SOSYALİST DEMOKRASİ İÇİN YENİYOL

Antikapitalist, Enternasyonalist, Ekososyalist, Feminist

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Toplumsal Hareket DSF Toplumsal Hareketler Asamblesi Sonuç Bildirgesi

DSF Toplumsal Hareketler Asamblesi Sonuç Bildirgesi

e-Posta Yazdır PDF

Dünya Sosyal Forumu / Dakar

Dakar Dünya Sosyal Forumu Toplumsal Hareketler Asamblesi olarak, Afrika halklarının insanlık medeniyetinin inşasına yaptığı temel katkıyı göstermek için toplandık. Hep beraber, tüm kıtalardan halklar kapitalizmin ekonomik ilerleme ve görünürdeki siyasi istikrar vaadi arkasında gizli olan sermayenin egemenliğine karşı büyük bir heyecanla mücadele yürütüyoruz, Baskı altında tutulan halkların toptan sömürgeleştirilmesi, bizimi yani dünyadaki toplumsal hareketlerin en temel sorunudur.

Gerçek bir demokrasi ve halk iktidarının inşasını talep edeerek ayağa kalkan Mısır, Tunus ve Arap halklarına desteğimizi ve aktif dayanışmamızı ilan ediyoruz. Onların mücadeleleri, başka bir dünya için, zulüm ve sömürüden kurtulmak için verdiğimiz mücadeleye ışık tutuyor.

Fildişi Sahilleri, Afrika ve dünya halklarının egemen ve katılımcı demokrasi için verdikleri mücadeleye tüm desteğimizi sunuyoruz.  Tüm insanlar için kendi kaderini tayin hakkını savunuyoruz.

Dünya Sosyal Forumu süreci boyunca, Toplumsal  Hareketler Asamblesi, farklılıklarımızla birlikte kapitalizme, patriyarkaya, ırkçılığa ve ayrımcılığın her türlüsüne karşı yürüttüğümüz ortak mücadeleleri ve kolektif gündemleri oluşturmak için bir arayageldiğimiz bir yer.

İlki 2001 yılında Porto Alegre’de yapılan Dünya sosyal Forumlarının bu yıl 10 uncu yıldönümü. O zamandan beri, hep birlikte bazı gelişmelerle sonuçlanan bir dizi ortak iş yaptık; özellikle Latin Amerika’da neoliberal ittifaklara müdahale edebildik ve doğayı gerçekten kutsayacak adil kalkınma için çeşitli alternatifler yarattık.

Bu on yılda aynı zamanda sistemik bir krizin püskürmesine ve gıda ve çevre krizi, finansal ve ekonomik kriz şeklinde genişlemesine ve bunun yarattığı göç ve yerinden edilmelerde, sömürüde, borç düzeylerinde ve toplumsal eşitsizliklerde artışa tanık olduk.

Sistem içindeki sürekli karlarını azamileştirmeye çalışan ana aktörlerin (bankalar, ulusötesi şirketler, ana akım medya, uluslararası kurumlar vs), müdahaleci savaş siyasası, insani misyon olarak yutturulan askeri işgaller, doğal kaynakların yağmalanması, tüm halkların sömürülmesi ve ideolojik manipülasyonda oynadığı rolü ifşa ediyoruz. Aynı zamanda bu aktörlerin bizim toplumsal hareketlerimizi çıkarları doğrultusunda sosyal sektörlere fon vererek soğurma girişimlerini de deşifre ediyor, ve bağımlılık üreten yardım yapma yöntemlerini de reddediyoruz.

Kapitalizmin yıkıcı gücü, dünyanın her köşesindeki insanların hayatlarının tüm unsurlarını etkiliyor. Yine de her gün yağmacı sömürgeciliği ortadan kaldırmak ve hepimizin iyiliği ve onuruna ulaşmak için mücadele eden yeni bir hareketin yükselişine tanık oluyoruz.  İlan ediyoruz ki, biz, insanlar onların krizinin bedelini ödemeyeceğiz ve kapitalizm içinde de krizden kaçışın olmadığını görüyoruz. Bu gerçek, bizim toplumsal hareketlerimize şunu tekrar tekrar hatırlatıyor: Kapitalizme karşı mücadelelerimize rehberlik edecek ortak bir stratejiyi bulmak üzere bir araya gelmek.

