Kapitalist kriz hemen bütün dünyada mevcut siyasal mimariyi kırılganlaştırıyor ve toplumsal mücadele ve direnişlere yeni alanlar açıyor. Daha düne kadar sarsılmaz görünen neoliberal mutabakatta hiç değilse ideolojik ve moral manada ciddi gedikler açılmakta olduğu aşikâr. 1999’da Seattle eylemleriyle görünürlük kazanan alternatif küreselleşme hareketinin sönümlenmesinin ardından, bu kez kapitalist kriz bağlamında ve üstelik ayağını yerel mücadele ve direnişlere çok daha sağlam basan bir yeni “dalga” söz konusu denilebilir. Artık IMF ya da G bilmem kaçın şu ya da bu ülkede gerçekleşen zirve toplantılarını “basan” göstericiler değil, bizatihi bulundukları memleketin mevcut siyasal-sosyal-iktisadi iktidar yapısını sorgulayıp hedefleyen mücadelelerle karşı karşıyayız.



Toplumsal Hareket


Dünya Sosyal Forumu / Dakar
Sosyal forumlar ve bu forumların parçası olduğu alternatif/karşıt küreselleşme hareketi, neoliberal saldırıların yılgınlığıyla geçen ‘yeni zamanların’ ardından, tekil direnişlerin yan yana gelip daha kapsamlı bir birlikteliğin arayışına giriştiği bir zemin olmayı başardı. 1990’ların ikinci yarısından bu yana gençliğin bir kuşağı bu hareket içerisinde radikalleşti; farklı toplumsal grupların tahayyül dünyasının üzerine çöken yenilgi bulutu tümüyle dağıtılmasa da küresel adalet hareketi sayesinde az çok aralanmış oldu. Bu tarifi zor hareket düşe kalka da olsa bugün artık bir tarihe sahip. Kazanımlarla, kayıplarla, duraklamalarla, hızlı koşularla geçen bu kısa tarihin geride nasıl bir bilânço bıraktığı ise halen cevaplanması gereken bir soru olarak karşımızda duruyor.
Türkiye sosyalist hareketinin şiddet ile hep sorunlu bir ilişkisi olduğunu söylemek malumu ilan etmek olur herhalde. Öykü biliniyor: 1968 eylemlerinin baskı ile karşılanması ve 12 Mart rejimi ile birlikte bazı öğrenci grupları kır ya da kent gerillası oluşturmaya yönelir. Aslında pek çok batı ülkesinde de 1968'in hızının kesilmesiyle birlikte benzer gruplar (özellikle RAF) böyle bir yönelime girmişlerse de Türkiye'de 68 öncesi ciddi bir radikal sol politik geleneğin varolmamasının bu dönemde edinilen karakteristiklerin kalıcılaşmasına neden olduğu söylenebilir. Türkiye'de solun kuruluş efsanelerinin bu dönemin şiddet eylemleri ile ilgili olması elbette bir tesadüf değildir. Üstelik, 1970'li yılların ikinci yarısında, "suni denge" ya da "politikleştirilmiş askeri savaş" gibi analizler kitlesel sol/sosyalist hareketler için siyaseten güncelliğini yitirdiyse de, o günün koşulları içerisinde bir önceki dönemin eleştirel bir değerlendirmesinin gerçekleştirilememiş olması, kuruluş efsanelerinin düşünsel planda hakimiyetini pekiştirmiştir.
Yeniyol sayı 35 Ekim 2009






