonuna yol açtı. Sömürge devrimleriyle dayanışma içindeyken, bu canlı devrimlere dönük heyecanımız, aynı zamanda bu devrimlerin sorunlarını da azımsamaya itti bizleri. Bu dayanışma adına, devrimlerin dinamiğine ilişkin eleştiri görevimizi (özellikle de demokrasi meselesi hakkında) yeterince yerine getirmedik. Fakat IV. Enternasyonal’in örgütleri, çoğu kez küçüklüklerine bağlı olan başka zayıflıklar da göstermiştir : fazla propagandacı bir karakter, kimi sekter tutumlar veya daha büyük, çoğunlukla da reformist güçler karşısında bir « siyasal danışman » tutumu ; « Bizim yapamadıklarımı siz yapın » diyorduk onlara…

Troçkist hareket aynı zamanda fraksiyonculuğun da zararlarını görmüştür. Şu ünlü sözü herkes bilir : « Bir troçkist, bir parti ; iki troçkist, iki fraksiyon ; üç troçkist bir bölünme… » Fakat tüm bu hatalarımıza rağmen, son 70 yıl içinde sayısız devrimci örgüt ve eğilim ortadan kaybolmuşken, IV. Enternasyonal hala ayakta. Elbette tarihsel hedeflerini gerçekleştiremedi, iyi ve kötü günler yaşadı, bazı ülkelerde (örneğin son dönemde Brezilya’da) ciddi krizler meydana gelirken, Fransa’da önemli bir sıçrama yaşadı ve Portekiz, Italya, Pakistan veya Filipinler’deki gibi güzel deneyimler elde etti. Bunlar kayda değer kazanımlardır.

 

İşte tarihimizin ana hatları bunlar. LCR’in işçi hareketinin tarihinde yeni bir sayfa yazmaya hazırlandığı günlerde, bu hareketin tarihsel bir yeniden yapılanma süreçlerini « devrimci bir içerikle doldurmak » için  nereden geldiğimizi hatırlamak gerekir. Çünkü gerçekten de tarihsel bir dönüm noktasında bulunuyoruz. IV. Enternasyonal Rus devriminin itici gücünün damgasını vurduğu bir dönemin ürünüdür. Fakat programı, militan gerçekliği bu tarihin ötesine de uzanabilmektedır. Ancak, elbette hiçbir şey kazanılmış sayılmaz, bunu kanıtlamak gerekir. « Yeni dönem, yeni program, yeni parti » aynı zamanda yeni bir enternasyonal demek. Ama bunu ilan etmek yetmez. Yolumuz uzun olacaktır. Fakat IV. Enternasyonal’in şansı başkalarıyla birlikte bu yeni enternasyonale doğru yürüyüşe katılmak üzere hala ayakta olmasıdır.

 

François Sabado IV. Enternasyonal’in Fransa seksiyonu Devrimci Komünist Birlik’in (LCR) Ulusal Yönetiminin üyesidir.

 

Son Güncelleme: Pazar, 08 Kasım 2009 22:51  

Yazın Yayıncılık'dan

Mandel'in Marksizm'e Giriş'inin beşinci baskısı, Daniel Bensaid'in, yapıtı tarihsel bağlamına oturtan ve onu bir dizi anahtar sorunla güncelleştiren "Otuzuncu yılında Marksizm'e Giriş'e eleştirel bir giriş" önsözüyle birlikte yayınlanıyor.
Marksizm'e Giriş uzun bir pedagojik deneyimin ürünüdür. İstisnai bir açıklıkla marksist teorinin temellerini -tarihsel materyalizm, marksist ekonomik teori, işçi hareketi tarihi ve işçi hareketinin taktik ve stratejik sorunları- ortaya koyar.
Dolayısıyla içinde yaşadığı toplumu anlamak ve onu değiştirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir eserdir.
Yazar, Ernest Mandel (1923-1995), Frankfurtta doğmuş, 17 yaşında ailesinin sürgün olduğu Belçika'da sosyalist mücadeleye katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı mücadele etmiş, toplama kampına gönderilmiş, oradan kaçmış ve yeniden yakalanmıştır.
XX. yy'ın ikinci yarısının en yenileştirici marksistlerinden biriydi.

 

Karl Marx'ın 1871 Paris Komünü'nü ele alan Fransa'da İç Savaş adlı kitabı, siyasal üçlemesinin son ve zirve yapıtıdır. Fransa-Prusya savaşının ardından kuşatılan Paris'te halk, güneşi fethetmeye cesaret ederek, kısa ömürlü Komün deneyimi ile bugüne kadarki bütün özgürleşim mücadelelerine ışık tutan bir mücadele yürütmüştür. Paris Komünü ve ondan çıkarılacak dersleri içeren bu kitaptaki temel konular yalnızca siyasal analizin vazgeçilmez kurucu unsurlarını vermemekte, aynı zamanda ve esas olarak insanlığın özgürleşmesinin, her türlü baskı ve sömürüden kurtuluşunun, doğrudan demokrasinin hangi temellerde gelişebileceğini göstermektedir.
Michael Löwy'nin önsözü Paris Komünün günceliğini irdelerken, Daniel Bensaid'in Komünden Devlet Devrim'e makalesi ise Paris Komünü'nden Rus Devrimi'ne giden yolda Fransa'da İç Savaş'ın derslerinin izini sürmekte.

Yazın Yayıncılıktan çıkan diğer kitaplar için...


Daniel Bensaid

YENİYOL Son Sayı

Etkinlik Takvimi

Şubat 2012
P P S Ç P C C
29 30 31 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 1 2 3

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

Dosya: Arap Dünyasında Devrimler Çağı

Paylaş

AddThis Social Bookmark Button

SİTE İÇİ ARAMA

Köstebek E-Bülten

http://sdyeniyol.org/kostebek1/kostebek.JPG