Uluslötesi şirketlere karşı savaşıyoruz çünkü onlar, su, hava, toprak, tohum gibi ortak değerleri, kamu hizmetlerini ve yaşamı özelleştiren kapitalist sistemi destekliyor. Uluslötesi şirketler özel şirketlerle ve özel ordularla yaptıkları sözleşmeler yoluyla savaşları teşvik ediyor. Bunların yayılmacı politikaları yaşamı ve doğayı tehlikeye atıyor, toprağımıza el koyuyor, genetiği değiştirilmiş gıda ve tohumlar yaratıyor, insanların gıdaya erişim hakkını engelliyor ve biyoçeşitliliği yıkıyor.

Tüm insanların kendi yaşam biçimlerini seçmede özgür olmasını istiyoruz. Yerli üretimi destekleyecek politikalar uygulanmasını, tarımsal işlere onurunun iadesini ve atalarımızdan kalan yaşama ait değerlerin korunmasını istiyoruz. Neoliberal serbest ticaret anlaşmalarını reddediyor ve tüm insanlık için hareket özgürlüğü talep ediyoruz.

Bizler, Güney ülkelerinin borçlarının koşulsuz olarak silinmesi için hareket halinde olmaya devam edeceğiz. Aynı zamanda Kuzey ülkelerinde de kamu borçlarının sosyal refah devletini ortadan kaldırır biçimde adil olmayan politikalar çerçevesinde kullanılmasını kınıyoruz.

G8 ve G20 zirvelerinin yapıldığı her zaman dünya çapında HAYIR demek için ayaklanacağız. HAYIR! Biz meta değiliz! Bizi ticaretinize konu edemezsiniz! Biz, iklim adaleti ve gıda egemenliği için savaşıyoruz. Küresel iklim değişikliği kapitalist üretim, dağıtım ve tüketimin bir ürünüdür. Ulusötesi şirketler, uluslararası finans kuruluşları ve bunlara hizmet eden hükümetler sera gazlarını azaltmak istemiyor. “Yeşil kapitalizme” inanmıyoruz ve biyoyakıt, genetiği değiştirilmiş organizmalar ya da yoksul insanları boş vaadlerle tuzağa düşüren, bunu yaparken de o insanalrın binlerce yıldır yaşadığı toprakları ve ormanları özelleştirip metalaştıran REDD gibi karbon pazarları oluşturma şeklindeki yanlış çözümleri reddediyoruz.

Gıda egemenliğini ve Cochabamda’da yapılan, tüm dünyadan çeşitli örgütler ve toplumsal hareketlerin katılımı ile iklim krizine karşı gerçek alternatiflerin ortaya konduğu Halkların İklim Değişikliği Zirvesinde varılan uzlaşmayı savunuyoruz.

Hep beraber, hepimiz, özellikle Afrika kıtası, Güney Afrika, Durban’daki COP 17  ve 2012’deki  Rio +20 zirvesinde, insanların ve doğanın haklarını geri almak için ve gayrimeşru Cancun anlaşmasını bloke etmek için HAREKETE GEÇELİM.

Bizler sürdürülebilir ve çitfçiye dayalı tarımı destekliyoruz. Bu iklim ve gıda krizine karşı tek çözümdür ve üzerinde çalışan herkesin toprağa erişimi hakkını içerir. Bu nedenle, bizler spekülatif arazi satışlarını durmurmak ve yerli çiftçilerin mücadelesini desteklemek için kitlesel eylemlere çağırıyoruz.

Özellikle askeri olarak işgal edilmiş bölgelerde, fakat aynı zamanda toplumsal hareketler içinde yer aldığı için suçlulaştırılan kadınları da etkileyen kadına yönelik şiddete karşı mücadele ediyoruz. Nesne ya da mal gibi görüldükleri, kendi bedenleri ve zihinleri üzerindeki kontrol hakkı tanınmadığı için ortaya çıkan kadınlara yönelik ev içi ve cinsel şiddete karşı mücadele ediyoruz. Kadınların, kız ve erkek çocukların ticaretine karşı savaşıyoruz. Kadına yönelik şiddete karşı dünyanın her yerinde, herkesi beraber mücadele etmeye çağırıyoruz. Cinsel farklılıkları savunuyoruz, insanın cinsiyetini kendisinin belirlemesinin bir hak olduğunu düşünüyruz ve tüm homofobik ve cinsiyetçi şiddete karşı çıkıyoruz. Barış için, savaşa, sömürgeciliğe ve topraklarımızın militerleştirilmesine karşı savaşıyoruz.

Emperyalist güçler, Honduras’da darbe sırasında ya da Haiti’deki askeri işgalde yaptıkları gibi, askeri üsleri çatışmaları tetiklemek, doğal kaynakları denetim altına almak ve sömürmek ve anti-demokratik inisiyatifleri desteklemek için kullanıyorlar. Afganistan, Irak, Kongo demokratik Cumhuriyeti ve pke çok yerde savaşları ve çatışmaları körüklüyorlar.

Baskıya ve insanların mücadelelerinin suçlulaştırılmasına karşı mücadeleyi güçlendirmeli, İsrail’e Karşı Küresel Boykot gibi kampanyalar aracılığıyla insanlar arasındaki dayanışma ve inisiyatifleri artırmalıyız. Aynı zamanda NATO hedefimizde, tüm nükleer silahların yasaklanması da mücadelemizin amaçları arasında olmalı.

Bu mücadelelerin her biri iletişim demokratikleşmeden ilerleyemeyeceğimiz bir fikirler savaşıdır da. İnsanlar için insanlar tarafından, gençlerin, köylülerin, kadınların ve yerli halkarın katılımı ile gelişen bir başka küreselleşmeyi inşa etmek mümkündür.

Toplumsal Hareketler Asamblesi, insanların özgürleşme ve kendi kaderini tayin hakkını desteklemek ve kapitalizme karşı mücadeleyi güçlendirmek için, tüm dünyadaki güçleri ve halk hareketlerini uluslarası düzeyde koordine edilen iki büyük eyleme çağırıyor:

Tunus ve Mısır halklarının mcüadelesinden ilhamla, Arap ve Afrika halkları ile uluslararası dayanışma göstermek, her adımlarının Filistinli ve Sahralı halkların direncini, Avrupa’da, Asya’da ve Afrika’da borçların ve yapısal uyum programlarının iptali mücadelesinin azmini, Latin Amerika’da derinden gelen değişimin gücünü artırdığını ilan etmek için, 20 Mart Uluslararası Dayanışma Günü çağrısı yapıyoruz.

Yolu üzerindeki herşeyi deviren bu sisteme karşı olduğumuzu birkez daha göstereceğimiz 12 Ekim Kapitalizme Karşı Küresel Eylem Günü’nde hep beraber hareket etmeye çağırıyoruz.

Dünyanın tüm toplumsal hareketleri, kapitalist sistemi yıkmak için küresel birlikteliğe doğru yürüyelim.

Biz kazanacağız!

İngilizce’den Ecehan Balta tarafından çevrildi.

 

Yazın Yayıncılık'dan

Mandel'in Marksizm'e Giriş'inin beşinci baskısı, Daniel Bensaid'in, yapıtı tarihsel bağlamına oturtan ve onu bir dizi anahtar sorunla güncelleştiren "Otuzuncu yılında Marksizm'e Giriş'e eleştirel bir giriş" önsözüyle birlikte yayınlanıyor.
Marksizm'e Giriş uzun bir pedagojik deneyimin ürünüdür. İstisnai bir açıklıkla marksist teorinin temellerini -tarihsel materyalizm, marksist ekonomik teori, işçi hareketi tarihi ve işçi hareketinin taktik ve stratejik sorunları- ortaya koyar.
Dolayısıyla içinde yaşadığı toplumu anlamak ve onu değiştirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir eserdir.
Yazar, Ernest Mandel (1923-1995), Frankfurtta doğmuş, 17 yaşında ailesinin sürgün olduğu Belçika'da sosyalist mücadeleye katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgaline karşı mücadele etmiş, toplama kampına gönderilmiş, oradan kaçmış ve yeniden yakalanmıştır.
XX. yy'ın ikinci yarısının en yenileştirici marksistlerinden biriydi.

 

Karl Marx'ın 1871 Paris Komünü'nü ele alan Fransa'da İç Savaş adlı kitabı, siyasal üçlemesinin son ve zirve yapıtıdır. Fransa-Prusya savaşının ardından kuşatılan Paris'te halk, güneşi fethetmeye cesaret ederek, kısa ömürlü Komün deneyimi ile bugüne kadarki bütün özgürleşim mücadelelerine ışık tutan bir mücadele yürütmüştür. Paris Komünü ve ondan çıkarılacak dersleri içeren bu kitaptaki temel konular yalnızca siyasal analizin vazgeçilmez kurucu unsurlarını vermemekte, aynı zamanda ve esas olarak insanlığın özgürleşmesinin, her türlü baskı ve sömürüden kurtuluşunun, doğrudan demokrasinin hangi temellerde gelişebileceğini göstermektedir.
Michael Löwy'nin önsözü Paris Komünün günceliğini irdelerken, Daniel Bensaid'in Komünden Devlet Devrim'e makalesi ise Paris Komünü'nden Rus Devrimi'ne giden yolda Fransa'da İç Savaş'ın derslerinin izini sürmekte.

Yazın Yayıncılıktan çıkan diğer kitaplar için...


Söyleşi: "Kıbrıs'ı Nasıl Bilirdiniz?"

Sevgi Göyçe'yi Kaybettik

YENİYOL Son Sayı

Etkinlik Takvimi

Mayıs 2012
P P S Ç P C C
29 30 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31 1 2

Kitap: "21. Yüzyılın İlk Devrimci Dalgası" - Foti Benlisoy

 

Kitap: " Fransa ve Yunanistan'dan, Arap Devrimi, 'The Occupy' Hareketleri ve Kürt İsyanına 21. Yüzyılın İlk Devrimci Dalgası" - Foti Benlisoy

Muhammed Buazizi’nin kendini ateşe vermesiyle Tunus’ta başlayan Arap devrimci süreci, ‘devrim’ kelimesini ‘bölgede’ ve dünyada gündelik kullanıma sokmuştu. Sonra, başta İspanya ve Yunanistan bir dizi Avrupa ülkesindeki kitle eylemleri, ‘öfkeliler’ (indignados) hareketi geldi, daha sonra da özellikle ABD’de ‘işgal et’ (occupy) hareketleri. Bu kez bir İspanyol devriminden, Avrupa ya da Amerikan devriminden bahsedilir oldu.

Şili’deki devasa öğrenci muhalefetine ‘penguen devrimi’ dendi. Türkiye’deyse Kürt isyanı, ya da ‘Kürt Baharı’ tabirleri giderek popülerleşti. Elbette çoğu abartılı tanımlama ve yorumlardı bunlar. Ancak devrimin kendisinin değilse bile lafzının, bir devrimin mümkün ve istenir olduğu fikrinin yaygınlaşması, yeni yüzyılın belki de en önemli, en şaşırtıcı sürpriziydi. Benlisoy'un kitabı devrimin ansızın ve ‘vakitsizce’ yeniden siyasal tahayyül dünyamıza dahil oluşuna dair sorular soruyor ve bu sorulara uçarı olmayan, teori ve gerçekle aynı anda bağını koruyan cevaplar veriyor…

 

 

Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol

SİTE İÇİ ARAMA